Gençliğimizin yaşlı aktristi incecik kaşlı sivri dilli Bette Davis ezeli rakibi ve düşmanı Joan
Crawford 1977 de öldüğü zaman gazetecilerin "Joan Crawford öldü ne diyeceksiniz" sorusuna
"iyi" diye cevap vermiş. Sonra da zekice ilave etmiş. Ölünün arkasından "kötü " (şeyler)
söylenmez.
Latife Hanım, çok sevdiği bir dostunun ölümü üzerine yazdığı mektupta duygularını şöyle dile
getiriyor:
"Biz ölüyü, bütün davalarından, bütün ihtiyaçlarından, bütün menfaatlerinden, bütün
iddialarından, ihtiraslarından, arzularından, istifa etmiş bir insan olduğu için severiz; dirisine
düşman olduğumuz bir insanın bile ölüşüne yanışımız bundandır." (İpek Çalışlar-Latife Hanım)
Biraz önce bir arkadaşımla yaptığımız telefon görüşmesi esnasında Defne Joy' un ani ölümünün
ardından hissettiğimiz masum pişmanlığı dile getirdik. Günlük hayatın sıradanlığı içinde az atıp
tutmamıştık ardından. Ben en çok da çok sevdiğim Gene Kelly' in uzun boylu versiyonu Derya
Büyükuncu elendiği zaman kızmıştım. Yazmıştım da. Cenazesini gözyaşlarıyla izledikten sonra ilk
işim o yazıyı silmek oldu.
Çok şey yazıldı gazetelerde. Herkes, üzüntüsünü dile getirdi. İçlerinden bir tanesi, Ahmet Hakan'
ın yorumu bana, duygularıma çok yakın geldi.
"ÖLÜM geldi. Apansız ve beklenmedik bir şekilde... Çok kaba ve intizamsız bir şekilde... Ölüm
geldi. Ve "şov" bitti. Artık laf sokmak, incitmek, sempatik ya da antipatik bulmak, söz oyunu
yapmak, alay etmek, kafa bulmak "küt" diye devre dışıdır.
Şu tatsız rastlantıya bakın: Bir deyip bin güldüğü için... Dans yarışmasındaki yüksek enerjisini
fazla göze soktuğu için... Daha dün hakkında "antipatik" diye yargıda bulunduğum o tuhaf soyadlı
kız, "pat" diye ölüverdi. Oysa o yüksek yaşam enerjisi, o bir deyip bin gülme hali ve o hayata
tutunma azmi ile ölüm arasında zerre kadar irtibat kurulamazdı. Ben de kurmadım. Her şey o
kadar normaldi ki... Bir "şov yıldızı" ile kafa bulmanın meşruluğuna sığınarak ben de kaygısızca
hafiften kafa buldum. Ama "ölüm" ertesi gün geldi ve hem pişman etti, hem de utandırdı beni.
Ne yapılır bu durumda? "Aslında çok sempatik bir kızdı" diye yazarak pişkinliğe mi vurulur?
Sessizce ölüm fırtınasının yol açtığı dalganın geçmesi mi beklenir? Anlamsızca günah mı çıkarılır?
"Dün antipatik diyordun, bugün kızcağız öldü. Acaba şimdi ne diyeceksin?" diye soran şapşallarla
kalem kavgası mı yapılır? Açık söyleyeyim: Hiçbirini yapmak istemiyorum. Hiçbirini yapmak
içimden gelmiyor. Çünkü... Ben de herkes gibi ölümün her şeyi ama her şeyi tersyüz eden
gerçekliğiyle karşı karşıyayım. O kadar ki... Taktik peşinde koşmak, strateji izlemek, durumu
kurtarma çabası içine girmek, çıkış yolu aramak bile fazlasıyla zevzekçe geliyor bana...
Zevzeklik yapmak istemiyorum. "Tatsız tesadüf" falan diyerek babacanlık yapmaya kalkışmak
da istemiyorum. Sadece ve sadece... Yalın, içten, hesapsız bir şekilde üzülmek istiyorum."
1998 yazı sonlanıyordu.
