Sizi bekliyor deniz
Mayoları giyiniz
Geldi şirin tatilim.
İlkokul üçüncü sınıftayken tatil konseptli şiir ödevi olarak yazdığım çook uzun ve çok değerli
eserimin (her birinin son satırı "şirin" yerinde güzel, tatlı vs...tatilim şeklinde uzayıp giden)
aklımda kalan tek dörtlüğü malesef yukarıda yazdığım enfes satırlar.
Geçenlerde yeğenler bendeydi. Televizyondan kulağıma çalınıveren bir şarkı hatırlattı bana bu
dörtlüğü. "Kokun hep burnumda burcu burcu, hastayım olamadım taburcu" mealinde bir şey.
Delikanlılarıma bu dörtlüğümü okudum. Gözlerinden yaş geldi gülmekten. Meğer bu şarkının
söz yazarı çok meşhur bir deyim ve tam kafiye canavarıymış. Meşhur kim varsa herkes kapış
kapış alıyormuş şarkılarını. Allah yolunu açık etsin ne diyebilirim.
Yurdum televizyonında ilginçlikler bitmiyor.
Birisi yanık yanık uzun hava söylüyor. Hafif de efkarlıysan, ki aksi ne mümkün, sen tam kendini
kaptırmış dinliyorken, tam ortada kesiliyor ve bir lavuk çıkıp patlatıyor reklamını. Ürün ne mi?
İnanmayacaksınız ama tuvalet kağıdı. Bir sivri akıllı reklamcı, "uzun" kelimesinden mülhem bu
iki kavramı birleştiriyor. Biri ruhumuzu temizliyor diğeri ...tööbe tööbe...
Muhtemelen aynı sivri akıllı kişi "klasik" kelimesini baz alarak Mozart'ın Türk Marşı ile (yanlış
hatırlamıyorsam) cazır cazır sucuk kızartıp klasik markalı sucuğu sunuyor. Bu kez ruh ve mide
ikilisi besleniyor...
Anneler gününde naif bir ses, son zamanlarda duymaya alıştığımız, içli, çocuksu, kırılgan bir
edayla "annem sen şunu yapansın, bunu yapansın, sen korursun, sen sararsın" diye şarkısını
söyleyip tam onikiden vurmuşken bir anlıyoruz ki bizi ağlatan ağlak kızcağız, meğer esas övgüyü
bir buzdolabı markasına yapıyormuş.
Geçenlerde yeni bir dizi başladı, dönem dizisi hem de bizim gençlik dönemimiz diye atladım.
Anadolu şehirlerinden birinde geçiyor. Ne de tanıdık. Baba hakim. Kocaman bir ev. Bir dadı.
Şapkalı şık kıyafetler, şımarık, kaprisli, fazla özgür kızlar. Sık sık balolar tertipleniyor. Kıyafetler
tavırlar, yapay fazla Avrupai. Sadece ilk bölümü seyredebildim. Hele bir sahne, akıllara seza.
Birinin evliliği kutlanıyor. Düğün değil de tanıştırma balosu. Neyse orkestra bir yandan çalıyor.
Yeni evli çift dansa kalkıyor. Masadakiler hadi siz de dansedin, biz de dansedelim diyorlar,
sonuçta aralarında genç bir adamın müthiş bir vals ustası olduğu söyleniyor ve adam partneriyle
piste fırlıyor. Orkestra çalmaya başlıyor. Çalan ne mi. "La Komparsita". Gümbür gümbür La
Komparsita eşliğinde uça uça bir güzel vals yapıyorlar ki sormayın gitsin. Pes doğrusu.
Bu arada bazı şeyler de o kadar iyi geliyor ki insan ruhuna. Söylenen sözler, okunan şiirler.
Örneğin Ezel' de tüm o silah sesleri ölümler arasında geçiveren Edip Cansever şiirleri, özlü,
yaşama dair hoş cümleler. Muhteşem Yüzyılda Süleyman' ın Hürrem' e yumuşacık sesiyle
okuduğu Muhibbi (kendi maslahıymış) dizeleri...Geçen hafta dikkatimi çeken, bu hafta özette
tekrarlanınca hemen bir yere not ediverdiğim iki dize...
.......
"Hayatının baharındayım diye gururlu olma
kendini tane gibi harmanda gör."
Ne kadar doğru öyle değil mi...
Yine aynı şeyi yaptım. Komik başladım, şaklabandan, filozofa anlık bir geçiş.
Hoş görün. Çok üşüyorum gecenin (sabahın) bu saatinde ve madurum ve mazurum bu yüzden.
(BöyleceYahşi de hakettiği ilgiyi görmüş oldu)
Sevgiyle kalın...

Bir saat kadar önce Koray aradı. Bilmeyenler için, ablamın oğlu... Bayramdan
sonra bu ilk görüşmemiz.
Ben, beni ihmal ettiği için yengeç yengeç gücenirken zavallıcık hasta
yatıyormuş.
Ateşi kırklara çıkacak kadar da kötülemiş üstelik...
Suçluluk duygumu bastırmak için bi güzel azarladım keratayı.
"Ben biliyordum böyle olacağını. Sana giderken söyledim. Öyle incecik gömlekle yaka bağır
açık... Aralık geliyor oğlum kış. Hava nasıl olursa olsun garantisi yok. Bi sıcak, bi soğuk."
Cevap ilginç olduğu kadar kahredici:
"Zaten sen çağırdın hastalığı. Söyleye söyleye getirdin sonunda. Yoksa benim hasta fala
n
olacağım yoktı."
Benim yüzümden az daha iş görüşmesini kaçıracakmış. Bakın hele... (Bu arada
hala iş bulamadı garibim)
Benzer bir durumu birkaç gün önce Rayuş' ta da (kızkardeşim) yaşadım.
Öğlen vakti, malum kahve faslımız. Bir yandan kahveyi karıştırıyor, arada da
dönüp bana bir şeyler anlatıyor.
Kabahat bende bi sus değil mi. Yoo, olur mu...!
"Aman , dikkat, lafa dalıp kahveyi taşıracaksın. Hele bi pişsin altını kapa sonra konuşuruz ..."
"Yok, bakıyorum sen merak etme .." demeye kalmadan kahve taşıverdi ocağın üstüne.
Oğlak kardeşim dikti çeneyi havaya demez mi :
"Aslında taşacağı falan yoktu. Zorla çağırdın."
Bu da yeni adetimiz. Başımıza gelen her kötü şeyi biz çağırıyormuşuz da haberimiz yokmuş.
Artık sık sık şöyle muhabbetler geçiyor aramızda:
"Gelirken başımı kaldırdım bir de ne göreyim, ay yusyuvarlak. Desene bu gece bana uyku yok."
"Zorla çağırıyorsun sıkıntıyı. Aklına getirmesen mışıl mışıl uyuyacaksın
aslında."
Halbuki eskiden bu diyalog şöyle gelişirdi:
"Bütün gece bi sağa bi sola döndüm durdum. Bi sıkıntı, bi şişkinlik..."
"Çok normal . Dolunayı görmedin mi...!"
Ne değişti şimdi? Gerçekten ben yıllardır her dolunayda aynı sıkıntıları yaşarım.
Bu hesapça, şimdi ben, bu saptamayı yaparak, yaşayacağım bütün dolunaylar için çekeceğim
sıkıntıları peşinen çağırmış mı oluyorum...
Hadi canım...
bu güzel Sonbahar havasında,
bu güzel mekanda,
güzel dostlarla birlikte,
Münir Nurettin' in güzel şarkıları eşliğinde
güzel sohbetlerlerle dolu,
güzel bir gün geçirdik.
Not:Yağacak yağmur ihtimaline karşı şemsiye, ihtiyati tedbir olarak bir kenarda bulunsun diye baston alınca, bir de otobüs, dolmuş kullanmak zorunda kalınca fotoğraf makinemi yanıma almadığımdan bu güzel mekanı cep telefonuyla alelalece çekilen bu çirkin fotoğrafla
sergilemek zorunda kaldım.
Yağan yağmur bu kez bana bir demet gül, gözyaşları ve küçük kahkahalarla karışık, anı dolu, geçmiş dolu bir sohbetle içilen onlarca bardak çay, konuşarak ve susarak geçirilen, çıtırdayan soba kadar sıcak bir öğleden sonrası muhabbetini hatırlattı. Aynı sıcaklıkla devam edecek olanların ilkini.
Ve çok sonrasında ve sıklıkla ve derin bir hüzünle dinlenen bu çok güzel şarkıyı.
Aysel Gürel' i ben bu şarkısından sonra yürekten sevdim.
gözlerin su yeşili
Gözlerin Su Yeşili
Birdenbire çıkıverip gel,
Şaşırsın kalbim sesimden önce.

Ne güzel olur
Bilsen ne güzel
Çıldırırım ben seni görünce..

Önce yokluğunu anlatırım sana
Sonra geçer aynaya süslenirim
Sonra da mavi bir çaydanlıkla
Sana sıcak bir çay demlerim.
Kokulu otlar tüter tablada
Anlat derim nasıldı uzaklar?
Beni unutmadın ya..
Gözlerin yine öyle su yeşili
Birdenbire çıkıverip gel,
Şaşırsın kalbim sesimden önce.
Ne güzel olur
Bilsen ne güzel
Çıldırırım ben seni görünce..
Aysel GÜREL
Kadıköy İskelesinin önündeyim. Biraz telaşlı, biraz da gerginim. Biraz sonra farklı bir deneyim yaşayacak, önce ruhunu tanıdığım ve çok sevdiğim bir dostumun suretiyle karşılaşacağım. Başka bir deyişle, ruhlar tene bürünecek.
Sevgili arkadaşım Sünter ve kızı Ayci' yi bu duygu ve düşüncelerle beklerken onların da benzer duygular içinde olduğunu varsayıp, ilk karşılaşma anı için bir muziplik düşünüyorum. İki hanım karşıma gelince şaşırmış gibi yapacak, bir ona bir diğerine bakacak, "hanginiz annesiniz" diyeceğim.
Sünter sevinmiş görünecek, Ayçi gülecek, o anı gülerek atlatmış olacağız.
Saat geliyor, telefonlar ediliyor ben bulunduğum yeri söylüyorum, Sünter beni gördüğünü söylüyor (bastonum beni ele veriyor) ben ise kendime kızarak hala göremediğim için hayıflanıyorum. Bu arada karşıdan gelen biri telefonla konuşmakta olan kot pantalonlu iki fıstık genç kız burnumun dibinde durmuş gülerek bana bakıyorlar.
GERÇEKTEN ŞAŞKINIM. Bakışlarım süratle ve bir kaç defa birinden ötekine gidiyor. Hiç farkında olmadan soruyorum. "Sünter hanginiz???" Sanırım onlar bu duruma alışkın. Pek şaşırmıyorlar. Sadece halime gülüyorlar. Bense şaşkınlığımı uzun süre üzerimden atamıyorum.

Önce hemen oradaki bir çay bahçesindeki tanışma faslı. Konuşacak o kadar çok şey var ki. Gelişine, sıraya koyamadan, bir sanal alemden, bir gerçek dünyadan, korkarım daha çok da ben, konuşuyoruz, gülüşüyoruz. Öyle candan insanlar ki anlatamam. Sohbetimiz çayımızdan sıcak. Ayci ile fotoğraftan konuşuyoruz. Sünterle blogdan, ailelerimizden, geçmişten, gelecekten bahsediyoruz. Cümleler birbiri ardına dökülüyor. Öyle ki, bir saat geçiveriyor da anlamıyoruz.
Sonra ver elini Kalamış. Hava güzel. Mekanın bahçesindeyiz. Ortam sakin. Yediğimiz içtiğimiz bizim olsun diyelim. Yine konuşuyoruz, anlatıyoruz.Güzel Ayci' yi bir randevusu olduğu için uğurluyor, güzel anneyle başbaşa bir saat daha geçiriyoruz. Sohbet derinleşiyor. Duygular, sohbet koyulaşıyor. Söz biter mi. Hele de ilk defa bir araya gelinmişse. Bitmiyor da zaten. Tatlı tatlı uzayıp gidiyor..
Hava güzel, ortam güzel, sohbet güzel ama ne çare ki İstanbul büyük, zaman kısa.
Her güzel şey gibi, bu hoş beraberlik de bitiveriyor.

Bindiğim dolmuşta sırtımı koltuğuma yaslayıp gülümsüyorum. Mutluyum. Günüm güzel geçtiği için. Dost hanem gittikçe kalabalıklaşıyor.
Hep dost kalmak ümidiyle...
Sevgiler...
Tuhaf Bir Düğün -3
Posted by Asuman Yelen in arkadaş, cezerye, dedikodu, dostluk, kahvaltı, sıkma, sohbet, tantuni
Oh be… diyoruz. Oooohhh beeee Özgürlük…
Önce adam gibi bir kahvaltı. Hanimiş bizim sıkmalarımız..
Tam on sekiz kişiyiz. Özel çay demletiyoruz. Tereyağlı reçelli mükellef bir kahvaltı önce… Karınlar doyunca keyifler yerine geliyor. Önce bir fasıl kendimizden bahsediyoruz. Emekliler işlerinden, çalışmayanlar evlerinden. Mersin buram buram yanıyor. Her birimizin elinde bir yelpaze. Ben yine deliler gibi cep telefonumu arıyorum karışık çantamda. Sema güneş gözlüğünü otobüste bırakmış. Herkes unutkanlık üzerine bir olayını anlatıyor. Birimiz anlatırken diğerlerimiz, "aynı" "tıpkı" sözleriyle onaylıyoruz.
Gözüm Hatice’de. Eğer değişmediyse, en eğlenceli fasıl onun dilinin altındaki baklalarda saklı. Okul zamanında, bütün haberler ondan alınırdı. Kim birisiyle çıkmaya başlasa ilk ondan öğrenirdik. Bizim İngilizceci ile diğer İngilizcecinin aralarındaki ilişkiyi de ilk o anlamıştı. (Sonra evlendiler). Çaktırmadan birer ikişer başlar ona dönüyor. Sorgu sual başlıyor. Önce kısa süren Almanya macerasından, orada yaptığı altı ay süren evliliğinden bahsediyor. Sonra, ilginç bir kaç dedikodu. Sonra beklediğimiz an geliyor.
