
Eminönündeydim bu gün. Yıllarca her gün telaşla, emekli olduktan sonra haftada bir kez keyifle, son zamanlardaysa senede bir gün özlemle gittiğim, İstanbul' un bana en çok keyif veren ama maalesef gittikça daha fazla yorgun döndüğüm beldesindeydim.
Eminönünü sevmemin bir çok nedeni var. KIrkların sonu, ellilerin başında babam saltmışların sonunda ağabeyim, ablam, daha sonra kızkardeşim ve ben hep oralarda çalıştık. Ablam ve ben oralarda bitirdik iş hayatımızı. Dokusu, esnafı, bankaları, çarşıları, hanları, 100-150 yıllık (Hafız Mustafa-Hacı Bekir örnekleri gibi) müesseseleri, Yenicami' si Mısır Çarşısı hatta Atalar' ı hep var ve sanki hep de olacaklar.
Ve o muhteşem kalabalığı...
Başka hiç bir yerde hoşlanabileceğimi sanmadığım bu kalabalık, özellikle Sultanhamam' da kollarını açmış bekleyen dev boyutlarda bir dost gibi bir anda seni de içine alıveren (çok samimi olarak yapıyorum bu benzetmeyi) insan seli, o sele katılıp sürüklenmek bana garip bir şekilde korkunç zevk verir her gidişimde.
Çalıştığım şubenin hemen karşısındaki hanın içindeki, o tarihlerde temiz yüzlü beyaz önlüklü genç bir çocuğun işlettiği büfe, aynı yerde hala bankacıları ve esnafı doyurmaya devam etmekte. Şimdi bir adı var farklı olarak. "Cim bom Büfe"
Öğlenleri sık sık kuyruğa girip sabırsızlıka beklediğimiz, beklerken yapılışını izlediğimiz, izlerken sabırsızlandığımız o meşhuuur yarım ekmek içinde döner. Ekmek ortadan açılır, bol patates püresi, enfes bir salça sos ve bol döner doldurulur. Başka bir yerde o tadı asla bulamazsınız.
Hafız Mustafa' dan kireç kaymağında hazırlanmış kıtır kabak tatlısı, (annemin yaptığı kadar güzelini asla bulamasam da)Kurukahveci Mehmet Efendiden (her zamanki uzunlukta bir kuyrukta bekleyip) epeydir hasret kaldığım kahvemi aldım. Ali Muhittin Hacı Bekir' de demirhindimi içtim. Paçozuma bolca kemik, Sarılganlardan birkaç mutfak gereci, Gürün Han Çift Kaplan' dan çamaşır ve kolonya, makyaj malzemesi kıvır- zıvır bir kaç bir şey daha aldıktan sonra çok yorgun ama çok mutlu döndüm eve.
Belki yeniden daha sık tekrarlarım çok hoşlandığım bu serüveni.
Verdiği mutluluk yorgunluğa değer çünkü...
Buu buu buuu...
Hangisi çoocooğm bu mu, bu mu?
Bu diyoom yaa, buuu. Çocuğun tombul parmağı ile işaret ettiği ürün sepete atılıyor. İnanmayacaksınız ama, bu bir oyuncak araba, top ya da başka herhangi bir oyuncak değil. Bir yumurta çırpıcısı. Tel kısmı kırmızı bir çırpıcı.

3-4 yaşlarındaki tombul oğlan, babanın sürdüğü içi tıka basa içecekler, hazır tabaklı et ve tavuk ürünleri, dondurulmuş ürünler, sebze ve meyve, kahvaltılık (en az beş büyük paket sosis, çeşitli peynirler, salam, sucuk, zeytin) giysiler, yastık, ve başka bir sürü ıvır zıvırla dolu sepetteki 5 kg.lık zeytin yağı tenekesinin üzerinde tozlu ayakkabılı ayaklarını sarkıtmış oturmakta. Geride süratle dolacağı belli ikinci arabayı iten anne oğlanın gözünün içine bakıyor, tombul parmağın göstereceği her neyse onu sepete atmak üzere aleste bekliyor. Maazallah aksi halde neredeyse tüm o gün orada alışveriş etmekte olan insanların bezdiği canhıraş çığlık gelecek.
Bu gün beni çok güldüren şimdi anlatacağım olayı yaşamasaydım, 'bu da, o alışveriş merkezinde sık sık karş
ılaştığım ve kanıksadığım manzaralardan biri' deyip geçecektim. Ama geçemedim. O kadar çok güldüm ve aynı zamanda o kadar çok düşündüm ki sonradan üzerinde.Kitap, CD ve DVD lerin satıldığı bölümdeyim. Kendi alemimde TSM CD. leri inceliyor, yeni ne var diye bakıyorum. Yine o meşum tiz ses “şunu veee” diye bağırmakta. “Bunun burada
ne işi var ki” diyerek hızla dönüyorum. Tombul parmağın işaret ettiği yönde yabancı DVD ler var. Birkaç bu mu, şu mu, o mu faslından sonra (nedense) bir tanesi seçiliyor derhal pamuk ele tutuşturuluyor. O da ne? Kulakları paralayan bir çığlık. Baba çocuğun fırlattığı DVD yi havada yakalayıp bir göz atıyor. “Uyy bu ne ki” yarı kızgın yarı güleç bir yüzle karısını azarlıyor. “Oğlana vermeden önce niye bi bakmıyon ki” Kadın da yerine koymadan önce bakıyor “amaniin” diyor gülerek, ben bilmiyim ki... İki arabayı sürüyerek, gülüp söylenerek uzaklaşıyorlar. Merakla uzanıp alıyorum DVD.yi. Gözlerimden yaş geliyor gülmekten. Pink Floyd' un The Wall' u”imiş meğer.Alışveriş esnasında sık sık yan yana geldiğimiz bu şirin aile kasada da önümdeydi. Kasiyer kız, ter içinde, birbirinden çok farklı kutuları, bezleri, şişeleri, daha bir sürü edevatı yazar kasadan geçirdi, genç kadın, ter içinde torbalara doldurdu. Kavruk görünüşlü genç adam, nasırlı elleriyle yeleğinin cebinden çıkardığı iki adet kredi kartı ile yüklü meblağı ödedi.
Bu gün yaşadığım bu olayı döner dönmez yazmayı planlıyordum ki Koray' ım geldi. İşe (nihayet) girdiği için epeydir görüşememiştik. Yemeklerimizi yerken anlattım. Tabii bir fasıl da birlikte güldük.
Daha sonra çaylarımızı içerken çok uzun konuştuk bu konu üzerinde. Askerliğini yapıp döndükten sonra tam bir sene iş bulamayıp, hatır- gönül, zar- zor yeni işe giren yeğenle banka emeklisi teyze, ortalama ücretli ortalama iki yurdum insanı olarak , şaşkınlıklar içinde olanı biteni kavramaya çalıştık. Henüz ev tutama
dığı için (aldığı maaşla) babaannesinin yanında oturmak zorunda kalan, çok uzun zamandır ehliyeti olduğu halde daha epey süre araba alamayacak olan, Metalurji mühendisi Koray, otuz yaşına geldiği halde, evlenmeyi aklından bile geçiremiyor.İstanbul' un, havası şimdilik çok temiz, ama korkarım “seçkin” olmayan bir muhitinde, bir sitede oturuyorum. Otoparktaki arabaların altı tanesi sekiz binalı sitenin apartman görevlilerine ait.
Çoğunun evi ve LSD televizyonu var. Pazar günleri otoparkta iğne atsanız yere düşmez. Dört orta hallice market her gün dolup dolup boşalıyor. Kasalarda kuyruklar bitmek bilmiyor. Kredi kartları bordolu, yeşilli mavili havalarda uçuşuyor. Servisler vızır vızır işliyor. İnsanlar çılgınlar gibi alış veriş ediyor. Canım Ailem' deki Meliha nın meşhur repliği geliyor aklıma. Hayırdır inşallaaah...Hayırdır inşallah.
Yine trajikomik bir anekdotla hafif alaylı, biraz acı da olsa tebessüm ederek ve ettirerek tamamlamak istiyorum yazdıklarımı. Geçenlerde, Kadıköy' de o yakada oturan hemen hemen herkesin bildiği bir şarküteri den çok sevdiğim Ezine peynirimi almış çıkıyordum ki, eski banka arkadaşlarımdan biriyle karşılaştım. Eşi sıkı bir akşamcı olan arkadaşım “üç beş şey alıp çıkıcam, bekle bir yerde otururuz” deyince bekledim. Arkadaşım tıpkı eskiden olduğu gibi (sık sık birlikte gittiğimiz Eminönü' deki meşhur mezecide yaptığı gibi) gerçekten üç
beş şey aldı ve çıktı. Lakerda, Antrikottan pastırma, füme et, eski kaşar ve tarama belki bir iki çeşit daha meze, küçük bir poşete kondu, parası ödendi.Dostum kapıdan çıkar çıkmaz, bunca yıl sonra, tıpkı eskiden yaptığı gibi küçük poşeti havaya kaldırdı ve hemen hemen aynı kelimelerle bir kere daha söylendi.
“Aman Allahım, şu küçücük poşete dünyanın parasını verdim. Üç beş parça şey için neredeyse yarım maaşımı verdim . Bu memlekette yaşanmaz. Vallahi yaşanmaz !...
Bir kaç gün önce, sevgili arkadaşım Nur' un Yaşamın Kıyısında isimli blogunda paylaştığı Ekmek ve Lor Peyniri başlıklı yazının henüz tesirinden kurtulamamışken ve sessiz onurlu ve yürekli, hatırı sayılır fazlalıkta bir yığının da doğru bildiğinden şaşmadan, hileye sapmadan kimseye el açmadan, yaşamını sürdürmeye çalıştığını düşününce, benim bu postumun ana fikrini, yazanının neyi vurgulamaya çalıştığını anlayan varsa açıklasın.
Ben öylesine şaşkın bir vaziyette ne yaşadıysam yazdım. Hiç bir yere varamadım. Varamam.
Bundan otuz yıl kadar önce İngiliz kurs hocam Linda, gözlerini iri iri açarak şaşkın bir vaziyette "sizin evler çok yıkık dökük ben çok üzülüyor ama çoğunda renkli televizyon görüyor, bir de yolda yürürken yerin altında daireler var küçücük camlı, karanlık ama akşam ben bakıyor hep kristal avize görüyor şaşırıyor" demişti de bir kısmımız utanırken çoğumuz da gülmüştük.
Otuz yıl sonra hâlâ hatırladığıma göre epey içime oturmuş.
Sevgili Nur da, emekli kuyruğunda, gelen yüz seksen küsur liralık elektrik faturasını bu emekli maaşımla nasıl öderim diye yakınan birinden bahsetmişti şaşkınlıkla. Mantıken, asgari ücretli biri o kadar fazla elektrik sarf edemezdi çünkü.
Allah, olup biteni ve böyle devam edilirse olabilecekleri idrak edemeyenlere akıl fikir, idrak edebilip üzülenlere sabır versin. Cümlemizi de olacaklardan korusun...
Hep sevgiyle kalalım...
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
İyi ki iki kez sınıfta kalmışım lise ikide. Kalmışım da bir sene de evde oturmuşum. Bakkal dümbüllüye her gidişimde pijamasıyla daml...
-
Hızla yanlarından geçıp gidiyordum ki ağabeyin sesini duydum. "Sakın birbirinizin elini bırakmayın. Yanımdan ayrılmayın. Caddeye de fır...
-
Paadişaanın üç kızı varmış. Bir gün onları yanına çağırmış. "Hadi bakiim cevap verin" demiş. "...
-
Akşamlar inerken mavi sulara Bir kırık cam olur ufukta güneş Vecdine layık o hülyalı bakışlara O hem bir neşedir hem de elem ruhlu eş....
-
Güneşli bir Pazar gününe uyandım... Boyun, sırt, bel ağrısı, gaz sıkıntısı, kafa çınlaması, ruhumdaki ağırlık, beynimdeki karmaşa, k...
-
Yine aynı şey oldu. Minik bir bir dileğim hiç beklemediğim bir şekilde gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerde televizyonda, internette, en sevilen...
-
İyisiyle, kötüsüyle, güzeliyle çirkiniyle bir yazı daha devirdik. Bekle beni İstanbul. Sıra sende. Biraz da orada sevinip...
-
Geçenlerde kızkardeşlerin en tatlısı elinde devasa bir poşetle kapımdan içeri girdi. Yüzündeki maskenin sıkıntısı, çok seyrek sokağa çık...
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren
