paylaşım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dostluk...  

Posted by Asuman Yelen in , ,

Kalamış, 1 Aralık 2011



Can dostlarım Ender, Ferzan ve Sevil...


Bu güneşli İstanbul günümü daha da aydınlattığınız için,

kırk üç yıllık dostluğunuz için

çok teşekkür ederim.

İyi ki varsınız ve,

çok değerlisiniz...


Yıldönümü  

Posted by Asuman Yelen in , , , , ,

Nihayet birlikteyiz.

Muzip bakışlı bir çift göz, "hadi kalk bakalım ya benimle oynamaya devam et, ya da git bilgisayarının başına şu bir türlü yazamadığın yazılarına başla, ayıptır yetmiş milyon insan yılbaşından beri nefeslerini tutmuş seni bekliyor” diyor, ağzında mavi çorabımın tekiyle, yorgunluktan ters dönmüş kulakları, ıslak , kara burnu, halıya serili kocaman vücuduyla, sevgili köpeğim PAÇOZ (ben çoğu insan gibi kızım demeyeceğim) hala hafif –hafif sallanan kuyruğuyla adeta koltuğumu işaret ederek.

Şaka bir yana, başlayabildiğim için gerçekten çok mutluyum. Bunu yapmak, yani bilmediğim bir yerde yaşayan, tanımadığım tek bir kişiyle bile sevincimi hüznümü, düşüncemi paylaşabilmek duygusu beni çok heyecanlandırıyor.

Tevfik Fikret “Kırık Saz” isimli kitabının bir yerinde “kaari”lerine yani okurlarına ;
“Siz ey bilmediğim, görmediğim okurlarım!
Diye sesleniyor. Sonra ilerleyen satırlarda şöyle devam ediyor;

“Siz ki , en doğru gören bir bakış ve vicdanla

Uzaklardan bana bakmaktasınız ; bir şey ummadan

Ve yazdıklarıma karşı hiçbir minnet duymadan…

Şiirlerimin yüzüne böyle sakin sakin bir bakış , ne kadar içten bir bakıştır!

Bütün bunlar, bu yazılmış, unutulmuş şeyler

Hep o içtenliğe kapılarak toplanmıştır.

Kim bilir, belki içinizden biri, bir derdinizin,

Belki küçük ve değersiz bir benzeri olur;

En yüksek hayat sürenler bile, duygulanmada,

En basit yaşayanlar gibidir…

Hep aynı çamurdan bu yığın!”

Evet.

HEP AYNI ÇAMURDAN BU YIĞIN.
17-18 yaşlarında iken sevdiğim ve çoğunu ezbere bildiğim şiirleri yazdığım, şimdi sayfaları sararmış defterimin, ilk sayfasına büyük harflerle yazdığım birkaç alıntıdan biri. O tarihlerde anlamını biliyor muydum? Pek sanmıyorum. Ya şimdi? İliklerimde hissediyorum.
Garip bir başlangıç yaptığımın farkındayım. Biraz komik bir giriş, çok felsefi bir kapanış. Tıpkı kafam ve ruhum gibi, biraz karışık.

FİKRET ve PAÇOZ. Aslında her ikisi de benim için çok kıymetli.
Birincisi her gece başucumda duruyor.
Diğeri her gece ayağımın üstünde uyuyor.

Tekrar görüşmek üzere...

12.2.2009


Tam bir yıl önce bu gün bloggerler mahallesine taşındım.

Çocukluğumda her yeni şehre tayin olup gittiğimizde sevinç dolu bir heyecan duyar, mutlu mesut her çocuk gibi yeni mutlu mesut çocuklarla çabucak kaynaşır (bana göre bütün çocuklar mutlu mesuttur, çocukluklarını yaşayabildikleri sürece) hep gülerdim. Öyle güleç yüzlüydüm ki bana tanıdık tanımadık bazı teyzelerin "ah yavruum güler yüzün hiç solmasın inşallah" dediğini bunun beni şaşırttığını hatırlıyorum.

Yaşım ilerledikçe, iyi niyetin, tebessümün, içtenliğin pek de önemsenmediğine, hatta sayıları azımsanmayacak bir gurup insanın, ki ben onlara 'her zamanki şüpheciler' diyorum, "mutlaka altında bir şey vardır" yaklaşımı yüzünden dünyanın giderek tadının kaçtığına, yaşamın çekilmez hale geldiğine üzüntüyle tanıklık ediyorum.

Kirada oturduğum sürece İstanbul' un her iki yakasında da bir çok mahalle değiştirdim. Gittiğim her yerde karşılaştığım, görüştüğüm görüşmediğim yığınla insan oldu. İyi niyetli başlangıçlar, kimi zaman yeni dostluklarla çoğu zaman da hayal kırıklıklarıyla sürdü gitti. Yaşadıkça, gördükçe öğrendim ki insanoğlu hep aynı ve benim için endişe eden teyzeler çok haklı. Güler yüzler soluyor. Yaşam ayrı, insanlar ayrı bunun için ellerinden geleni yapıyorlar.

Bu yeni mahalleye de aynı heyecan ve iyi niyetlerle taşındım. Bu sefer çok farklı olabilirdi çünki bambaşka bir alemdi adım attığım. Taşınmadan önce şöyle iyice bir gezinmiş, kendimi harikalar diyarındaki Alice' e benzetmiştim. Forum ya da agoradaki gezgine veya. ( Bknz. Hep sevgiyle kalın, otokontrol ikiyüzlülük mü) Atina' nın Roma' nın özgür meydanlarında dolaşıp her gösteriyi izler gibi dolaşmış ve izlemiş, heyecanla kendi yazacaklarımı tasarlamaya başlamıştım.

Yazmak çok güzeldi. Yazdıklarımın okunduğunu görmek beğenildiğini işitmek çok daha hoştu. Aynı şeyi ben de yapmalıydım. Beni mutlu eden şeyi ben de başkalarına yapmak istedim. Olabildiğince çok gezdim blogları. Beni ağlatacak kadar güzel hikayeler, şiirler. Korkunç yetenekler. Müthiş yaşam hikayeleri. Mutlu insanlar, hüzünlü insanlar. Aşka aşık olanlar, yaşamlarından bezenler. İnce ruhlular, küfürbazlar, edepsizler, alaycılar. Komikler, gülmesini bilmeyenler, mizah duygusu olmayanlar. Tepeden bakanlar, kendilerini çok önemseyenler, kendi dertleri ile hoş olup okura el çekmesini söyleyenler, kendilerini blog için helak edenler, nitelikçiler, nicelikçiler, incelikçiler, namütenahi, her tür insanı barındıran bir mahalleydi bu. Çok naif hikâyeler yazıp forumlarda küfredenleri gördüm. Yazılarını nakış gibi işleyip okuruna gözyaşı döktürecek kadar hoş şeyler hissettirenlerin, insandan hatırdan selamdan kelamdan bihaber olduğunu gördüm.

Ve yeni dostlar, dostluklar. Hayatı güzelleştiren paylaşımlar. Tüm güzelliği ile sevgi. Özen. Güven. İçtenlik. Sevinçte, kederde bir olmak, bütün olmak. Geçmişi ve bu günü paylaşmak. Kilometrelerce mesafeden birilerinin yüreğine dokunabilmek.

Galiba bu mahallede mutluyum ben.

Hep sevgiyle kalalım...

Mim kardeşliği  

Posted by Asuman Yelen in , ,


-->

Sevgili Arkadaşım Leylak beni mimlemiş. Şu meşhuur 7 ilginç yan meselesi...
Blog işine yeni girdiğim zaman her gördüğümde düşünmüştüm bu “mim” n’ola ki diye. Mimlenmek ilk görüşte kötü çağrışımlar oluştursa da aslında, bu alemde bir sevgi ,dostluk değer verme göstergesi olarak artık zihinlerimizde cevabını bulmuş durumda .
Ağustos ayında bu mim bana gelmiş ve ben de yedi ilginç yanımı sıralamışım. Şimdi kendimi tekrarlamamak için başka yedi antikalığımı düşünüp duruyorum da o kadar çok ki hangi birini yazsam diyorum. Başlayalım bakalım…
1-Zihnim ve etrafım iyice dağılmadan asla bir şey üretemiyorum. Fotoğraf çekerken, objeleri yan yana getirip dakikalarca milim milim düzenlerken ya da doğada ilginç bir şey yakalayana hatta deklanşöre basana kadar yüzüme ateşler çıkar, beynim uğuldar zihnimden olmadık şeyler geçer, evdeysem her yer darmadağınık olur. Bittiğinde uzanıp dinlenme ihtiyacı içindeyimdir. Resim yaparken, yazarken hatta bir ölçüde yemek yaparken bile durum böyledir.
2-Alışveriş beni rahatlatır. Satın aldığım şeyin ne olduğu önemli değildir. Tercih yapmak gerekirse mutfak eşyaları diyebiliriz. Bir de yağlı boyalar, rengarenk fon kartonları. Onları seçip, rulo yapar, koltuğumun altına sıkıştırır, evime dertlerimi unutmuş olarak dönerim.
3-Tagore’ un (dostlarım bıktı benim Tagorumdan) “Büyüyen Ay “ ını her elime alışımda lk parçadan itibaren ağlamaya başlarım. Bu ferahlık veren bir ağlamadır. (Eser acıklı değildir.)
4-Sinirlenince aklım daha çok çalışır. Daha çok çözüm üretirim. Keyfim yerindeyse beynim tembelleşir.
5-Yolda sokakta Paçoz’ u seven herkese çok güler yüzlü davranırım. Bu yüzden başım zaman zaman derde girer. Bazen tinerci ergenlerle, bazen yaşlı çapkınlarla.
6-İnsanlara değer verme, onları sevme konusunda (bu söylediğimin romantik konularla uzaktan yakından ilgisi yok, yanlış anlaşılmaya), çok gayretkeşim. Hiç gereği yokken kendim çalar kendim oynarım. Yorulunca da otururum popomun üstüne. Neden böyleyim bilmiyorum. Sanırım kalbim çok ritmik çarpıyor.
7-Kendimden bahsetmekten hiç hoşlanmadığımı zannederken, eşle dostla beraberliğimde hep bundan kaçınırken hatta ilk yazmaya başladığımda bunu hiç yapmayacağımı kesin bir dille belirtmişken, (sonra o bölümü ters düştüğüm için silip attım) uzun zamandır bundan zevk aldığımı görüyorum ve bu benim için de yeni bir ilginç yanım olarak su yüzüne çıkmış bulunuyor.

Pas atmaya gelince...
Sanıyorum kimse kalmadı cevaplamayan. Kalan varsa izin veriyorum cevaplayabilir :)))
Herkese mutluluk diliyorum...


Blog Widget by LinkWithin