Üç kız kardeş, yerlere serilmiş, bir yandan yiyor içiyor, bir yandan şarkı dinliyor söylüyor bir yandan geleceğe dair hayaller kuruyor ve ablamın yeni evini kutluyorduk.
En baştan anlatmalıyım.
Kız kardeşimle ben ablam için (ondan habersiz) bizim yakınımızda bir ev bakmaya karar vermiştik.
Emekliliğinin üzerinden çok uzun zaman geçtiği halde aldığı toplu para bir ev alması için yeterli olmadığı için ablam o parayı çeşitli yatırım şekilleriyle değerinde tutmaya çalışmaktaydı. Son emeklimiz küçük kız kardeşim bu temiz havalı beldede evini alıp, her gelişimde biraz daha heveslendirerek beni de yukarıya yerleştirince onun için de çareler aramaya başlamıştık.
Tam girişimde bulunulacakken ağabeyimin aniden hastalanması, benim neredeyse hiç kendi evimde oturamadan onların yanına kalmaya gidişim, çok hızla gelişen hastalığın sonucu onu kaybedişimizin üzerinden yaklaşık bir sene geçmiş, ve çok kötü günleri kısmen de olsa atlattıktan sonra, kardeşimle birlikte dağ tepe yeniden aramalara başlamıştık. Geçen süre zarfında evlerin değeri artmış, para yerinde saydığı için ancak ya çok virane, ya bitmemiş, ya da çok ufak evlere yetiyordu. Bir yandan işimiz Allah' a kaldı derken inatla da sürdürüyorduk aramalarımızı.
Bir gün ümitsizce eve dönerken hemen bitişiğimizdeki siteden içeri girdim. Öylesine, sebepsiz. Zaten çok yorgun ve üzgün olan kardeşim şaşkınlıkla “ne gereği var ki buralarda oyalanmanın” dercesine sitemli bakışlarla yanım sıra yürüdü. Bir yandan da “ne olurdu parası biraz daha olsaydı da yakınca şuradan alsaydık, camdan bakınca birbirimizi görürdük yazın gelip burada kalırlardı” şeklinde umutsuzca söylenirken şimdi bakınca camdan gördüğümüz o evi gördük. Temiz, orta büyüklükte, her şeyi tamam, hoş bir site içinde ve istediğimiz fiyatta.
Nerdeyse akşam olmuştu ona telefon açtığımda. Emlakçiye gitmiş ev sahibi ile görüşmüş nefes nefese eve girmiştik. Girişimimizden hiç haberi olmayan ablam, çok şaşkındı, korkmuştu ve en kötüsü sevinmemişti. Bilmediğimiz başka bir planı vardı. Bana onu anlattı çekinerek.
Çok uzun zaman önce Fransa' ya yerleşen, eşiyle orada evlenen kayın biraderi ve çok iyi anlaştığı eltisi her yaz tatili beraberliklerinde yaptıkları tekliflerini yinelemişler, ablamla kocasını Paris'e evlerine davet etmişlerdi. Pasaportları hazırdı. Hiç yurt dışına çıkmamıştı ve bunu deli gibi istiyordu. Niyeti uzun bir süre kalmak ve civar ülkeleri de görmekti. Ev almaktan ümidini kesmiş ve parasını o seyahatte harcamaya karar vermişti.
Çok canım sıkılmıştı. Sabırla, uzun uzun tüm ikna kabiliyetimi kullanarak, bu parayı o seyahatte çar çur ederse yazık olacağını anlattım. O seyahate nasıl olsa giderdi. Bu ev düşeşti kaçmazdı. Hem ne güzel komşu olacaktık. Üç bacı eskisi gibi bir arada olacaktık. Hiç olmazsa bir gelip görseydi. Buruk, keyifsiz bir sesle kabul etti gelip bakmayı.
Ertesi gün geldi. Eve gidildi siteyi de evi de çok beğendi. Birkaç gün bende kaldı, gerekli işlemler yapıldı. Üçümüz oradan oraya koşturduk bürokrasi tamamlandı para bankaya yatırıldı ve ev artık onundu.
O gün kız kardeşimde bunu kutlamaya karar verdik. Çaylar, kısır, börek, benim cevizli kekim. Yerlere yayıldık. l998 yaz sonlarıydı..Kasetleri yaydık. Bir yandan evle ilgili hayaller kuruyor, bir yandan şarkılar söylüyor, hiç unutmuyorum, çok fazla gülüyorduk. Ağabeyimden sonra ilk defa gülüyorduk böyle coşkuyla belki. Sonra telefon çaldı.
Kız kardeşim telefonu ablama uzattı. “Academic Hospital' dan arıyorlar". Ablam telefonu alırken “smear yaptırmıştım, dün buradan arayıp sonucunu ne zaman alacağımı sormuştum onu haber veriyorlar" dedi. Kapattıktan sonra da “makina bozukmuş, bozuk çıkmış bir test daha istiyorlar” diye ilave etti. Kalbimden belli belirsiz bir korku geldi geçti. Hafif bir ürperti belki. Hepsi o kadar. Kaldığımız yerden devam ettik şamataya.
Keşke o telefon çalmasaymış.
Ve keşke o evi alması için ikna etmeseymişim. Gönlünce gezseymiş dünyayı, istediği gibi.
Öykü Atölyesi için hazırlanmıştır.
YAŞADIKLARIMDAN
Biraz Komik
(Arife günü kuaförde)

“Hayır Mehmet hayır. Bu değil istediğim. Ben doğal görünsün istiyorum. “
Genç kız aynanın karşısında başını sallayıp saçını bir o yana bir öbür yana savururken bir yandan da heyecanla anlatmaya devam ediyor. “Görmüyor musun kalıp gibi. Fönlü gibi duruyor. Sana en başında söyledim. Doğal görünsün istiyorum.” Mehmet kuaförlere has o yapay sırıtışıyla bir yandan uzun sarı saçları kalın fırçaya dolarken bir yandan da genç kıza cevap yetiştiriyor. “Tamam Nilay’ cım sen merak etme, bitmedi ki daha. Bu arada bu renk güzel oldu ama yani ellerime sağlık.” “Ben daha samani istemiştim biliyorsun.” Mehmet sabırlı. “Yavaş yavaş Nilay, koyudan açtık biliyorsun. Alıştıra alıştıra.” Nilay biraz daha ılımlı “ Haklısın, bu daha doğal görünüyor. N’apiym, doğallığı seviyorum. Şimdi bu buluşacağım çocuk da doğallıktan yana. İstiyorum ki sanki yeni yataktan kalkmışım da kahvaltımı yapmış, sonra hemen onunla buluşmuş gibi görüneyim.” Mehmet sabır ve anlayış küpü. Genç kızın bele kadar uzun saçlarına bir kere daha doluyor fırçayı. “Sen merak etme şekerim bana bir yarım saat daha ver, çocuk seni hayatında hiç kuaföre gitmemiş biri sanacak.” Nilay şımarık kaprisli bir bebek tavrıyla mızırdanıyor. “Uff. sıkıldım amaa. Sabahın sekizinden beri burdayıımm. Bacaklarım uyuştu oturmaktaaan. Mehmett noolur beni ikideki randevuma yetiştiirrrr.
Yanımda oturan saçı boyalı hanım başını bana doğru eğip şaşkın mırıldanıyor. “Anlamıyorum, bu hanım kız madem doğallığı seviyor, niçin sabah kalkıp kahvaltısını yapıp buluşmaya gitmiyor da bu çocuğu saatlerdir uğraştırıyor?” Gülüyoruz sonra. Galiba o sırada orada olan herkes aynı soruyu soruyor kendi kendine.
Orta yaşlı kadın, yatak odasının loş ışığında, aynanın karşısında alışkın hareketlerle saçlarını fırçalamakta. Aslında bu gün bu hareketlerin ritminde bir sertlik, bir bıkkınlık var. Aynada kendiyle göz göze gelmekten kaçınıyor sanki. Hiç olmadığı kadar tedirgin ve gergin. Birden gözüne aynanın köşesine iliştirilmiş, beyaz saçlı bir kadının fotoğrafı takılıyor. Boğazına bir şeyler düğümleniyor. Bir sürü anı üşüşüyor beynine. Uzun zamandır hiç hatırlamadığı bir sürü şey. Ve uzun yıllardır, hatta bir ay önceki cenazede bile hiç yapmadığı bir şeyi yapmaya, ağlamaya başlıyor önce yavaştan, sonra sarsılarak, haykırarak ağlamaya başlıyor.
Nurdan Hn. kırk yaşlarının sonlarında. Birkaç yıldır emekli. Genç görünümlü, bakımlı, aydın ve dinamik bir hanımefendi. Çocuğu olmadığı ve yediklerine dikkat ettiği için tabii buna hareketli yaşamını da ilave edersek, hayli fit görünümlü aynı zamanda. 18 yıllık eşi de kendisi gibi emekli. Gündüzleri işlerinde güçlerinde akşamları bilgisayarlarının başlarında uyumlu iki arkadaş gibi yaşayıp gidiyorlar. Nurdan Hn. Emekli olduktan bir hafta sonra evde boş oturamayacağını anladığı için önce hemen bir resim kursuna yazılıyor. Bu arada bir yetiştirme yurdunda bir çocuğa anne oluyor. Bir spor salonunda pilatese başlıyor. Bu koşuşturmaca içerisinde yaptığı resimler sergileniyor. Bazıları satılıyor hatta. Kendisinden son derece memnun, kendisini seven ve takdir eden dostları ile birlikte mükemmele yakın bir yaşam sürüyor. Sürüyordu. O kara kapkara güne kadar. O kara günde çalan telefona, o telefondan Adana’ da yaşayan annesinin karşı komşusunun telaşlı, tiz, suçlayıcı sesini duyana kadar. O sesin verdiği kara haberi öğrenene kadar… Hiç tanımadığı o uğursuz kadının kendisini aşağılayarak verdiği ölüm haberini. Son üç yıldır ziyaretine bile gitmediği, son bir aydır sadece 2 kere telefonla aradığı yalnız yaşayan annesinin ölüm haberini.
Nurdan Hanım, artık herkesten her şeyden elini eteğini çekmiş bir vaziyette evinde, sessiz, asude bir yaşam sürdürmekte. Kumral kısa saçları kırlarla dolu. Biraz da kilolu şimdilerde. Temizliğini yardımcısı, alışverişlerini eşi yapıyor. O ise haftada sadece bir kere evden çıkıyor. Darülacezeye yaptığı düzenli ziyaretler için.
Hep sevgiyle kalalım...
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
İyi ki iki kez sınıfta kalmışım lise ikide. Kalmışım da bir sene de evde oturmuşum. Bakkal dümbüllüye her gidişimde pijamasıyla daml...
-
Hızla yanlarından geçıp gidiyordum ki ağabeyin sesini duydum. "Sakın birbirinizin elini bırakmayın. Yanımdan ayrılmayın. Caddeye de fır...
-
Paadişaanın üç kızı varmış. Bir gün onları yanına çağırmış. "Hadi bakiim cevap verin" demiş. "...
-
Akşamlar inerken mavi sulara Bir kırık cam olur ufukta güneş Vecdine layık o hülyalı bakışlara O hem bir neşedir hem de elem ruhlu eş....
-
Güneşli bir Pazar gününe uyandım... Boyun, sırt, bel ağrısı, gaz sıkıntısı, kafa çınlaması, ruhumdaki ağırlık, beynimdeki karmaşa, k...
-
Yine aynı şey oldu. Minik bir bir dileğim hiç beklemediğim bir şekilde gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerde televizyonda, internette, en sevilen...
-
İyisiyle, kötüsüyle, güzeliyle çirkiniyle bir yazı daha devirdik. Bekle beni İstanbul. Sıra sende. Biraz da orada sevinip...
-
Geçenlerde kızkardeşlerin en tatlısı elinde devasa bir poşetle kapımdan içeri girdi. Yüzündeki maskenin sıkıntısı, çok seyrek sokağa çık...
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren
