nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

siyah-beyaz gençlik  

Posted by Asuman Yelen in ,

1960 ların sonları...

Ça-ça topuklar, lastikli naylon çoraplar , cutex ojeli sivri tırnaklar, kuyruklu eye- linerler, krapeli

saçlar, kuplu elbiseler ve komşu ya da akraba düğün ya da nişanlarında büyüklerden izin

alınarak delikanlılarla utana- sıkıla, ya da toplantılarda kız kıza güle-eğlene yapılan slow

danslar...

Hey gidi günler dedirtecek cinsten bir parça eşliğinde...







1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

1970 lerden bu yana dinlediklerim  

Posted by Asuman Yelen in ,

True Love  

Posted by Asuman Yelen in ,



Alttaki yorum benim için oldukça moral bozucu...

*

Grandpa, I miss you.  I know this was your"s and Grandmas song.

Gerçi bu (High Society) benim çocukluk filmlerimden Adana' da 1959 da

izlediklerimizden. 1956 da çekilmiş.

Fasulyeden bir yazı  

Posted by Asuman Yelen in , ,


Çok kötü fasulyeymiş. Yazın başında hem de. Çok şaşırdım.Tabağımın bir köşesi ayıkladığım kılçıklarla doldu adeta. Yine de pekala lezzetliydi.

Fasulye ayıklarken, kesinlikle bıçak kullanmam. İki ucunu alırım ortasından çıt diye bölerim o kadar. Annemin usulü. Tabağımı önce kenarları, sonra bir de boyuna ortadan kesilip adeta kılçığa dönüşmüş vitamini kalmamış fasulyelerle doldurmaktansa bir köşesine çıkan kılçıkları itivermeyi tercih ederim.

Çok seneler önce, henüz emekli olmamışken, çoğunlukla yaptığım gibi Haziran ayının ilk onbeşinde kullandığım senelik iznimin ilk bölümünde, dört arkadaş anlaşarak Marmara Adası' na gitmiştik. Ufak, mütevazı bir motelde kalıyorduk. İlk gece akşam yemeğimizi yemek üzere bahçemizdeki masamıza oturduk. Motelin sahibi ev yemekleri yapıyordu. Yediğimiz her şeyi hatırlamıyorum ama ilk gece önüme konan makarnayı görünce attığım küçük sevinç çığlıklarını üç arkadaşım yazımı okuyunca hatırlayacaklardır. Tırtıklı kocaman fiyonk makarnalar, bol kıyma ve yığınla kıvrık domates kabuğu ile birlikte servis edilmekte. Buram buram nostalji...

Çocukluğumda annemin yemekleri bu kıvrık kabuklarla doluydu. Domatesler soyulmaz, sebzeler büyük büyük doğranırdı. Etler kemikli, kemikler de tabağa vura vura çıkardığımız iliklerle dolu olurdu. Karpuzların çekirdekleri ayıklanmazdı örneğin. Merçimek çorbası süzgeçten geçirilmez soğanlar ve mercimekler gözle görülürdü. Tüm yemekleri ekmekle güzelce temizlediğimiz
tek tabakta yerdik. Devasa çatal ve kaşıklarımız vardı. (Bir çatal ve bıçağı saklıyorum hala. O kadar büyük ve ağırlar ki.) O kocaman çatallar ortadaki salataya uzanırdı.

Annemin yemekleri göze değil ama damağa hitap ederdi. Çok lezzetliydiler. Kışın okula gitmeden önce ya da okul dönüşü, yazın toz toprak içinde oyundan gelip tam öğlen vakti mutlaka masanın başına oturtarak, l2- 1.30 yemek tatiline gelen babamla birlikte en az 3 çeşit yemek yedirdi bize hiç aksatmadan. Tabii akşamları da. Bazan ikindi vakti peynirli ya da kıymalı poğaça yapardı . Kocaman kocaman. (Sonra ben de ilk denememde aynı ebatta yaptığım için yiyenler tarafından kınanmıştım. Ne kadar küçük olursa o kadar güzel olurmuş) Su bardağına doldurduğumuz paşa çaylarımız eşliğinde yerdik. Kola, kutu kutu meyva suları yoktu o zaman. O tadı hiç yakalayamadım poğaçada bir daha.

Bu günün bilgisayar başında, annelerinin çabucak hazırlayıverdiği tabağı gözünü ekrandan ayırmadan tüketiveren çocukları düşününce...

Aklım, kalbim Antalya' da kaldı...  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,

Tam elli yıl sonra ikinci kez bulunduğum bu şehri tabii ki kentleşme açısından çok farklı bulmakla birlikte, yaygın hanımeli kokusuyla, ve adını koyamadığım kendime açıklayamadığım, beni heyecanlandıran bir biçimde, dolaştığım bazı yerlerde yoğun bir nostalji yakaladım diyebilirim.
Bunda ilkokula başladığım okulumun, o tarihte oturduğum sokağın, sadece bahçesinin ve ( yıkılalı sadece yedi ay olmuş maalesef) yerine yeni bir bina inşa edilmekte olan evimin civarının dokusunun aynı olduğunu görmenin büyük payı olduğunu düşünüyorum.





Antalya' da mazimi yakalayabilmiş olmanın mutluluğu ile birlikte biri eski diğeri yeni iki dostun sıcaklığı, bu on günlük tatili mükemmel kılan diğer etkendi.
İlki, önce emekliliğe kadar birlikte çalıştığım, gözü kapalı güvenebileceğim, farklı şehirlere zaman zaman araya giren yıllara rağmen her karşılaşmada aynı sıcak bakışları ile karşılaştığım, herşeye kaldığımız yerden hiç ayrılmamışcasına devam ettiğimiz türden bir dostumdu. Dostluğu ile birlikte, sergilediği benzersiz misafirperverlikle beni ihya ettiğini söylemeden geçemem.
İkincisi, çok yeni ama yanında son derece rahat hissettiğim, eski bir dostcasına içten, çok yoğun ve yorgun günlerinden ikisini ayırarak beni Antalya' da ağırlayan güler yüzlü hoş sohbet eski sanal yeni gerçek arkadaşım Leylak Dalı.
Şimdilik, onun objektifinden iki resim ve bu küçük girizgahla bırakıyorum Antalya' yı. Diğer resimler ve ayrıntılar gelecek.





Bloguma ve blogger dostlarıma kavuştuğum için mutluyum. Sevgili Nur' un ve sevgili Tuana' nın dostça selamı, sevgili Şeniz' in çok anlamlı anneler günü kutlaması ve sevgili Nilay' ın tatlı hediyesini beni bekler bulmak da ayrıca güzeldi. Çok teşekkür ediyorum...







Hep sevgiyle kalalım...














İki Ölüm  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,


Farrah ve Michael. Bir dönemin neşeli, hareketli ışık saçan iki figürü. Görmeğe alıştığımız, izlemekten zevk aldığımız iki star. İki görkemli yaşam, iki acılı süreç, iki kaçınılmaz son. Her ikisinin de toprağı bol olsun. Milyonlarca insanın tanıyıp sevdiği kişilerin ölümünün yankıları, ölenin popülaritesiyle orantılı bir şekilde önce dünyanın gündeminde, daha sonra tarihinde yerini buluyor. Bu iki sanatçı için de, görkemli anma ve cenaze törenleri yapılacak, her ikisi de (özellikle Michael) uzun yıllar hatırlardan çıkmayacaktır.

Yarım asırdan fazla süreyi arkada bırakan bizler için, ölüm, biraz daha olağan, sıradan hale gelse de, gençliğimize damgasını vurmuş olan bu iki parlak yıldız, çağrıştırdıklarıyla, yarattıkları nostalji ile kaybetmiş olduğumuz bir sürü kişiyi, anıyı, havayı, kokuyu, ezgiyi yeniden hafızalarımıza, ruhlarımıza dolduruyorlar, burnumuzun direğini sızlatıyorlar, kayıp giderlerken.

Çok yıldızlı gecelerde, başımı kaldırır göğe bakarım. Kutup yıldızı, küçük ayı, büyük ayı, yakındakiler, bir görünüp bir kaybolan uzaktakiler. Bir tanesi kayıverir ansızın, usulca. Hiç aklıma gelmez bir şey dilemek o an. Sadece tepeden tırnağa ürperirim.

“Mesaj alınmıştır” derim. O kadar.

Blog Widget by LinkWithin