alışveriş tutkusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sıcak-soğuk-sıcak  

Posted by Asuman Yelen in , ,



Gidiyoorr eyyvahh.... Hoop son anda can havliyle yakaladım ...

Biraz sakinleşmeyi bekledim sonra yavaşça, dikkat ve özenle suyun altında yıkadım.

Son kahve fincanım. Seksenli yıllardan beri kullandığım kıra kıra sonunda tek bir tane kalan, kahveme, kahve muhabbetime lezzet katan, ince porselen, sade görünüşlü, beyaz fincanım.
Bu gün bir tehlike daha atlattı. O ben yaşadıkça yaşasın istiyorum. Evimde kahvemi hep onunla içeyim.

Kimbilir kaç sevgili el kavradı tabağını, kaç sevgili ağız tattı ilk yudumunu, ardından bir oohhh çekerek. Kaç gelecek okundu telvesinde şaka şamata.

Fincanımı kurulayıp salimen dolaptaki yerine kaldırdıktan sonra, mutfağı toplamaya devam ederken, onu satın aldığım dükkanın sahibi geldi aklıma. Bizim yaşamımızda hayli yer tutan Sabri Bey.

Onunla önce ablam Eminönü' nde çalıştığı şubede tanışmıştı. Yurt dışından o dönemlerde Türkiye' de olmayan bazı elektronik eşyalar, tabak- çanak nevii şeyler, bazı dekoratif eşyalar hatta makyaj malzemeleri getirir ve taksitle banka çalışanlarına satardı. Ablam 31 ekran siyah-beyaz bir televizyon almıştı. Sonrasında da zaman zaman alışverişler yapılmış, hep bir Sabri Bey lafı geçmişti ablamla arkadaşları arasında uzun bir süre.

Seksenli yılların ortalarında Anadolu Yakası' nda ilk oturduğum Kazasker' deki evimin yan sokağında, vitrininde her zaman gördüklerimizden çok farklı şık porselenler, biblolar bulunan bir dükkan oradan geçen herkes gibi benim de dikkatimi çekmişti. İş dönüşü filan arada bir bakardım. Bir iş dönüşü dayanamadım girdim.

Bir masanın ardında oturan kısa kesilmiş kızıl saçlı orta yaşlarda bir adam beni görünce şaşkınlıkla karışık bir sevinçle "ooo siz bu yakaya mı taşındınız aman ne güzel" diyerek bana doğru yürüdü. Uzattığı eli sıkarken hava tam kararmamışken yakılan lambanın loş ışığında hatırlamaya çalıştım. Tanımıyordum. Biraz konuşunca onun beni hiç tanımayıp ablamla karıştırdığı, benim de gıyaben çok iyi tanıdığım bu beyefendiyi hiç görmediğim anlaşılmış oldu. Bir ısıtıcıda su kaynatarak kahve ikram etti. Biraz hoş beş sonra ayrıldım dükkandan.

Sonraki ilk hafta sonu bu sefer bir şeyler almak üzere gittim. Son derece güler yüzle karşılandım.
"Fazla meşgul etmiyeyim" telaşıyla birşeylerin fiyatını sormaya yeltenince önce kahvemizi içelim bakalım, bakarsınız acelemiz yok diyerek fincanları hazırlamaya başladı. Kahvemizi içerken ben oradaki her biri diğerinden güzel (şimdi her yer çok daha güzelleriyle dolu) porselen yemek takımlarını, çay fincanlarını inceliyor o da baktığım sorduğum her şey hakkında bizzat gidip beğendiği tüm bu eşyaları nasıl ısmarladığını getirmek için nasıl uğraştığını anlatıp duruyordu. Tüm bu konuşmaların arasında bir pundunu yakalayıp gözüme kestirdiğim çay takımını işaret edebildim. Önemsemez tavırlarla nihayet kutu masaya getirildi. Bir bezle fincanlar, şekerlik, her parça tek tek silindi. İnce kâğıtlara sarılmaya başlandı. Ben "fiyatı..." demeğe kalkıştım, tatlı tatlı gülümseyen cam göbeği mavisi gözleriyle ayıplar gibi bakarak "kolay"dedi. "Ama taksit..." diyecek oldum o paketlemeye devam etti. "Yaparız bir şeyleer..." diyordu sürekli.
Uslu uslu bekledim. Fincanlar hayalimde vitrindeki yerini çoktaan bulmuştu bile. Koca kutu paketlendi büyük siyah poşete kondu, kapının yanına, alınıp götürülmek üzere bırakıldı.

Sabri bey poşeti yere bıraktıktan sonra masasına döndü. Ağır ağır oturdu. Yavaş hareketlerle çekmeceden hesap makinesini çıkardı. Sanki birden hava soğumuşcasına ürperdim.
Tuhaf bir sessizliğe bürünmüştü. Cam göbeği mavisi gözleri kısılmış, güleç surat ciddileşmiş "çok meşgulüm sakın bana bir şey sorma" dercesine sessiz, uzak işine gömülmüştü. Ortalık o kadar sessizleşmişti ki dijital hesap makinesinin tuşlarının sesi duyulur olmuştu. Değil konuşmak göz göze bile gelemiyorduk. Sabri bey o an uzay mekiğinin sapmasını hesaplayan bir NASA mühendisiydi adeta.

Çok uzun bir bekleyişten sonra nihai an geldi bir rakam yazıldı kâğıdın tam ortasına kocaman, sonra da keskin bir hareketle daire içine alındı. Gözlerim yuvalarından dışarı uğradı. Beklediğimin iki katı. İtiraz etmek istedim ama sesim yokolmuştu.

Hiç yüzüme bile bakmadan çekmeceden senetler çıkarıldı. Sadece üç taksit. "Ama ben... sanmıştım ki.." diyecek oldum. Buz gibi bir sesle "aslında artık peşin çalışıyorum bu ablanızın hatırı için" demez mi. Ben ben olmaktan çıkmış ablamın kardeşi oluvermiştim o an için.

Ellerim titreyerek senetleri imzaladım. Pulun üstünü ve açığını. Buz gibi ifadesiyle tarihleri imzaları kontrol etti. Ayağa kalktım. Kapının yanındaki poşete uzandım. Sabri bey birden yerinden fırladı yüzünde dostane bir ifadeyle benden önce poşeti aldı. Elini uzattığında cam göbeği mavisi gözleri neşeyle, sıcacık parlıyordu. Elini sıktım, poşetimi aldım, zarifçe eğilerek açtığı kapıdan çıktım. "Her zaman beklerim Asuman Hanım" diyordu arkamdan. Bir şey almanız gerekmez. Kahve içeriz. (Yeniden ben olmuştum) Ablama selam bile söylemedi. Sinirle uzaklaşırken içimden " acaba bir daha kapısının önünden geçer miyim" diyordum.

Geçtim. İçeri de girdim. Hem de defalarca. Neşeyle, sohbetle kahvesini içtim. Korkuyla daire içine alınacak rakamı bekledim. Pişmanlıkla senetleri imzaladım. Kahırlanarak "bu son olsun" diyerek poşetimi alıp çıktım. Sabri Bey' in suçu yoktu. O hep aynıydı. Sıcak-Soğuk-Sıcak. Ben de hep aynıydım. Aptal-Aptal-Aptal. ;)))))

Bu gün hala oradan aldığım beyaz porselen takımın kalan tabaklarını kullanıyorum. Tabii bir de tekbir tane beyaz kahve fincanı ve tabağım...

Blog Widget by LinkWithin