
Hafif bir baş, orta şiddette boğaz ve çok şiddetli sırt ağrıları içinde kanepede uzandığım
yerden arada uyukluyarak TV izliyorum. Üçüncü filmden sonra baş ağrımın artmasından
korktuğum için Hollywood a istemeyerek veda ettim. Sese gürültüye pek tahammülüm yok,
şöyle kulağa hoş gelen, yormayan bir müzik olsun diye oradan oraya atlarken temiz beyaz
yüzlü efendiden bildik bir yüz çıkıyor karşıma. Ses de yumuşacık. Acılı bir tebessümle giden
sevgiliyi geri çağırıyor.
Omzumda başın eksik, yatağımda kokun
Tenimde tenin eksik, gel de bir dokun
Gecelerden uykum eksik, yüzde tebessüm
Elimde elin eksik, yaşlı hep gözüm
Çok hüzünlü geliyor. Ne yaşıma başıma ne de şu anki ruhiyatıma uyan bir yanı yok.
Tam kumandayı elime almışken devamı geliyor kulağıma
Ne oluuuur dön geriiii sevindirmeee elleriiii ...
Hoppalaaa diyesi geliyor insanın. Kuuzum, evlaadım. Biricik sevdiğini kaybetmişsin. Zaten
derdin boyunu aşmış. Gözyaşların sel olup taşmış. Uykuların kaçmış. Hasretinden yanıp
tutuşurken eller nereden düşer ki aklına. Aşkınızı nasıl yaşadınız ki ayrılıkta elleri düşünürsün.
Sevda dediğin iki kişiyle yaşanmaz mı. Başkaları birden yok olmaz mı. Ben öyle bilirim.
Böyle bir sevgi yaşanırken öyle mutludur ki insan, kimseleri gözü görmez. Herkesi
herşeyi sever. Etrafında düşman kalmaz. Belki daha çok artar ama sen görmezsin.
Sevgiye yoğunlaşmışsındır . Tüm kötülükleri, kıskançlıkları yok sayarsın.
Böyle bir sevginin ayrılığı da iki kişiliktir. Tüm acı, tüm hasret o yeri doldurulamıyacakmış
gibi görünen kapkara yokluğa yoğunlaşır. Aranan, özlenen sadece gidendir.
Tabii ki yaşanan arı-duru gerçek bir sevgiyse.
Sevindirme elleriiii.... derkeen?
"Ah Ayşe, nasıl da bırakıp gidersin beni. Hani o taç yaptığımız çiçekler. Hani kuşlar ağaçlar.
Hande şimdi uçuyodur sevincinden. 'Beni almaz mı, oh oldu Ayşe de terketti gitti, kaldı
bi başına' diyodur eminim. Ya annen, bir türlü içine sindirememişti beni. Ne olur dön
geri, omuzumda başın eksik. Gözlerim hep yaşlı. Sensiz uykularım yok. Bir de o sinsi
ablanın pis pis sırıtması geliyo gözümün önüne, hepten uykularım kaçıyo."
Biraz abarttım galiba. Ama düşünmeden edemiyorum. İnsanın aşkını, acısını adam
gibi yaşamasına engel olan bu "eller" nasıl bir güç böyle.
Çok ama çok büyük bir güç olduğu kesin. Özellikle bizim gibi gelişmekte olan, içe dönük,
gelenekçi ve okumamış oranı yüksek ülkelerde.
Dünyanın hiç bir ülkesinde, bu kadar geniş kapsamlı, her konuya el atan, kitleleri
ve doğrudan bireyleri (olumlu ya da olumsuz) etkileyen, görünür ve görünmez bir sivil
toplum örgütü bulunduğunu sanmıyorum. Belli bir merkezden yönetilmezler. Her bir
bireyi kendi başına buyruk çalışır. Okul dönüşü gözü saatinde, 'onbeş dakika geciktin',
market dönüşü gözü poşette, ' yine tükkanı yüklenmişsin ' diyen camdaki komşu teyze
benim örneklerimden biri olabilir. Bazan da gruplar halinde çalışırlar. Bazan bir kahveyi
kullanırlar, bazan da nöbetleşe takiptedirler. Tıpkı askerden döndüğünde ağabeyimi
yakalayıp, ' kızkardeşlerin temiz, tebrikler, görevimiz sona erdi ' babında bir rapor vererek
zavallıyı afallatan bıçkın Fatih delikanlıları gibi.
İlerleyen yıllarda "başta bi büyük yok ne giren belli ne çıkan, hadi hafta içi gündüz
çalışıyolar hafta sonu nerdeler" diyen apartman sakinleri, "bekâra ev mev vermeyiz"
diyen ev sahipleri.
"Şu ikisini bi karşılaştıralım" diyen işgüzar tanımadığımız çöpçatan tipler. (Dostlarım böyle bir
şeyi denemeye bile kalkışmazlar hışmımdan korkarlar.)
Ve daha kimler, neler...
Bu örgütten ne ölçüde korunabileceğiniz, sizin yetiştirilişiniz, karakteriniz, görgünüz,
tahsiliniz, yaşam biçiminizle bağlantılı olarak değişebilir. Hiç zarar görmemek, en azından
rahatsız olmamak mümkün değildir.
Çok uzun zamanlardan beri bu örgütün işgüzar kişilerinin ataklarından bol bol nasibini almış biri
olarak, aynı oranda büyük dersler aldığımı da söylemeliyim.
Bu güne gelecek olursak, tonton emekli teyze tadında yaşamımı sürdürürken ve herkes
gibi görünür görünmez dost ve düşmanlara sahip olduğumun bilincinde, bir de ek bir
karanlık örgütü, muhayyel düşmanı da düşünerek yaşamımı düzenlemeye asla niyetim yok.
Yaşadığım güzel bir şeyi "düşmanlar çatlasın" düşüncesiyle abartmadan "dostlar sevinsin"
diyerek anlatırım. Üzüntümü sıkıntımı da asla "düşmanlarım sevinecek" korkusuyla
dostlarımla paylaşmaktan kaçınamam. Ya da başka bir nedenle.
Tabii ki "yen içinde kalması gereken kırık bir kol" değilse.
Nazar değme ihtimalini yok saymam ama dua ile savuşturulacağına inananlardanım.
Dostluklar kurar, yeni dost seçerken ve o dostluğu yaşarken, başkaları ne der, birileri
gücenir mi diye asla düşünmem. Kimseyi kimseden saklamam.
Benim üzüntümle sevinecek, sevincimle üzülecek kişilerin, benim yapmak istediğim
herhangi bir şeyi varlıklarıyla engellemesine asla izin vermem.
"Ah guzzum şu başımdaki akılla, şu öğrendiklerimle senin yaşında
olabilseydim keşke "
diyen anneannemi nasıl da güzel anlıyorum :) Nurlar içinde yatsın...
Sevgiyle kalın...

Akşam masamı toparlarken gözüme kutunun içinde birikmiş not kağıtlarım ilişti. Duyduğum,
gördüğüm ilginç şeylere dair ipucu cümlecikler. Çoğunu unutmuşum. Şöyle bir göz atıyorken,
kendimi bu postu yazar buldum...
İlk küçük notum Ayçi'den. Sevgili dostum Şünter' in güzel kızı yetenekli
profesyonel fotoğrafçı Ayçi' nin blogundaki enfes bir fotoğraftaki bir yazı o kadar
etkilemiş ki hemen kaydetmişim.
Görüldüğü gibi yazı aynen şöyle:
"Demir tava geldi kömür bitti.
Akıl başa geldi ömür bitti."
Bu anlamlı ve çaresiz olgunluk dersini, ihtimal ki, on sekizimizdeyken birilerinden,
belki anneannem ya da babaannem veya bir komşu teyzeden duyduk ve güldük geçtik.
Ne yaşanırsa yaşansın. Gezmek, görmek, okumak, acı çekmek yetmiyor bilinçlenmek için.
İlla ki zaman dolacak. Tıpkı meyvalar gibi olgunlaşmak için yeterli sürenin geçmesi gerek.
Bu buruk filozof havasından sıyrılalım, biraz neşelenelim derseniz....
Bu not da TV. den.
Şimdilerde başlamış olması gereken bir diziyle ilgili.
Yeni bir dizi tanıtımından diyaloglar. (En az on kere işittiğim bir tanıtım)
Bir genç kızın doğum günü kutlanıyor. Her seferinde arkam dönük olduğu ve
tek bir şeye odaklandığım için ayrıntıları bilemiyorum.
Ortada bir pasta var muhtemelen. Kız mumları söndürürken birşeyler dilemek istediğini
söylüyor.
Baba:
"Birşeye sahip olmak için pasta üfleyip dilemene gerek yok. Biz çok zenginiz. Bana söylemen
yeterli. Sana istediğin her şeyi alırım " diyor
Biliyorsun ki biz çok büyük bir servete sahibiz."
Anne oradan atlıyor:
"Benim ailemin desteğini unutuyorsun. Babamın katkıları olmazsa sen bu günleri zor görürdün."
Ece Uslu' nun anneyi oynadığı bu diziyi bu saçma tanıtım yüzünden (ki adı geçen sanatçıyı
çok da beğenirim) seyretmeyi baştan reddettim.
Kalabalık bir mekanda eş dost toplanmış tam pasta kesilirken böyle saçma bir
diyalogu geçirmek akıl işi değil. Bir yapımcının bunu gözardı etmesi en azından seyırciyi
hafife almak demektir. O kadar da değil artık.
Güya ilk bölümde seyirciye aile ile ilgili bilgi veriliyor da bunu daha zamana yayarak
yapmak varken acele yüzünden ortaya böyle bir abukluk çıkıyor.
Allahtan bu tür ayrıntılara dikkat edilerek insanı şaşırtacak kadar özenli çekilmiş
güzel hayli dizi var ve bu abes şeyler dikkati çekecek kadar azınlıkta.
Bir başka diyalog, seyrettiğim gün beni çok etkilemişti. Aynı gün gelen Paçoz' un veterineri
bir çok şey gibi bunu da unutturdu. O cümleyi kaydederken niyetim bununla ilgili uzun uzun
yorum yapmak, tek bir post hazırlamaktı. Şimdi kafamı toparlayabileceğimi sanmıyorum.
TRT kanallarından birindeydi sanırım. Sabah haberlerinde bir adli vakayla ilgiliydi. Sunucu
genç bir adama kendisini aldatıp kaçan karısıyla ilk karşılaştığı an neler hissettiğini
sordu. Kavruk gencin bezgin bir görünüşü vardı. Cevap çok çarpıcıydı.
"Birden karşıma gelince kafam karmakarışık oldu. Önce müthiş bir öfke duydum. Sonra
şiddetli bir korku öfkemi bastırdı. Önce onu vurmaktan korktum. Sonra vuramamaktan
korktum."
Önce onu vurmaktan korktum. Sonra vuramamaktan korktum.
Küçük bir kağıda karalayıverdiğim büyük ikilem. Kocaman bir çaresizlik. Hiç düzelmeyecek
gibi görünen aksine giderek kronikleşen toplumsal yaralarımızdan birinin en yalın
ifade biçimi.
Aslında üzerine yazılacak o kadar çok şey var ki...
Sonuncu notu ben yazmadım.
Bugün gittiğim alışveriş merkezinin servis aracında, ön çaprazımda oturan ben yaşlarda
bir hanımın çantasından çıkarıp incelediği küçük alacak listesinden bahsetmek istedim son
olarak. Tatlı niyetine.
En üstte büyük harflerle şöyle yazıyordu.
1- BİR KUTU TAVŞAN KANI
Gülmekten kendimi alamadım.
Yurdum insanı hem çayı hem de mizahı çok seviyor.
Tıpkı benim sevdiğim gibi...
Herkese güzel bir Pazar diliyorum...
Sevgiyle kalın.

Öğlen Rayuş fincanıma baktı baktı, tek kaşı havada bana çevirdi bakışlarını:
"Sen bir şeyleri kuruntu etmişsin yine . Nedir??"
"Yooo, nerden çıkardın. Gaayet iyiyim."
"Hadi hadi, burada öbük öbük sıkıntılar çıkmış."
"Öbük öbük de ne??"
Ay ne bilym, hem köpük köpük, hem de öbek öbek. Birleştirivermişim kafamda.
Hiç şaşırmadım. Biz bunu hep yapıyoruz.
Çoğu ailede olduğu gibi bizim de kendimize göre bir jargonumuz, sadece birbirimizin anladığı
eskilerden gelen ve bu gün olduğu gibi aniden ağızdan çıkıverip ilave edilen kelimelerimiz
mevcut. Eminim bu abuk öbük lafı da yerleşecek literatürümüze.
İşte size anneannemden kalma bir kelime. Feniks. Sanıyorum bizden başka kullanan yoktur.
Zaten bir Rayegân kullanır, bir de ben. Bazan delikanlılar da. Ama sıkı sıkı tembihlidirler. Sadece
evde. Sabah Rayuş telefon açar :
"Ninom günaydın nasılsın?" "İyiyim sen nasılsın?" "Yaa bu sabah biraz başım feniks kalktım."
Allah rahmet eylesin anneannem biz gençler biraz fazla gürültü yapınca (yaşı seksenin
üzerindeydi) bağırırdı: "Yavaşın kızlar, bu ne gürültü, başım feniksidi."
Çocukkan ablamla evcilik, daha doğrusu senaryolar üretip üslendiğimiz rolleri, oynarken
kelime konusunda tıkanırdık. Çerden çöpten bir aparat uydurur, bir isim
koyamadığınız zaman uydurduğumuz hep aynı kelime yetişirdi imdadımıza. Triko. Örneğin
"masuscuktan" ekmekleri ıslatır, bölüp şekillendirir, bulduğumuz bir tahta parçasına yerleştirir
ateşe koyup "masuscuktan" kızartırdık. (Sonra o ekmekleri henüz bir bebek olan zavallı Rayuşa
"sahicikten" yedirirdik.) İşte o tahta parçasının adı "börek kızartma trikosu"
olurdu. Bunun gibi "....karıştırma trikosu" "...ezme trikosu" uzar giderdi. O tarihlerde triko
kelimesi gerçek anlamıyla geçmemişti hayata. Ya da biz duymamıştık.
O günlerden bu günlere, kah bilgisizlik ve çaresizlikten, daha sonra büyüklerden duyduğumuz
komiklik olsun diye kullanmaya başlayıp yaşamımıza soktuğumuz kelimeler var var olmasına da
esas en kötüsünü şimdi anlatacağım.
Gençlik yıllarımda bir şarküterinin ışıklı tabelasına kocaman "...... Şarküteli" yazdığını görmüş
gülerek bizimkilere anlatmıştım. Şaklabanlık olacak ya başladım o şekilde kullanmaya. Tabii
kendi aramızda. Sonunda olan oldu. Yaş ilerledi, kafa karıştı. Şimdi zaman zaman karıştırıyorum.
Emin olun bu gün bu satırları yazarken bile emin olmak için Can' a odasına seslendim hangisi
doğru diye. Şimdi hatırlamadığım, şaklabanlık yapayım derken üzerime yapışan ve zaman zaman
beni orda burda rezil eden birkaç kelimem daha var.
Yaşlılık rezillik diye boşuna dememişler :)))
Herkese iyi haftalar diliyorum...
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...12 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
Paadişaanın üç kızı varmış. Bir gün onları yanına çağırmış. "Hadi bakiim cevap verin" demiş. "...
-
Büyük Usta, önündeki devâsâ tuale son rötuşlarını yapıyor... Önündeki dev palete göz atıyorum. Hemen hemen boşalmış gibi. Yeşili çoktan sıyr...
-
Biraz umut kırgın gönüllere, biraz ışık fersiz gözlere, biraz teselli yaslı ailelere, biraz güç yorgun vücutlara, biraz neşe gülmeyi unutan ...
-
Dışarda şiddetli bir fırtına var... Camların uğultusu İçerde Mary Hopkin' in duygulu sesine karışıyor. "Those were the day...
-
Birkaç gün önceydi sanırım. Son zamanlarda sıkça olan yine tekrarlanmış, sabah saatlerinden itibaren ikindi vaktine kadar süren elekt...
-
Yine bir küçük seyahat ve bir parça nefes. Çok ihtiyacım vardı. Tam zamanıydı yine. Umarım tüm sıkıntılarımı ve ağrılarımı bırakır d...
-
Saat 16.00 Dışarıda yağmur yağıyor. Oda sıcak ve aydınlık. Radyoda Türk Sanat Müziği çalıyor. Yeni başladığım örgüm elimde. Kedim ...
-
"Hadii hadii toparlayın ortalığı, çekin dağılmış sararmışları, yeni brokolileri devreye sokun hadii..." Pazarcının el çırparak g...
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren
