ümit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İki kardeş, bir baba , bir muhtar.  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,

Yine önyargılar.. Yine biz.. Çocuklar mı yarışıyor..Asla seyretmem. Süsler püsler, büyümüş de küçülmüş haller, ajitasyon çabaları, acıklı hikayeler, göz yaşları. Çocukların ortaya koyacağı müzik kakafoniden öteye gider mi ki.

Son üç bölümünü seyrettiğim (bu geceki tekrar) "Bir Şarkısın Sen" yarışmasından bahsediyorum. Baştan seyretmediğime üzülmedim desem yalan olur. Çok ciddiye alınmış bir organizasyon. Yukarıda saydığım olumsuzluklar asgari düzeyde. Müzikalite ise mükemmel.
İzlediğim kadarıyla çocuklar da gayet mutlu. Hayatlarının fırsatını yakalamışlar. Çok güzel eğitildikleri sergiledikleri performanstan belli.

Size özel olarak bahsetmek istediğim, beni (bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum) allak bullak eden, ekran karşısında Cumartesi gecesi ve bu gece saatlerce ağlatan ve çok iyi biliyorum ki aklıma her geldiğinde gözlerimin dolmasına sebep olacak dört güzel insan. O kadar güzeller ki insanla, insanlıkla ilgili zihnimize çakılan tüm olumsuzlukları çıkarıp atıp, yeniden ümitlenmemizi, hayata bağlanmamızı sağlıyorlar.

Sahnede yarışmacılardan Ceylan var. Kalın kaşlarının altında iri güzel gözleri, narin yüz hatlarıyla, her an ağlamaya hazır kırılgan haliyle, sakin, abartısız bir biçimde türküsünü söylüyor. Seyirciler arasında gözleri çocuksu bir heyecanla parlayan gururlu bir baba oturuyor. Esmer, kavruk, bıyıklı hayli genç bir adam. Ondaki bu çocuksu, saf, temiz heyecanı, ışığı, güzelliği farkedip takibe alan yönetmeni ayakta alkışlamak lazım. En azından benim bu güzel duyguları yaşamamı sağladığı için onu ben alkışlıyorum.

Ceylan türküsünü söylerken sahneye takım elbiseli, neredeyse Ceylan'ın babasına kardeş kadar benzeyen bir adam giriyor. Sunucular takdim ediyorlar geleni. Ceylan'ın köyünün muhtarı. Heyecanına rağmen kendini güzel ifade edebilen biri. Bir slayt getirmiş. Büyük ekranda harika bir resim. Ön planda ağaçlar, yeşillikler, geri planda sıra dağlar. Ceylan heyecanlı, gururlu anlatıyor. "Abimle ben sabah gün ışıyınca atlarımıza biner hayvanlarımızı bu dağın arkasına götürür, akşam hava kararınca döneriz." Muhtar, en büyük dileğinin köyünün hep ağaçlıklı ve yeşil kalması olduğunu söylüyor. Ceylanı, onu oraya nasıl getirdiğini anlatıyor. Yapımcılara teşekkür ediyor. Sunucu kolunun altındaki plaketi hatırlatıyor. Hemen takdim ediyor.

Tüm bunlar olup biterken yönetmen babayı hiç unutmuyor. Muhtar içeri girdiği sırada ayağa fırlayıp çocuksu heyecanla alkışlamasını, muhtar sunucu kızımızın elini öptükten sonra yanlışlıkla başına koyduğunda, diğer sunucunun şakacı bir üslupla yaptığı sitemi izlerken o çocuksu gülümsemenin nasıl çocuksu bir korkuya dönüştüğünü, sonra rahatlayıp tıpkı bir çocuk gibi el çırpışını, kızıyla ilgili söylenen her şeyi onaylar tavrını, köyün sorunlarını dinlerken saygıyla ciddileşmesini, hep birlikte izliyoruz.

Sonra bir sürpriz daha. Ceylan'ın ağabeyi geliyor sahneye. Takım elbiseler içinde, son derece güleç yüzlü, yağız bir delikanlı. Tabii ki heyecanlı fakat o da birkaç cümle konuşabilecek kadar cesaret sahibi. Yanık sesiyle bir uzun hava çekiyor. Elini kolunu nasıl kullanacağını göstermişler besbelli, ama o abartıyor. Yüzü sürekli gülüyor. Kızkardeşi, geride ağlıyarak izliyor.

Baba artık sunucunun da dikkatini çekecek kadar coşkulu, gururlu, mutlu. Kendini hiç saklamıyor çünkü. Havalara da girmiyor. Hislerini kontrol etme gereği de duymuyor. Coşkusu, önüne balonlar dökülmüş bir çocuğunki kadar yalın. Etrafa ışıklar saçıyor. Erol Evgin onu seyırcilere takdim ediyor. "Aslanlar gibi iki evladın babası" diyerek. Utancı da coşkusu kadar çocuksu. Ama kesinlikle ezik değil. Ayağa kalkıyor, herkese teşekkür ediyor.

Bu yazdıklarımın, pek ilgi çekeceğini zannetmiyorum. Duygularımı ifade edebildiğimi de. Hatta okuyan herkesin "eee, ne var bunda şimdi ağlayacak" dediğini duyar gibi oluyorum. Ama ağladım işte. Uzun zamandır ağlayamadığım kadar ağladım ve ferahladım.

Normal şartlarda, beni bu derece gözyaşlarına boğacak kadar güzel insan hikayelerini, sadece kendim okumak üzere bir deftere kaydeder, zaman zaman da yalnız kendim okurum. Ama bu gece bunu paylaşmak istedim. Benim izlediklerimi benzer duygularla izlemiş olabilecek sadece bir kişinin bile varlığı beni mutlu etmeye yetecek sanki. Böyle yoğunluktaki bir coşkuyu paylaşabilmek. Bir blogum olmasını en çok da bunun için istememiş miydim!...

Hep sevgiyle kalın...

Blog Widget by LinkWithin