“Kızlaar, biliyor musunuz, İnci bu evlilikten pek de memnun değil” diyor Hatice, sarı saçlarını savurarak. Herkes derin bir nefes alıp sabırla bekliyor. “Kız tarafı memur damat istemiyormuş. Kızın yengesi arkadaşına anlatıyordu duydum.” Nevin titizleniyor. “Çocuk İktisat mezunu değil mi? Hem bildiğim kadarıyla iki yıl da Amerika’da kaldı. Lisan da var.” Ben de giriyorum lafa. “Bir bankada müfettişmiş”. Hatice muzip muzip gülüyor. “Kızın babası kuyumcuymuş. Paraya para demiyormuş. Düğünü de onun için Hilton’da istemişler.” Müberra sigaradan kalınlaşmış sesiyle devam ediyor. “Yaa sahi ben de lavaboda ellerimi yıkarken duydum. İncinin kocası bu düğün için bankadan yüklü bir miktarda kredi çekmiş.” Yavaş yavaş kızmaya başlıyoruz. Dedikodunun zevki, yerini İnci için duyduğumuz endişeye bırakıyor. Sen yeme içme, varını yoğunu her şeyini tek evladın için seferber et… Yediğimiz Tantuni’nin etleri boğazımızda düğümleniyor. Sema hepimiz adına bağırıyor. “Başka kız mı yokmuş.” Hatice olaya vakıf. “Gençler birbirlerini sevmişler. İki yıldır çıkıyorlarmış. Görmüyor musunuz damadın sevinçten nasıl da gözü parlıyor?” Keyifler iyice kaçıyor.
Cezerye torbalarımız ellerimizde, evin yolunu tutuyoruz. Kapıya yaklaşınca üç ayrı guruba ayrılıyoruz. Birden girip moral bozmayalım diye. Hayli büyük olan ev, adeta boşalmış. İnci’nin rengi biraz daha iyi. Hepimize candan sarılıyor. Tabii biz de ona. Onu da aramıza alıp sohbet ediyoruz. Eski günlerden bahsedip iyice keyiflenmesini sağlıyoruz.
Akşam yatma vakti geliyor. Bizi kapıda karşılayan sinirli sıska hanım (sonradan gelinin annesi olduğunu öğrenmiştik) kapıdan başını uzatıyor. İnci’ye sesleniyor. “Dünürcüm, arkadaşlarının bir kısmını bize götürmeye geldim. Bu kadar kalabalık, bir eve nasıl sığar.” Hatice’nin yüzünde garip bir gülümseme beliriyor. “Çok naziksiniz Nural Hanımcım benim de
size kanım nasıl ısınmıştı. İnci’nin hısmı bizim de hasmımız -ay pardon dilim sürçtü- hısmımız sayılır.”
Sarı saçlarını savuruyor. “Hadi kızlar, Nural Hanımın
bu nazik davetini geri çevirirsek ayıp olur.”
Devamı yarın...
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
İyi ki iki kez sınıfta kalmışım lise ikide. Kalmışım da bir sene de evde oturmuşum. Bakkal dümbüllüye her gidişimde pijamasıyla daml...
-
Hızla yanlarından geçıp gidiyordum ki ağabeyin sesini duydum. "Sakın birbirinizin elini bırakmayın. Yanımdan ayrılmayın. Caddeye de fır...
-
Paadişaanın üç kızı varmış. Bir gün onları yanına çağırmış. "Hadi bakiim cevap verin" demiş. "...
-
Akşamlar inerken mavi sulara Bir kırık cam olur ufukta güneş Vecdine layık o hülyalı bakışlara O hem bir neşedir hem de elem ruhlu eş....
-
Güneşli bir Pazar gününe uyandım... Boyun, sırt, bel ağrısı, gaz sıkıntısı, kafa çınlaması, ruhumdaki ağırlık, beynimdeki karmaşa, k...
-
Yine aynı şey oldu. Minik bir bir dileğim hiç beklemediğim bir şekilde gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerde televizyonda, internette, en sevilen...
-
İyisiyle, kötüsüyle, güzeliyle çirkiniyle bir yazı daha devirdik. Bekle beni İstanbul. Sıra sende. Biraz da orada sevinip...
-
Geçenlerde kızkardeşlerin en tatlısı elinde devasa bir poşetle kapımdan içeri girdi. Yüzündeki maskenin sıkıntısı, çok seyrek sokağa çık...
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren




