haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2010 Haziran' ında herhangi bir hafta  

Posted by Asuman Yelen in , ,

Farklı bir hafta geçirdim.

Son zamanlarda ülkemizde ve tüm dünyada gelişen ve gelişmekte olan bazı olaylar herkes gibi beni de fazlasıyla üzdü. Fazlasıyla da endişelendirdi. Üzüntüm artarak, endişem daha da artarak sürmekte. Bunları eşle dostla uzun uzadıya konuşuyoruz. Duygularımızı, korkularımızı paylaşıyoruz. Bu arada iktidar-muhalefet kanadında politikacılar, akademisyenler, aydınlar, köşe yazarları her kafadan farklı sesler, tepkiler, senaryolar bunların hiçbiri ne üzüntümüzü ne endişelerimizi azaltmadığı gibi kafaları karıştırmaktan öte gitmiyor.

Tabii bu arada yaşam da devam etmekte...

Daha önce bahsettiğim Fransa Açık Tenis Turnuvası' nı hiç bir maçı kaçırmadan zevkle izledim. Bunu özlemişim.

Federer çeyrek finalde elendi. Finalde oynayacağını umduğum favorimdi. Üzüldüm doğrusu.

Zenci Williams kızkardeşler yarı finale dahi çıkamadılar.


Kızlarda İtalyan Francesca finalde Avustralyalı rakibini eleyerek bu yılın şampiyonu oldu. Sevincinden kırmızı toprağı nerdeyse yaladı yuttu. İtalyanlar için çok alışılmış bir şey olmadığı için herhalde Akdeniz kanı tüm gürültü ve taşkınlığı ile kortta kendini gösterdi. Bu sıradışı bir durumdu. (Teniş seyircisi için)





Erkeklerde ise İspanyol Rafael Nadal, İsveçli Soderling' i yenerek kendini sırtüstü bırakıverdiği toprak kortta salya sümük ağladı. Soderling çeyrek finalde Federer' i elediği için ona kızgın olduğumdan, şampiyonluk kupasını aslında pek de sevmediğim Nadal' ın kaldırması içimin yağlarını eritti.



Darısı Wimbledon' un başına diyerek tenis konusunu geçiyorum.

Bu hafta son yıllarda yeterince yapamadığım bir başka şey daha yaptım. Bir roman okudum. Hem de bir aşk romanı. Bildiğimiz pembe renkli olanlardan.

Benim için çok özel olan bu kitaptan ve beyaz ve pembe dizi maceramdan bir sonraki postumda bahsetmeyi düşünüyorum. Eminim çılgınca merak ediyorsunuzdur :)))

Görüşene kadar, hep sevgiyle kalalım...

Benim Radyolarım  

Posted by Asuman Yelen in , , , , ,

Kımanı may havs ve Papalas Mambo

Henüz İstanbul'dayız. Resimdeki radyoyu da diğer eşyaları da hiç hatırlamıyorum. Ama en küçük teyzemin söylediği (uzun sarı saçlarını savura savura dans ederek) yukarıdaki şarkıları hatırlıyorum. Belki daha sonrasıdır. Müziklerini gayet net hatırladığım bu şarkıların çok ilerde Come-on a my house ve Papa loves mambo olduğunu öğrendiğimde çok gülmüştüm. Teyzem bizi sık sık ziyaret ettiğinden, bu şarkıları İstanbul' dan sonraki şehirlerden birinde duymuş olma ihtimalim çok daha fazla.

Müzeher- Ekrem - Nevzat Güyer

Yandaki resim İskenderun' dan. Yine değişik bir radyo arkamızda görülen. Bu dönemde ihtimal ki bol bol Türk Sanat Müziği izlendi. Saadettin Kaynak' lar, Yesari Asım' lar, Selahattin Pınar'lar. Çok iyi hatırladığım bir şey, annemle babam Ekrem- Nevzat Güyer kardeşler ve Ekrem' in eşi Müzeher Güyer'i çok severlerdi. Ben Ekrem Güyer' in sesini bilmem pek. Ama Müzeher Güyer, dinlediğim gelmiş geçmiş kadın seslerinin en güzelidir. Bir kaydını bulmak için dünyaları verirdim. Ekrem Güyer çok genç ölmüş. Müzehher duygu yüklü sesiyle :

"Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben
Her yerde sen her şeyde sen bilmem ki nasıl söylesem"

diye yanık yanık başlayınca, annem her seferinde ağlardı.
(bu şarkıyı eşi, Müzeher için bestelemiş ve yazmış.)

Tabii Muzaffer Sarısözen eşliğindeki Yurttan Sesler korosunun türküleri, Türk Musikisi fasılları benim yaş gurubumdaki her kesin yüreğine çakılmıştır.
Bu arada şunu da söylemeden geçemiyeceğim. Uzun yıllar devam eden bu koro faslı bana nedense yakılan banyo sobası, çamaşır kazanı, soda ve çivit, yanı sıra da yoğun bir sabun kokusu çağrıştırır :)) (Muhtemelen pazar günü yayınlanıyorlardı)

Ve Tangolar

Elli' lerin sonu altmış' ların başında radyolarda bol bol tangolar da çalınırdı. Fehmi Ege, Necdet Koyutürk, daha sonra Şecaattin Tanyerli. Çok daha eskiden gelip de annemin babamın bize öğrettikleri benim çok sevdiğim örneğin Suna:

"O akşam gözlerine bakarken, vuruldum sana belki çok erken
kalbime saplandı yeşil bakışın,taparım sana sarışın...."

Şimdilerde Sema "Efsane Hanımlar"da bu şarkıyı da koymuş CD. sine bu tangoyu ve "Cici Bey'i de birlikte şiddetle öneririm. Eskilerden bir başka tango da şöyle başlar..

"Çok uzakta bir ilkbahar gecesinde duygularım ellerine düştü yandı
Sevgimi buldum onun sesinde seninim dediği eşsiz zamandı..."

Annem Zehra Eren'i çok severdi. (miş) (Ben onu hatırlamıyorum. Ama hep söylerdi)

Babam da radyodan en çok Çigan müziklerini, Macar rapsodilerini dinlemeyi severdi. Müzik hızlandıkça öyle coşardı ki ritimle salladığı ayakları hızdan adeta görünmez olur, bu da biz çocukları çok güldürürdü. (Bizi güldürmek için abartırdı)

Pilli Sierra radyomuz
İlk pilli radyomuza Adıyaman' da sahip olduk.
Bundan sonraki yaşamımızda çok önemli bir yer kaplayan, uzun süre kullanacağımız radyomuza.
Yazın bahçemizde yemek yerken ve bütün pikniklerimizde, masalarımızda hep o vardı. Altmış İhtilalini, tüm mahkemeleri bu radyodan dinledik. Babam Kennedy' in ölümünü ülkemizde bir çok kişiden önce BBC İngilizce yayınında bu radyodan öğrendi, annemi uyandırıp söyledi. (22.11.63)
Ablam o gün bütün gün ağladı durdu.


Ve İstanbul


Pazar sabahı. Üç kız kardeş uykularımızdan heyecanla uyanıyor radyoyu (büyük yatakta üçümüz yatıyoruz) ortamıza alıyoruz. Heyecanla beklediğimiz sesler arka arkaya çınlıyor. Meg..Co..Beth..Amy... Herkes isimlerini böyle anons ettikten sonra (bizler de birlikte) küçük bir kahtaha atıyorlar (bizler de birlikte) ve bir anons daha geliyor: Küçük Kadınlar (bizler de birlikte) Işık Yenersu, Ayla Algan. Nefeslerimizi tutup izliyoruz.
Artık radyo bizim. Listeler takip ediliyor. Müzik listeleri ezbere biliniyor. İtalyanca, İngilizce hepsi ezberleniyor. Adamo'lar, Peppino'lar Tom Jones, Engelbert Humperdinck, Beatles, Rolling Stones...ve daha bir çokları.
Sonra yeni keşfimiz. Nedim Erağan. Çarşamba ya da Perşembe gecesi FM de yayınlanıyor. Frank Sinatra, Nat King Cole, Elvis, Dean Martin hiç kaçırmadan izliyoruz.

Sene 1970, ablam, ateşli bir hastalık sonrasında pnömoni teşhisiyle Uludağ, Kirazlıyayla Sanatoryumuna tedaviye gidiyor. İlk ayrılığımız. Her akşam postaneden telefonla konuşuyoruz.
Karşılıklı birbirimizi eğlendirmeye, neşeli tavırlar sergilemeye çalışıyoruz. Bu arada her hafta Nedim Erağan' ı izliyoruz. Programda istekler yapılıyor. Bir hafta karar verip kızkardeşimle Frank Sinatra' dan Three Coins in the Fountain' i ablam için istiyoruz. Onun başucundaki radyosundan programı izlediğini biliyoruz. Program başlıyor. Nedim Erağan anonsuna başlıyor İstanbul'dan Asuman ve Rayegan kardeşler Uludağ Sanatoryumunda yatan ablaları için.... ooo bu ne güzel bir ruh birliği Uludağ Sanatoryumuntaki abla Armağan da İstanbuldaki kızkardeşleri için aynı şarkıyı istiyor. Frank Sinatra'dan Three Coins in....Şaşkınlıkla bibirimize bakıyoruz. Gözlerimizde yaşlarla...

Radyonun yaşamımızdaki yeri hiç küçümsenmeyecek kadar önemli öyle değil mi. İşin tuhafı ben de bu satırları bitirip şöyle yeniden tümüne bir göz atınca hayatımıza ne kadar çok bilgi,
keyif, renk, anlam kattığını, benim de, şimdi neredeyse tümüne yakınını kaybettiğim hayal gücümü nasıl zenginleştirdiğini hayretle anlıyorum.

Hep sevgiyle kalın...

Blog Widget by LinkWithin