Şikayetname  

Posted by Asuman Yelen in




Sonbahara kış bulaştı

Metabolizmalar şaştı

Akıllar fena karıştı



Acelen neydi kış kardeş

Hani nire gitti güneş


Güz mü hazan mı bahar mı

İçinde keyf hüzün var mı

Hüzün ruhları yorar mı



Biz bunları tartışırken

Tatlı tatlı atışırken

Bir karanlık, bir kıyamet

Yüreklere doldu kasvet



Acelen neydi kış kardeş

Hani nire gitti güneş.



Asu iş bu hale şaştı

Eklem ağrıları coştu

Sözler beyninde uçuştu

Bu enfes (!) şiir oluştu.



Ah sonbahar, vah sonbahar

İnsanları ozan yapar

Ozanların arasına

Asu' yu da sazan yapar.



Herkese kayifli hafta sonları...

Sağanak...  

Posted by Asuman Yelen in

Gece bir telefon...

"Keşke hiç açmasaymışım" dedirten....

Bugün bir ani kararla çook uzun bir aradan sonra eski bir muhitte şaşkın avare

bir gezinti.

"Keşke hiç gitmeseymişim" dedirten...

Birdenbire başlayan şiddetli yağmurun paniğiyle kendimi içine zor attığım

bir taksi.

"Keşke hiç binmeseymişim" dedirten...

Bir şarkı yüzünden. Oturur oturmaz çalmaya başlayan, dışardaki sağanağın aynısını

bana yaşatan bir şarkı.

"Keşke o sırada çalmasaydı" dedirten...

Kader bu gün bana tuhaf bir oyun oynadı.





Muhitime girdiğimde yağmur dinmişti. Sol tarafımda devasa uzanan ormanın huzur veren

sessizliği, evimin karşısındaki parkın dost yeşili, arabadan inince yüzüme çarpan tanıdık

esinti, kapıda keyifle kuyruk sallayan "hadi hiç pabuçlarını çıkarmadan beni de gezdir"

dercesine muzip muzip bakan Paçozun varlığı...

Huzur yeniden.

"Keşke bugün evden hiç çıkmasaymışım" dedirten...



Paçozla hafif hafif çiseleyen yağmurun altında dolaşırken, içimden, beni her zaman etkileyen

ama bu gün içime işleyen bu şarkıyı mırıldanıyordum.

Sonra düşündüm.

Sadece, öyle duranlardan olmak... Galiba en iyisi bu...

Yaşamın Kelebek Dokunuşları  

Posted by Asuman Yelen in


Sonbaharın camımdan içeri girip yüzüme çarpan ilk yağmur damlalarıyla başlayan kelebek

dokunuşları aynen devam ediyor.

Dün çok uzaklardan gelen bir dost telefonu...

Bu sabah gezintisinde hiç tanımadığım bir kadından aldığım dost selâmı...

Okula giden çocukların Paçoz' a keyifle kuyruk sallatan dost dokunuşları...

Dönüşte (sabah 8 dolayları) sessizce asansöre binip çıkmak üzereyken açılan daire

kapısından uzanan Rayuş' un can yüzü, "Paçozu bırak ve gel" diyen tatlı sesi...

Ve kızarmıış yumurtalı ekmeklerin kokusu, fokurdayan çayın müzikal sesi, nar gibi

domateslerle beyaz peynir ikilisinin davetkar görüntüsü...

Oralara bir yerlere kıvrılmış uyuyan, uyanmış kuru mamalarını yiyen, uyku mahmuru

gerinen, şaklabanlıklar yapan muhtelif boy ve renkte kediler...

Daha fazlasına ihtiyacım yok. Eksilmesin yeter...

Yaygara 70 ve Ağabeyimin Platonik Aşkı  

Posted by Asuman Yelen in , ,


Dizilerden birinde Tülin Oral' ı yine ve doğal olarak büyükanne rolünde görünce Yaygara 7o

Müzikali aklıma geldi. Ağabeyim götürmüştü. Müthiş bir oyundu. Dev kadro, harika oyunculuk

Harika müzikler.(Cemal Reşit Rey) Sene 1970... Dormen Tiyatrosu...

Romeo Jülyet ' in müzikal komedi uyarlaması. İki Aile. Özkaralar ve Bozkaralar. Genç kız

Tülin Oral, delikanlı Kerem Yılmazer, aileler arasındaki bildik çekişme. Son Mutludur.

Erol günaydın yaşlı kadın rolünde müthişti. Şarkılar enfesti. Müzikler hala aklımda.

Bir de magazin haberi. Ağabeyim o gece Tülin Oral' a aşık olmuştu. (Tabii bekârdı)

Uzun süre de ismini tekrarladı durdu.




Bence hâlâ çok zarif ve çok güzel. Sizce de öyle değil mi?

Ve Sonbahar Şimdi...  

Posted by Asuman Yelen in


Ruhum ve blogum ona kayıtsız kaldı diye Sonbahar konusunda suçluluk duyuyordum

günlerdir. Meğer yağmuru bekliyormuşum...

Dün gece bir çocukluk şarkısıyla başlamıştım yazıma. (Sonra boynum izin vermedi bitirmeme)


"Kurumuş dallar sarı yapraklar

Ağaçlara veda eder

Onları alır hırçın bir rüzgar

Uzaklara sürükler...


Kurumuş dallar sarı yapraklar

Ne acıklı bir nasibiniz var..."

....

Devamını getiremedim. Unutmuşum.


Bir de benim Fikret' imden bir giriş...



"HAZAN TEYZE

O her sabah uykusundan


Uyanırken mahmur mahmur,

Baygın gözlerinde ağlamaklı


Bir mahrumiyet okunur.


Has
ta, yazık, Hazan Teyze;

Hicran oldu hali bize!"

............



Sonra baba şairlerden örnekler, ki bu gün onları yazmamaya karar verdim, çoğunlukla veda,

ayrılık, hicran, hüsran, gözyaşı, ölüm vs...

Düşünüyorum da, asla bir anlam veremiyorum.


Tarafsız olarak, bu sonbahar düşkünlüğümün yaşamımın içinde bulunduğum dönemi ile

bir ilgisi var mı diye, düşünüyorum, hayır. O anlamda Kış' ın ortalarında bir yerlerde

olduğumun da bal gibi farkındayım üstelik. Yani, kaçıp sığınma, kalıp demir atma

durumları yok.

Gerilere doğru gidiyorum. Emeklilikte, çay, sabahlık, camda yağmur damlaları, geride

müzik durumları mı cazip, bu mudur diyorum. Bu da güzel tabii, ama değil.

Daha gerilere gidiyorum. Çalıştığım dönemlere. Ev ve iş çıkışlarında başımı kaldırıp, havayı

en çok zevkle içime çektiğim mevsim sonbahar. En rahat vasıta beklediğim, en keyifle

yürüdüğüm...Hafta sonları sinemalar, tiyatrolar. Dost toplantıları...

Daha geriye okul dönemine gidelim. Okulu sevdiğim zamanlarda, tembelleşip okulu

kırdığım zamanlarda... Hep sevdim. Trençkotuma, şemsiyeme düşen yağmur tıpırtılarına kulak

vermeyi, saçlarımın ıslanmasını, ıslak saçla eve döndüğümde annemin "bu ne hal böyle" diyerek

telaşlanmasını...

Çocukluğumda da en çok hatırladıklarım yağmurlu günlere dair. En özeller, en güzeller...



Sonbaharın, özellikle yağmurun benim tüm yaşamımda belirleyici, yaşadıklarımı ve

hissettiklerimi vurgulayan, garip bir gücü var. Oldu, oluyor ve eminim olacak...

Özellikle yağmur, tün yaşadıklarımın altını çiziyor, tüm düşündüklerimi anlamlı kılıyor,

tüm duygularımı sevincimi, hüznümü, umudumu, sevgimi doruklara taşıyor.


Beni bırakalım. Yapraklar kızarıp, sararıp dökülüyormuş muş. Sonra? Ne olmuş yani?

Önce bizim gözlerimizi sonra ressamların tuvalini şenlendiriyorlar.

Sonra, toprağa karbon ve azot olarak karışıp yeni bitkilere kim hayat veriyor?

Kıyılarda denizlere uçuşanlar deniz yaratıklarını beslemiyorlar mı?

Ve görüntüleriyle benim ruhumu...

Güneş eskisi gibi ısıtmıyormuş. Biz değil miydik "yetti bu güneş" diye feryad edenl. Akşam

olmasını bekleyerek eve kapanan. Benim gibi akşam çıkamayanlar için ne önerilir?


Sonbahar geldi uyuma ve kapanma mevsimidir diyorlar. Pöh.

Şimdi atacağız kendimizi dışarılara. Dostlarla buluşacağız. Dantel muhabbetler, entel

sohbetler yapacağız. En güzel sezon filmleri sizi bekliyor.

Ve en renkli fotoğraflar süsleyecek blogları şölen tadında...






Hep sevgiyle kalalım...

6 Ekim 2011 de Bizim Buralar  

Posted by Asuman Yelen in


Müjdeler olsun Elif Hanım dönmüşşş!...


Sabah Paçoz' la gezinirken yine ok gibi geldi hayvanın üzerine.

Saçlar uzamış, boy uzamış, sesinden tanıdım. Kuş cıvıltısı-su şırıltısı tadındaki o coşkulu

sesle yine "ay ay Paçoş gelmiş" diye diye koşarak yanımıza geldi. Nasıl sevindim anlatamam.

Paçozun da kuyruğunu sallayışından sevindiği belliydi. Bir yıldır köydeymişler.

Bu yıl okula başlayacakmış. Onun için dönmüşler. Herhalde okul öncesi eğitim çünkü

5 civarı gösteriyor. Biz onunla konuşurken yere yakın sapsarı kocaman bir baş iki iri mavi

gözünü paçoza dikmiş yalpalaya yalpalaya bodoslama üzerine geliyor.

Aman zaman demeye kalmadan güler yüzlü sarışın genç bir kadın da peşinden

seğirtti. Küçük bey kardeşi, kadın da annesiymiş. Babayı bir yere uğurlamışlar çocuk peşinden

yaygaraya başlayacakken anne Paçoz' u gösterip dikkatini dağıtmıak istemiş. Görünen o ki

Elif Hanımın hayatı bu sene daha güzel geçecek anlaşılan geçen yıla göre.

Hem annesi yanında, hem yeni bir kardeşi var. Ne hoş...


Yüzümüzde tebessüm gezintimize devam ederken çocukların oyun alanından canhıraş bir

çığlıkla yerimizden sıçradık. Paçoz kuyruğunu kıstırdı, ben kim düştü, kime ne oldu diye

bakarken bir başka çığlık. Sonra tekrar diğeri. 2-3 yaşlarında iki oğlan kumlara oturmuş ses

yarıştırıyorlar. Kan tepeme sıçradı. Annelerine bakındım. Müdahale edecekler diye bekledim.

Gülerek sohbetlerine devam ediyorlardı. Bu da yeni trend oyun. Ne kötü...


Akşam üzeri kuaförümden dönerken bize yakın sitelerden birinin bahçesinde, apartman

girişindeki merdivenlerin önünde serilmiş uyuyan kocaman bir köpeğin önünden

geçip giderken "pat pat pat" sesleri duydum. Gözüm köpeğe ilişince gözleri hala kapalı uyur

vaziyette iken taşa serili kuyruğunu yere vurmağa başladığını farkettim. Gülüyordu resmen.

Durup bekledim. Çok hoş bir rüya görüyordu besbelli. Sonra ses arttı, ritim hızlandı hızlandı

sonra yavaş yavaş doğrulup gözlerini açtı, bir silkindi, gerindi, apartman kapısına

yaklaştı. Neden sonra kapı açıldı ve elinde yiyecekler ve su kabıyla bir kadın dışarıya çıktı.

Beklediğim süre hemen hemen beş dakikaydı. Demek ki kadın evde hazırlıkları yapmaya

başladığı andan itibaren hissedip uykusunda sevinmeye başlamış. Ne Hoş...


Parkın içinden geçerken asık suratlı çifti gördüm. Adam kaykılmış yatıyordu bu sefer.

Kadın da yanında dimdik oturmuş öylece boş boş bakınıyordu etrafına...

Bir gün de tatlı tatlı sohbet ettiklerini göremiyeceğim bu gidişle. Ne kötü...


Yazımı burada kesip bir koşu aşağıya indim. Pasta yemeye. Erdem' in diploması şerefine.

İkinci mühendisimiz de diplomasını aldı. Ne hoş...


Hep hoş şeyler yazmak dileğiyle...Hoş günlere...

Sen Bir Deryasın You Tube  

Posted by Asuman Yelen

İstanbul' un havasında ya da bende müthiş bir sıkıntı var. Müzik en iyi ilacıdır dedim. Eskilerden yenilerden. Sonra aklıma bu şarkı geldi. Tıklarken hiç şans vermedim kendime. O da ne. Onlarca versiyonu. Hepsini dinledim. Çocukken öğrenip söylediğimize ( sözler duyduğumuz gibi)en yakın olanını buraya ara ara dinlemek için elimin altına taşıdım.

Bu şarkıyı biz ağabeyimden öğrendik. İnanılır gibi değil ama 1960 yılında o tarihte elekrtiği bile olmayan Adıyaman' da. Lisedeki İstanbul'lu müzik öğretmeni çocuk şarkısı olarak öğretmiş. Youtube da da çocuk şarkısı olarak geçiyor ama aslında bakınca anlamı tam bir ergin meyhane şarkısı.

Demiryolunda çalışan adam her gün tam evinin önünden geçerken düdük çalar ve karısının da borozanla karşılık vermesini bekler. Ama bu kez geçerken karısı borozanı öttürmez. Adam da karısının mutfağa birisini aldığını kendisini aldattığını düşünür.

Bizimkiler evlendikten sonra ara ara toplandığımız Cumartesi gecelerinde de bağıra çağıra çığırıp şenlendiğimiz bu şarkı bana harika bir nostalji yaşattı.

Hey gidi günler..







I've been working on the railroad
All the livelong day
I've been working on the railroad
Just to pass the time away

Can't you hear the whistle blowing
Rise up so early in the morn
Can't you hear the captain shouting
Dinah, blow your horn

Dinah, won't you blow
Dinah, won't you blow
Dinah, won't you blow your horn
Dinah, won't you blow
Dinah, won't you blow
Dinah, won't you blow your horn

Someone's in the kitchen with Dinah
Someone's in the kitchen I know
Someone's in the kitchen with Dinah
Strumming on the old banjo, and singing

Fie, fi, fiddly i o
Fie, fi, fiddly i o
Fie, fi, fiddly i o
Strumming on the old banjo

Örnek Mücadele  

Posted by Asuman Yelen in , , ,


Biliyorum görüntü, taşıma çok acemice. Ben teknik özürlüyüm. Bu haberi videoyu çok daha iyi

sergileyecek yüzlerce blogger var içinizde.

Ama gelin içeriğe bakın derim ben. Gerekli yerleri tıklayın, görüntüleri seyredip olanı biteni

okuyup öğrenin. Tıpkı benim gibi, isyanla umudu, nefretle sevgiyi aynı anda yaşayacaksınız

eminim.

Çok özel bir ülke burası. Çok kötülerle çok iyileri çok uzun yıllardan beridir bağrında taşıyor.

Zaman zaman her şey kötüden yana diye düşünüp umudumuzu tam da yitirmeye

başlayacakken sevginin görünmez gücü görünür oluyor ve mucizeler geliyor.

Ormanda geceli gündüzlü nöbet tutup hayvanlara bakan, zehirlenmiş olanları yaşama döndüren

tüm gönüllü veteriner ve hayvan severlere sonsuz minnet ve şükranlarımı sunuyorum...










Ormanda köpek seferberliği







Arnavutköy Bolluca Ormanı'ndaki zehirlenen sokak köpekleri havyanseverleri seferber etti.

Habere Yorum Yazın Habere Puan Verin


Ormanda köpek seferberliği
İSTANBUL
29.09.2011 03:47:22

Videoyu İzlemek İçin Tıklayınız

DENİZ AYAS

Arnavutköy Bolluca Ormanı'ndaki zehirlenen sokak köpekleri havyanseverleri seferber etti. Sosyal paylaşım sitelerinde örgütlenen havyanseverler 4 saat içinde ormana seyyar bir hayvan hastanesi kurdu. İlk etapta 70 köpeğe müdahale edilirken durumu ağır olan 10 köpek veteriner kliniğine kaldırıldı.

Arnavutköy ilçe sınırlarında bulunan Bolluca Ormanı'na köpekleri beslemek için giden Burhan Özkan isimli hayvansever, köpeklerin halsiz olduğunu fark ederek durumu yetkililere bildirdi. Özkan, sosyal paylaşım sitelerinden de bölgeye yakın olan veterinerlerden yardım istedi. Olayı duyan birçok hayvansever, ormanda toplanarak zehirlenen köpekleri aradı.

Talep üzerine İstanbul Büyükşehir ile Fatih Belediyesi'nin de ilaç ve mama götürdüğü ormanda bulunan zehirlenmiş haldeki yaklaşık 70 köpeğe, kurulan seyyar hastanede serum takıldı.

Durumu ciddi olan 10 köpek, hayvanseverler tarafından veteriner kliniğine götürüldü.

Bölgede bulunan hayvanseverler, sabaha kadar köpeklerin başında nöbet tutacaklarını söylediler.


Blog Widget by LinkWithin