
İyi ki varsın Rayuş...
Dünyanın en tatlı kızkardeşi günlerdir hatta aylardır başımın etini
yiyordu. "Şu Sezar' a bi bak." diye diye.
"Çok faydasını göreceksin. Adam mucizeler yaratıyor. Yalnız sen
değil Paçoz da rahat edecek."
O ısrar ettikçe ben sıkıldım. Anlattığı örnekleri yarım kulak
dinledim. Ne yani, 11 yıldan sonra
bir köpeği değiştirmek, bir program yönlendirmesiyle olacak iş
miydi. Köpek psikoloğu imiş.
Hadi canım. Hepsi para tuzağı. Belki de ona önerdiğim bazı dizileri "bak bu öyle hiç sandığın
gibi değil çok güzel bi seyret seveceksin" diye adeta yalvarmama rağmen izlemeyip müzikle
ve kanun çalmakla haşır neşir olduğu için kızgınlığımdan hep gözardı ettim.
Uzatmıyalım, son zamanlarda yediklerini -ki çoğu kuru mama bazan varsa uygun yemek-
çiğnemeden yuttuğunu farkettim. Ve sabah akşam dolaştırma esnasında eskisi gibi
dışarı çıkamadığını (uğraşmalarına rağmen) tesbit
ettim. Zaten çok zor olan yedirme faslına
bir de çiğnemesi için dil dökme faslı ilave oldu.
"Hadi paçoz- bak yemezsen Siyar'a vericem-
bak ilaç geliyo ama -kızıcam ama..." fasıllarına bir
de "çiğnediğini duyiym- duymadım-bak
yine yuttun- çiynemezsen vermiycem..." ler ilave
oldu. Bu arada şaklabanlıklar, göstermeli
çiğneme uygulamaları (unuttuysa hatırlaması için, yaşlı çünkü) cabası.
Geçen gece uykum kaçınca şu Sezar' a bi göz atiyym dedim. Bakalım kimmiş , neyin nesiymiş.
Girdim You Tube' a tıkladım ismini. "Dog Whisperer" ba ba ba ba. Ne demekse... Her neyse
izlemeye başladım. İzledikçe ilgimi çekti. Her sorun tanıdık ama yaptığım her şey hata???
İzledikçe şaşkınlık, hayranlık, pişmanlık, kendime olan kızgınlık ardarda geldi.
Sorunlu köpekler...Sorunlu sahipler... Hepsi Paçoz. Hepsi ben. Örnekler...Örnekler...
Tesbitim şu oldu. Bizim ilişkimizde hatalı olan ve değişmesi gereken benmişim.
Sorun, aşırı sevgi ve zaaf. Değiştirilmesi gereken onu gösterme biçimim.
Çok teknik ayrıntıya girmeyip birçok şeyi kısa zamanda hallettiğimi söyleyeyim.
Artık her canım sıkıldığında can kurtaran simidi gibi boynuna atılıp " iyi ki varsın" "cansın"
mırıltılarıyla salya sümük ağlamıyorum.
Yemek yedirirken tek kelime konuşmuyorum. Pirimiz Sezar' dan öğrendiğim bazı küçük
etkili hareketleri uyguluyorum. Çok da güzel hem de çiyneyerek yiyor. İstediğim zaman
ben yediriyorum. (Bunu yapmayı seviyorum) Güzeli, artık kendisi önündeki kâseden
doyana kadar yiyebiliyor. Ah Sezar ne nimetler bahşettin sen bize.
Kapı çaldığında, dışardan köpek sesi duyduğunda havlamaya başlayınca tek bir kol işareti
susması için yetiyor. Gezintiye çıktığımızda beni çekiştirip ayağımın tekrar burkulmasına
neden olacak ani yön değiştirmeleri küçük bir ayak hareketiyle engellenebiliyor.
Sadece ufak bir dokunuşla.
Artık sabah uyandığımda "aman da aman benim yavrum uyanmış mı" şeklindeki
bebek lisanı konuşmalarım, derhal karşılığında mızırdanarak gösterdiği yemek, oyun
ya da ne idüğü belirsiz talepleri bitmiş durumda.
Her şey daha sakin birlikteliğimizde.
Ben biraz şaşkınım. Sanırım bir evlat kaybettim. Dost ve itaatkâr bir köpeğe sahibim
artık. Sevgimi daha içimde yaşıyorum.
O zaten bir köpek olduğunu biliyordu. Şimdi istediği oldu. Sığınabileceği, güvenebileceği,
itaat edebileceği bir sahibi var artık. Daha az şaşkın daha çok hakim bir sahip. Meğer onun
istediği de buymuş. Tüm köpeklerin istediği buymuş. Kedilerin aksine.
Bunu yazınca bugün kahva faslında, Rayuş' un kaplan kılıklı asi Garfield' e
koltuğunu kaptırmamak için gösterdiği canhıraş çaba geldi aklıma. Ne komik.
Zavallı kardeşim benim. Asla patron olamayacak :))
Dün blogları gezinirken Güngör' ün Kızılderili burçlarıyla ilgili postu dikkarimi çekti.
Bana ait olanın (tarihinden anladığıma göre) özellikleri Yengeç' in aynı ve bana uyuyor.
Esas benimsediğim ve bana en çok uyanı ismi. AĞAÇKAKAN.
Evet biz yengeçler de tıpkı ağaçkakanlar gibiyiz. Sevgimizle tüm çevremizdekilerin
başının etini yiyoruz. Kaçan kurtuluyor.
Paçozun başı kurtuldu. Darısı çevremdeki insanların başına.
Galiba bunun çözümü You Tube da yok. Kendim halletmek zorundayım :)
Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum.
Bir alışveriş sonrası beynime üşüşenler
Posted by Asuman Yelen in anlayış, ilişki, insan, nefret, sevgi
Bir alışveriş merkezindeyim. Az önce bir şeyler baktığım mağazada şemsiyemi unuttuğumu fark edip koşarak geri dönüyor, hızla içeri dalıyorum. Aradığım hâlâ orada, bıraktığım deri kanepede duruyor. Aynı kanepede bir de şık bir bayan oturuyor. Benim yaşlarda. (Ola ki yeni bir okur denk gelir diye açıklamak gerekirse, ellili yaşlarda.) Bulmanın sevinciyle pek de farkında olmadan o sırada beni boş gözlerle izlemekte olan hanımefendiye hitap ederek “oh çok şükür buradaymış” ya da “kanepede unutmuşum” gibi bir şeyler mırıldanıyorum sevinçle. “Bana ne” dercesine suratıma bakıyor şaşkın, sıkıntılı. Ardından hiç duymamış gibi başını çeviriyor.
Bu ve benzeri şeyler çok uzun zamandır gittikçe artarak hepimizin başına gelmekte. To
plu taşıma araçları, konserler, kermesler, düğünler, nişanlar, hatta evlerde yapılan gün ya da diğertoplantılarında hanımlar, ilk karşılaşmalarda, göz göze gelmelerde nedense sürekli yoklama, süzme ve tartma durumunda, gard pozisyonunda, şüphe ve tedirginlikle ya da kendini beğenmişlikle, ilk selamı, ilk tebessümü karşılarındakinden bekliyorlar. Alınca da tatminle derin bir nefes alıp, bu 1-0 lık ilk galibiyeti (!) zevkle içlerine sindiriyorlar. İlk paragrafta anlattığım olaydaki durumda, yani eğer sosyal bir zorunluluk yoksa, karşıdakini abandone edebilmenin haklı (!) gururunu yaşıyorlar.

Kendimden örnek verecek olursam, işe ilk başladığım dönemlerde, bindiğim her vasıtanın sürücüsüne (tabii büyük otobüslerin kaptanına ya da trenlerin makinistine değil) “günaydın”, “iyi akşamlar” derken ve muhtemelen karşılık alırken, zamanla “ne diyor bu” bakışları ya da yanlış anlama sululukları yüzünden bu güzel alışkanlığımı üzülerek bıraktığımı söylemek zorundayım.
İlişkilerdeki bu güvensizliğin temelinde ne çeşit travmalar, hayal kırıklıkları, aldatılmışlıklar yatmaktadır kim bilebilir ama çözümün şişkin egolarla, birikmiş öfkelerle sağlanamayacağı, bunun insanlar arasındaki uçurumu iyice genişleteceği de bir gerçek.
Kişiler arasındaki bu tarz kimi zaman çocukça bazen de acımasızca gelişen irade çatışmaları geçmişten bu güne süregelmiştir ve korkarım sonsuza dek devam edecektir.
Beni en çok şaşırtıp güldüren, hanımlar arasındaki çocuksu inatlaşmalar olmuştur. Ya da kıskançlıklar.
Yeni evli bir arkadaşa tebrike gidilir. Kızcağız hevesle hazırlanmış, hepsi de yeni olan bardak ve tabaklarını özenle kullanarak ikramını yaparken, "yeni eşyalarını gösteriyoo, onun için çok çeşit yapmış” diyen çatlak iç sesler mutlaka vardır. Özene bezene giyinir evine gidersiniz, yine değişik giyinmiş görgüsüz” derken, kotla gittiğinizde, “adam yerine koyup da doğru dürüst bir şey giyinmemiş, görgüsüz” diyen aynı kişidir.
Bir de misillemeci takımı vardır. Çok eskilerden annemden bir örnek bunu çok iyi anlatacaktır sanırım. Doğduğu bölge itibariyle, ikramı, ısrarı çok seven annem, misafir lafını duyar duymaz su böreğinin hamurunu yoğurmaya başlardı. Çok sevdiğimiz sözü sohbeti çok tatlı bir teyzemiz de yine doğduğu yer itibariyle biraz eli sıkı, biraz da üşengeç olduğundan en iyi ikramı kuru pasta olurdu. Onu çoğu kimse gününe çağırmazdı. Anneme de kızarlardı ona ısrarla aynı ikramı yaptığı, çok samimi ilişkisini aksatmadan sürdürdüğü için.
“O benim kızıma bir küçük altın getirdi. Ben de onun toruna küçük takarım.” “O geçen gün iki bardaktan sonra çayın altını söndürdü. Ben de ona iki bardaktan fazla katiyen vermem. BEN ENAYİ MİYİM?”
Bu genellikle çok da önemli olmayan, belki zaman zaman can sıkıcı boyutlara taşınabilecek olan, şirin, çocuksu atışmaların didişmelerin yanı sıra, kontrol edilemeyen şüphe ve öfkeler, marazi kıskançlıklar kin ve nefret duyguları, karşıdakini "ti" ye almak, alay etmek, gırgır geçmek ve bundan tatmin olmak gibi hastalıklı zevkler, yaşamımızı çekilmez hale getirmekte, dostluk ilişkilerini zedelemekte hatta bitmesine neden olmaktadır çok yazık.
Bu yerlerden biri, bir hastanenin Onkoloji Servisi. Diğeri de deprem sonrası dolu dolu iki gün geçirdiğimiz Bağlarbaşı Öğretmen Evi’ nin bahçesi.
Acılarıyla, korkularıyla, sorunlarıyla, ihtiyaçlarıyla hatta sararmış yüzleri, korkulu bakışlarıyla bireylerin eşit olduğu, birbirini anladığı ve yardım etmek, acısını paylaşmak, ümit vermek için yarıştığı hayli uzun hastane süreci ve kısa ama çarpıcı deprem sürecinde şahit olduğum insan manzaralarından sonra bu tür şeyler son derece anlamsız geliyor bana.Belki biraz da düşündürücü...
Belki de sırf bu yüzden, Tagorun; güneşin, küçük ve yararsız olduğu için üzülen çiğ damlasına, "seni parlayan bir küreye dönüştürüp mutlu etmek için ben seve seve küçücük bir kıvılcıma dönüşebilirim, yeter ki sen üzülme" dediği dizelerini okuduğum zaman göz yaşlarına boğuluyorum. Kim bilir...
Hep sevgiyle kalalım...
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren



