dünya kadınlar günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dünya Kadınlar Günü  

Posted by Asuman Yelen in , , ,


Kadın emekçilerinin mücadelesi 1800 lü yıllarda ABD' de kadın tekstil işçileri tarafından başlatılmış. Çalışma şartlarını beğenmeyen ve hakettiklerini alamayan kadınlar sonuçta greve gitmişler. Patronlar yayılmayı önlemek için grevci işçilerin üzerine kapıyı kilitlemişler. Bu arada aniden başlayan yangın sonucu 129 kadın işçi yanarak ölmüş. Sonraki senelerde hareket yayılarak devam etse de somut bir sonuç alınamamış.

Dünya kadınlarına ait bir günün ilan edilme kararı 26-27 Ağustos Kopenhag Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında kabul edilmiş. 1912 yılından itibaren de kutlanmaya başlanmış. 8 Mart olarak kutlanmasına da 1921 yılında karar verilmiş. Dünya savaşlarında kesintiye uğramışsa da 60 lı yılların sonunda önce ABD olmak üzere birçok dünya ülkesinde yeniden kutlanmaya başlamış.

Dünya Emekçi kadınlar günü 1977 yılında da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu' nda resmen kabul edilmiş. Türkiyede 1975 yılından itibaren çeşitli etkinlik ve yürüyüşlerle kutlanmış, kongreler düzenlenmiş, 1980 askeri darbesiyle kutlamalar 1984 e kadar kesintiye uğramış, 1984 yılından sonra günümüze kadar sayıları gittikçe artan kadın kuruluşlarının katılımıyla kutlana gelmiştir.

Çeşitli kaynaklardan öğrendiğimize göre tüm dünyada kadınlar iş gücünün % 65 ini oluşturduğu halde gelirin sadece % 10 una sahip olabiliyorlar. Ülkemizde ise bu durum daha da içler acısı boyutlarda. Bu sömürüye ilave olarak, dayak yiyorlar, üstlerine kuma getiriliyor. Töre, ilkel kıskançlık cinayetlerine kurban ediliyorlar. Kızlar okutulmuyor. Küçük yaşlarda istekleri dışında evlenmeye zorlanıyorlar. Evlenir evlenmez çoğu şiddetle karşılaşıyor ve sosyal güvenceleri olmadığı için bu zulüm sürüp gidiyor.

Tüm bu gerçekler göz önüne alınınca 8 Mart Dünya Kadınlar Günü' nün "kutlanması" değil de "idrak edilmesi" gerekirken ve bu işlev kısmen yurdumuzda da birçok kurum ve kuruluşlarda çeşitli etkinliklerle yerine getirilirken, yığınlarla kadınımız da bir telaş kuaförlere, beyler zorunlu olarak kuyumculara koşturuyor. Çiçekçiler, bir çok mağaza ve eğlence yeri sahipleri Red Kit' in cenazecisi gibi zevkle ellerini ovuşturuyor. Keyifle ve hevesle "eller havaya" moduna giriliyor.

Artık biraz daha ciddileşmemizin zamanı gelmedi mi diyorum. Niçin hiç sahip olamadığımız haklarımızın, elde edemediğimiz özgürlüklerimizin, her alanda yok sayılan emeklerimizin, sırtımızdaki sopanın ve geçmişten geleceğe çok uzun bir hesabın üzerinde en azından düşünmek yerine "bir gün daha eğlenelim, ooh ooh eller havaya" diyoruz. Serdar Ortaç, Sibel Can ve diğerleri hiç bir yere kaçmıyor. Kutlanacak o kadar çok günümüz var ki.

Dünya Kadınlar Günü, tüm kadınlarımıza kutlu olsun...

İki Kadın  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,



“Gülşah sofraya dizdiği yemeklere son bir göz daha gezdirdi. Bamya, salata, iri iri turplar, maydanoz, ekmek, su, haşlanmış yumurtalar, bumbar, tamamdı her şey. Ziynet’ le ikisi oturmadılar sofraya. Ziynet’ in mangalda pişirdiği köfteleri erkeklerin önüne doldurdu.

Hasan’ a da ayırdı köfte. Kendisiyle Ziynet’ e ayırmadı. Hele bir erkekler yesin. Yemeği iştahla çiğneyen erkek avurtlarını seyretmek, görevini yapmışlık duygusu verir Gülşah’ a. İşte tam bu seyre hazır olduğunda açılıverdi kapı. Şaşırdı Gülşah. Sanki köfteler iyi pişmemiş, sanki sofrayı erkeklerin önüne zamanında sürmemiş, sanki eline bakan mideleri aç komuşcasına suçlu suçlu bakakaldı kapıya.”

Siyasi suçtan ötürü, Ankara’da bir yıl hapis yatan Oya, siyasi sürgün olarak iki buçuk aylığına Adana’ ya gönderilir. Orada bir otel odasında kalmakta ve her gün bulunduğu bölgenin karakoluna imza vermektedir. Oralarda tanıdığı Maraş' lı bir arkadaşı onu evlerine yemeğe davet eder. 12 Mart döneminin en karışık günleridir. Gecenin orta yerinde polisler evi basar.

“ Divanın ucuna ilişmiş oturan Oya, ev içi düzeninin bozuluvermesinden neredeyse memnun. Kapı açılana dek öylesine rahatsız, öylesine uyumsuzdu ki, ansızın açılan kapı rahatlık getirici bir yenilik gibi göründü ona. Sofranın tek kadını olması, Gülşah’ la Ziynet’ in sofraya oturmayıp hizmet etmeleri sıkıyor, böylece somutlaşan ayrıcalıktan utanıyordu. Hele Ziynet’ le Gülşah’ ın bunu doğal karşılamaları! Başka, kendilerine benzemeyen bir şey Oya. Hoş karşılıyorlar, bunun üstünde bile durmuyorlar.”

Okuduğunuz bu parçalar, Sevgi Soysal’ın “Şafak” isimli romanından alınmıştır. Aynı dönemde bir yıllık mahkumiyetten sonra Adana ’da sürgün yaşayan yazar, bu eserinde, o gece baskınıyla başlayan süreci anlatırken, tüm eserlerinde olduğu gibi, kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla karşılaştığı, önemsediği herkesi sade bir dille, yargılamadan, tüm gerçekliliğiyle betimliyor. Anlamağa çalışıyor.

Gülşah ve Ziynet’ ler, güzel Anadolu’nun , anaç, sevecen kadınları. Oya’ lar, Sevgi Soysal’ lar ,yurdumun, aydın, savaşçı kadınları. Tarlada, bankada çalışanlar. Yazan, çizen kadınlar.

Sevgi Soysal. Bana göre Türkiye’ de gelmiş -geçmiş, kadın yazarların en iyisi. Ölümünün üzerinden çok zaman geçtiği halde, dipdiri karşımızda duruyor ve göz kırpıyor. “ O günlerden bu günlere ne değişti ” dercesine.

Sonra … Bir diğer kadın

Masmavi gözleri, içten gülümseyişi, duru güzelliği ile Su Yücel. Heyecanla resimlerini gösteriyor, projelerini anlatıyor. Ekrandan yansıyan enerjisi ile adeta “siz oturun öylece” diyor. Bir bakıyorsunuz Buca’ da, bir evin bahçesine dizmiş rengarenk tuvalleri. Sonra, bir bakıyorsunuz, Diyarbakır’ da. Yüz kadının eline tutuşturmuş, yüz fırçayı.” Çizin ne isterseniz “ demiş. Birinden diğerine koşuşturuyor. İşin en güzel yanı da seyrederken onu, diğerlerinden ayırt edilemeyecek kadar onlardan oluşu. Giyimiyle -kuşamıyla, tavrıyla. Babası gibi, babası kadar insan, Londra’da doğmuş, Strasbourg’ da okumuş olan Su Yücel. Hasan Ali Yücel ’in torunu, Can Yücel’in biricik kızı, Su Yücel.

Bir derin uykudaydım ölümün içinden

Açtım ki gözlerimi

Bir suyun gölgesi gibi

Kendisi adeta bir suyun

Ayakucunda sen oturuyorsun.

Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum.

Can Yücel


Dünya Kadınlar Gününüz kutlu olsun.

Sevginin Aydınlığı  

Posted by Asuman Yelen in , , ,


Kumo, Calcutta’ da yaşayan, genç bir Hint’li kadındır. Çok genç yaşta, ölü bir bebek dünyaya getirmiş, bu yüzden çok hastalanmış, en çok da gözleri zarar görmüş, görme yetisini hızla yitirmeye başlamıştır. Tıp öğrencisi olan kocası , karısını adeta bir denek olarak görmekte, acemiliğine rağmen, hiçbir doktorun yardımını kabul etmeden tedavi etmeğe çalışmaktadır. Korkulan olur, Kumo gözlerini kaybeder.

Kocasını çok seven Kumo, başından beri kırılmasına, bu arada canının giderek yanmasına rağmen kocasının kendine (mesleki açıdan) güveninin sarsılmaması için tüm bu sıkıntılara göğüs germiş, ve sonuca da yine kocasına duyduğu sevgi yüzünden isyan etmeden katlanmaya çalışmaktadır. Kocası ise pişmanlıklar içindedir ve karısına, kendisini affettireceğine, ömrünün sonuna kadar onun gözü kulağı olacağına dair sözler vermektedir.

Yüce gönüllü Kumo, kocasının bu haline o kadar üzülür ki, körlüğünü unutup onu teselli etmeye çabalar. Hatta onun yeniden evlenmesi için ikna etmeye bile uğraşır. Kocası bu düşünceye şiddetle karşı çıkar. Bir daha yaşamının sonuna kadar o eve başka bir kadın getirmeyeceğine dair tanrılar üstüne yemin eder.

Hikayenin bu bölümünü Kumo’ dan dinleyelim.

“ -Ah dedim, neden böyle müthiş bir yemin ettin. Sırf kendi adi, bayağı zevkin için mi senin evlenmeni istediğimi sandın? Hayır! ... Ben kendimi düşünüyordum. Zira alacağın kadın gözlerim gördüğü zamanlar bana ait olan hizmetleri yapacaktı..

Kocam bağırdı: -Hizmetler mi!..Bunları hizmetçiler görür. Evime esir getirip, ona, tahtı bu tanrıçamla bölüşüp paylaşmayı teklif edecek kadar beni çılgın mı sanıyorsun?..

“Tanrıçam” kelimesini söylerken başımı ellerinin arasına aldı, ve alnıma bir öpücük kondurdu. Bu anda, beni öptüğü yerde ilahi aklın üçüncü penceresi açıldı ve gerçekten bir takdise nail oldum. Öz aklıma ..”Mükemmel!..” dedim. Artık, ev işleri ailesinin aşağı dünyasında ona hizmet görmeğe muktedir değilim. Fakat ben daha yüksek bir iklime, diyara çıkacak , yükseleceğim. Yukarılardan. Aşağıya takdisleri getireceğim. Benim için artık yalan, hile aldatma yok! Eski ömrümün bütün küçüklük ve ikiyüzlülükleri ebediyen yok edilecektir…”

Bu alıntı, Tagore’un “Acıkan Taşlar “ isimli öykü kitabındaki “ Görmeyen Gözler” isimli öyküden yapılmıştır. Öykünün devamında doktor , önce ünlü, sonra zengin olur. Hint geleneği gereği , yaşlı akrabalar tarafından yeniden evlenmeye zorlanır. Yeni gelen küçük kız, Kumo’nun asil davranışları ve samimi sevgisi karşısında , zaten istemediği bu evliliğe karşı koyar. Doktorun aklı başına gelir. Son mutludur.

“Sex and The City” , “ Desperate Housewives” kadınlarından sonra “Kumo” yaratık gibi duruyor karşımızda. Farklı kültürler , farklı kadınlar deyip geçebilir, ya da üzerinde sayfalarca konuşabiliriz.

“ Dünya kadınlar Günü “ öncesinde hiç olmazsa biraz düşünmeye ne dersiniz?

Tekrar görüşmek dileği ile…

Blog Widget by LinkWithin