Çok küçücükmüş, "baba, hadi aşıkım le" diye tutturduğu zaman.
Küçük teyzem uzun zaman
taklidini yapıp herkesi güldürdü. Meğer Sadettin Kaynak' ın
"aşığım Leylaya..." ya da benzer şekilde başlayan
bir şarkısını istermiş. Anlattıklarına göre bütün Sadettin Kaynak
şarkılarına baştan sona eşlik edermiş oyuncaklarını oynarken.
Sağlam kulak keşfedilince okula başladığında olmazsa olmaz
mandolinin yanına babacığım bütçeyi zorlayıp Hohner
akordeonu de ilave etmiş.
İstanbul' da kaldığımız sürece onun için herşey yolunda gitmiş. Anadolu faslı başlayınca
durum tersine dönmüş. Gezdiğimiz, biz çocukluğunu yaşayan kızlar için her biri ayrı bir
cennet köşesi olan tüm şehirler ergenlik çağına başlayan ağabeyim için
cehennemden farksızmış. O günlerden hatırladığım, asi bir çocuk,
disiplinli bir baba ve arada idare etmeye çalışan çaresiz bir anne.
Yanlış arkadaşlar, erken başlanan sigara, evden kaçmalar.
Antalya' da Lara plajına, Adana' da Karataş' a. Sandal tutup denize
açılmalar.
Babamın "hele bir şu kapıdan çıktığını işiteyim..." diye başlayan ültimatomu üzerine
"oğlum bak ben karışmam" diyen anneme söz verip ikinci kattaki evin balkonundan
atlayıp döndüğünde de "kapıdan çıkmadım ki" diye sırıtmalar. Cezalar, tokatlar.
Babamın doğduğunda " öyle bir evlat yetiştireceğim ki..." diyerek, Türkçe, Fransızca okuduğu
tüm bu konudaki kitapların işlersiz kaldığı çaresiz süreç.

Biz kardeşleri ile olan ilişkisine gelince...
Sanırım o yıllarda hayata karşı duyduğu öfkenin tüm acısını bizden çıkardı.
Ne mi yaptı?
Ne yapmadı ki.
Masa başında ders çalışırken annemin önümüze koyduğu kâselerdeki leblebileri
önce ağzına alır sonra çıkarıp bizi yemeğe zorlardı. Ya da boks maçı yapardı
bizimle. Bir yandan gardını alır biz ona vurmaya çalışırken suratımıza sağlı sollu tokatlar
inerdi. Tabii var gücüyle vurmazdı ama bazan kantarın topuzunun kaçtıuğı olurdu.
Hemen yan odadaki babama "baabaa" diye
seslenmeye kalkana tısnık gelirdi. O da ne ki diyeceksiniz. Fiske nin ağabeyim tarafından
sertleştirilip işkenceye dönüşmüş hali. Baş ve badem parmağını birleştirip naif alnımızın
otrasına öyle bir vururdu ki gözlerimizden yaş gelirdi.
Birlikte çok eğlendiğimiz günler de olmuştur. Müzik yaptığımız zamanlar. Sıcak güney
şehirlerinde taş evlerin serinliğinde oynanan pinaki, pis yedili, daha sonraları altmış altı.
AĞABEYİM VE BEN
Benimle olan ilişkisinden bahsetmek çok ilginç olacak.
Saçlarım çok zayıftı, o yüzden güçlensin diye hep kısa kestirilirdi. Adıyaman' a

gidene kadar sanırım annemle giderdik kestirmeye. Adıyaman' da kadınlar için
kuaför yoktu ve herekesin de saçı uzundu ailede.
Beni ağabeyim erkek berberine götürürdü.
Enseme yediğim usturalar yüzünden hiç bir zaman ağız tadıyla bir at kuyruğu
yapamamış, ensemi açıkta bırakacak bir model kullanamamışımdır.
Berber durumu Mersin' de de aynen devam etti. Benim saçım hep onunki kadar
kısaydı.
İş bununla bitse iyi...Beni alırdı karşısına, önce kafamı kendi briyantinine bular, ince,
kahverengi tarağıyla yanları arkaları kafama yapıştırır, alnımın üzerine gelen kısmı da
tıpkı kendi saçı (aynı zamanda, Elvis' in, Tommiks' in, Cliff' in, Troy Donahue' nun saçı)
gibi iki avucunun ortasında preslerdi. Akordeonun tuşlarında gitarın
tellerinde tüy gibi uçuşan parmaklar, bu işlemi yaparken
birer tahta parçasına dönüşür, canımı fena yakardı.
Ses çıkaramazdım yoksa tısnık gelirdi :) Peki bu kadar mıydı işkence?
Hiç olur mu...
Mersin' in öğlen güneşinde beni dama çıkarır, güneşin altında vıcık
vıcık briyantinli saçımın kurutulması işlemine geçilirdi. Mızırdandım mı aşağıya atmakla tehdit
ederdi. Bir kere sallandırdı da ikinci kattan. Attığım çığlıklar kulaklarımda hâlâ.
Arada eliyle yoklar incelerdi. İyice kuruyunca tarağı tel yumağı kıvamı yığından bir kez daha
geçirir (gözlerimden yaş gelirdi) tarağın izinin sabitleşmesini sağlardı. (Niyeyse)
Adıyaman, onun için tam bir talihsizlikti. En deli zamanlarıydı ve oradaki gençler daha da
deliydi. Hepsi ayakkabılarının üzerine basar, çoğu yanlarında bıçak taşır, okulda hocalardan
bıçak tehdidiyle not alırlardı. Mezarlıklarda yatanlar, ot kullananlar ve kimbilir daha neler.
Artık evden kaçışlar, direkt İstanbul' a idi. Harçlıklarını biriktirir yol parasını denkleştirir
denkleştirmez soluğu anneannemlarde alırdı.
Sonunda onu Adıyaman' da tutabilecek bir durum çıktı ortaya. Annemin bir arkadaşının
kızkardeşi. Dünyalar güzeli Nihan. Artık evde sürekli o konuşuluyor, anneme onunla ilgili
sürekli sorular soruluyordu. Annemse aslında İstanbul dönüşlerinde olacakları yüreği ağzında
beklemekten kurtulduğu için keyifli ama fazla da yüz vermemeye çalışarak tek kaşı havada,
soruları geçiştirmeye çalışıyordu.
Beni alır, bisikletinin arkasına oturtur, evlerinin önünde turlardı. Bir keresinde ne yaptı
ise ayağımı tekerin tellerine sıkıştırdı. Bir kere de kafa havada aniden onu görünce sanırım
sert bir fren yapıp beni düşürdü.
En kötüsü annemin gününde yaşandı. Nihan da ablasiyla birlikte bizdeydi. Ağabeyim bir
uğrayıp gitmek üzere geldi. Alt kattaki taş sahanlıktaydı. Şeytan mı dürttü ne oldu. Durduk
yerde "yukarda kim var biliyor musun" demek gafletinde bulundum. Çekip gittikten 5-10
dakika sonra bira şişeleriyle döndü. Yerdeki mindere oturdu. Hemen anneme haber verdik.
Misafir odasının kapısı sımsıkı kapatıldı. Annem yalvarır oğlum gözünü seviym bi delilik
yapma diye. Ağabeyim dellenir arada "Nihaan.." diye bağırır. Ablamla biz başında aleste
merdivene davrandığı an kollarından çekiştirip engel oluruz. Sonra bir arkadaşı bulunup
getirtildi, onu evden götürdü ve annem rahat bir nefes aldı.
Babam öldüğünde tam yirmi yaşındaydı. Delifişek delikanlının yerini
sorumlu, yaşından olgun bir ağabey alıverdi doğal olarak.
Anneme destek, bize hami olmayı bildi. Lise bitmişti.
Üniversite sınavında da güzel puan kazanmıştı ama bankaya girdi.
Babam ölümünden az önce ona Westminster marka bir akordeon almıştı.
Gözü gibi sevdiği akordeonunu anneme çamaşır makinesi almak
için satacak kadar sorumluluk sahibi bir evlattı artık.
Evlilik, çalışma hayatı, yeni sorumluluk, geç gelen evlat, güzel günler, kötü günler...
Çok vakit geçirdim evlerinde. Aylarca kaldığım oldu.
Hafta sonları genellikle kardeşler (giderek kalabalıklaşarak) bir araya gelirdik.
Birlikte müzik yapardık. O bas sesiyle
türkü ya da şarkıyı söyler, biz kızlar üç ayrı sesle ona vokal yapardık. Eskilerden,
yenilerden birlikte TSM okurduk. Şansımıza, yeni katılanlar da hep sağlam kulaklı
çıktı. Ya da hepsi de önce gizli sınav yaptılar bu konuda :)
Tatil günleri ya da emeklilikten sonra çok bunaldığı zaman (herkes gibi) bana kaçardı.
Önce eser, gürler, onu sinirlendiren şey (ler) neyse dökerdi içini. Ona neyin iyi geleceğini
öğrenmiştim. Hemen bir tava böreği yapardım. Arkasından da "Life goes on" kasetlerini
dökerdim ortaya. Daha müzik ve Jenerikle gözleri çocuksu bir sevinçle parlar, ardarda
beş-altı kasedi kâh gülerek kâh ağlayarak izlerdik. Ardarda içilen demli çaylarla birlikte
odayı sigara dumanına boğardık. Akşam, keyfi yerine gelmiş olarak dönerdi evine.
Tüm bunları yazdıkça hatırlıyor, hatırladıkça garip bir mutluluk, hafif bir hüzün
hissediyorum. Tabii kocaman bir özlemle birlikte.
Nurlar içinde yat Can' ımın babası. Sana iki de sürpriz gelecek benden. Çok ama çok
sevdiğin iki şey...Umarım ruhun şenlenir bulunduğun yerde:)

Bir yıl daha....
Kırk altı yıl önce bu gün ana sevgi musluğum vanadan bıçak gibi kesildi.
O günden beri hep eksik yaşadım.
O günden beri yaşadığım her olay, gündelik, sıradan, beklenmedik, sıradışı, mutlu eden, üzen...
Tanıdığım tüm insanlar, sevdiklerim, beni sevenler, üzdüklerim, beni üzenler, kaybettiklerim...
Hepsi bir şeyler kattılar yaşantıma, büyüttüler, olgunlaştırdılar, dinginleştirdiler...
Ama ana sevgi damarı kuruyıp kılcallarla idare eden ruhum hep oralarda o yıllarda kaldı.
Pek büyüyemedi. Gelişemedi.
Kırklarımın sonundaydım. Bize ders veren resim öğretnenim, semtimizin bir ilk ilkokulunda da
resim derslerine giriyordu.
Bir obje üzerinde kara kalem desen çalışması yapıyorduk. Tek tek gezip yaptıklarımızı eleştirdi
her zamanki gibi. Ben hemen savunmaya geçip itiraza başladım. Dinledi sonra biraz yüzüme
dikkatle baktıktan sonra "Asuman Hanım, emin olun size bir şey söylerken çok düşünüyorum.
Bakışlarınızda biraz muzip, biraz kırılgan bir ışıltı, sesinizde küçük bir kız çocuğunun tınısı var.
Karşımdaki olgun emekli bir hanım değil de sınıfımdakiler gibi naif bir kız çocuğu adeta. Ben
böyle biriyle ilk defa karşılaşıyorum ve nasıl davranacağımı bilemiyorum" dedi. O gün çok
utanmıştım doğrusu.
Evet, tuhaf bir şekilde yaşlandık erkenden ve aynı zamanda garip bir şekilde büyüyemeden
kaldık yokluğunda. Sanırım böyle de bitireceğiz, kedilerimiz ve köpeğimizle oyalanarak :))
Başka türlüsü elimizden gelmiyor çünkü...
Nurlar içinde yat babacığım....

Yüksek topuklu ayakkabılarının üzerindeki ince bilekleri, omuzuna attığı beyaz hırkası, koluna girdiği kendisinden bir baş uzun boylu adamın omuzuna eğik (her zaman), gevşek topuzlu zarif bir baş...
Mutfaktan gelen, kolundan hiç çıkarmadığı, beş ince altın bileziğinden yayılan aşina müzik...
Her hangi bir Anadolu şehrinde, yağmurlu bir günde, ödevlerimi yaptıktan sonra , kapalı havanın da verdiği bir rehavetle dalıverdiğim uykudan kokusuyla uyandığım poğaçalar, sobada fokurdayan çay, çay bardağı şıkırtıları arasında arkadaşları ile sohbet ederken kulağıma gelen tüm kadın sesleri arasından seçtiğim, o bende hoş bir güven duygusu uyandıran sakin ve kendinden emin ses...
Sudan yıpranmış, manikürsüz, uzun parmaklı beyaz eller...
Çocuk parkında biz çocuklar mutlu mesut ebelemece, saklambaç oynarken izleyen (nedense) daima endişeli, bir çift göz...
Ve de hepsi de siyah beyaz, yüzlerce resim...
Annemden hayalimde ve elimde kalanlar...
Yıldönümünde , onu sevgi ve özlemle anıyorum.
Görüşmek üzere...
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...12 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
Paadişaanın üç kızı varmış. Bir gün onları yanına çağırmış. "Hadi bakiim cevap verin" demiş. "...
-
Büyük Usta, önündeki devâsâ tuale son rötuşlarını yapıyor... Önündeki dev palete göz atıyorum. Hemen hemen boşalmış gibi. Yeşili çoktan sıyr...
-
Biraz umut kırgın gönüllere, biraz ışık fersiz gözlere, biraz teselli yaslı ailelere, biraz güç yorgun vücutlara, biraz neşe gülmeyi unutan ...
-
Dışarda şiddetli bir fırtına var... Camların uğultusu İçerde Mary Hopkin' in duygulu sesine karışıyor. "Those were the day...
-
Birkaç gün önceydi sanırım. Son zamanlarda sıkça olan yine tekrarlanmış, sabah saatlerinden itibaren ikindi vaktine kadar süren elekt...
-
Yine bir küçük seyahat ve bir parça nefes. Çok ihtiyacım vardı. Tam zamanıydı yine. Umarım tüm sıkıntılarımı ve ağrılarımı bırakır d...
-
Saat 16.00 Dışarıda yağmur yağıyor. Oda sıcak ve aydınlık. Radyoda Türk Sanat Müziği çalıyor. Yeni başladığım örgüm elimde. Kedim ...
-
"Hadii hadii toparlayın ortalığı, çekin dağılmış sararmışları, yeni brokolileri devreye sokun hadii..." Pazarcının el çırparak g...
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren
