hayal kırıklığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ümit  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,

Geçen yıl yayınladığım Geçmişten Kırıntılar isimli yazımın bir yerinde 14-15 yaşlarımdayken hissettiğim platonik bir duygudan bahsetmiş o yaşlarda yazdığım, o tarihteki duygularımı anlatan (acıdan (!) altına tarih düşmeyi unutmuşum ama altmışların ikinci yarısı olduğu kesin) bir şiirimi sonuna ilâve etmiştim. Öykü Atölyesi' nin "karşılıksız sevdalar " kavramı ile ilgili beklentisini karşılar mı bu yeni yetme gencin kalp çarpıntıları bilemem...







“Sevmek istedi genç kız,

Çocuk ağlamak

Genç kız mutluluk aradı aşkta

Çocuk annede şefkat.




Ansızın gördü delikanlıyı genç kız

Çocuk düştü kanattı dizini

Çarpmaya başladı genç kızın kalbi,

Çocuğun gözyaşları akmaya


Heyhat, delikanlı anlamadı genç kızı,

Kendisi için çarpan kalbi bilmedi.

Tokatladı annesi düşen çocuğu,

Zavallının gözyaşını bile silmedi.

Şiir defterimden  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,


İNSAN

Parlak göründü uzaktan
tıpkı aydede gibi
aydınlık, parlak, dost bakışlı


Ulaşmak, tanımak, anlamak istedim.


Gittim.


İlkin bir sıcaklık sardı her yanımı.
Ayaklarım yerden kesildi önce
ardından gözlerim karardı.
Görebildiğim her yerde
engebeler vardı.

Sonra,
etrafımı pis kokular sardı.
Nefesim kesildi önce
ardından
yüreğime serpecek
bir parça su aradım.
Ne hava,
ne de su vardı.


Ve anladım ki,
Benim için orada
hayat yokmış.






Bu şiirin altına tarih atmamışım. Bir hayal kırıklığının ardından yazıldığı belli. Defteri biraz daha karıştırınca aynı duygularla yazılmış bir başka şiir çıktı karşıma. Muhtemelen aynı zamanlarda yazılmış.


KALBİME

Yine başbaşayız seninle
uzun ve soğuk geceler boyu.
Yine kalmadı
ne sende huzur,
ne bende uyku.


Bu sefer hangimiz suçluyuz.
Kim önce aldanan.
Gülen gözleri görüp, tatlı sözleri
işitince
karşımızdakini dost sanan.
Sen misin önce hızlı hızlı çarpan,
yoksa,
benim kollarım mı uzanan.


Yine boşa ümitlendik
ikimiz de
Ama kabahat bizde.

Ayırıyoruz mücevherin
hakikisini sahtesinden
Kavunun kokusundan, karpuzun
sesinden
anlıyoruz kötüsünü iyisini.

Ama işitince çağıran sesini
nasıl da ümitle doluyor
sevinip coşuyoruz.
Dost sandığımız o ele
nasıl da koşuyoruz.

İten yine hep o el
ve itilen hep biziz.
İşte yine
ve galiba ömür boyu
başbaşa ikimiziz.


Nisan 1976
Ataköy










Hep dostlukla kalalım...





Yalnızca sitem  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,




GÜN GELİR

Uzaklardan bir ses zaman zaman

fısıldar sanki adımı usul usul

ve eğer yağmur yağıyorsa bir de o akşam,

her bir damla çelik misali ağırlaşır.

Kulaklarım çınlamıyor ne zamandır.

Beni hasretle anan biri yok artık herhal.

Bir garip bencil duygu ki ruhumu saran

içtiğim içkinin buruk lezzeti acılaşır.

Gün gelir serseri ruhum elbet

acının lezzetine de alışır mı alışır.

Alt tarafı insanım işte herkes gibi

aklım, ara sıra olsa da karışır.

Sezen Aksu


Ben Sezen Aksu’ yu çok sevdim.

Bir zamanlar


Yalnız başıma dinledim … Sevdiklerimle dinledim…

Onunla mutlu oldum... Onunla ağladım...

Dostlarım aşklarını anlatırken, omzumda ağlarken

hikayelerinin içinde

ve geride hep o buğulu ses vardı.


Ne mektuplar yazdım guruba karşı,

O yanık sesin eşliğinde.

Ve onların içinde kaç kez geçti adı.

Ne mektuplar okudum onu dinleyerek

Ve ismini gördüm yemyeşil satırların içinde,

Benimkiyle birlikle.

Ve bir gün, bir kötü gün, bir kara gece,

Ben zehir dökerken kağıda gözyaşları yerine

geride o ağlıyordu benimle gizlice.


Tüm sevdiklerim bir şekilde yok olurken yaşamımdan

birer birer,

onunla “allahaısmarladık” dedik.

birlikte ,“geçen yaz” ı özledik.

Yaşanmamış ylllar” geçirdik onunla.

Ve neler neler…

Bazen, dondu kaldı

“dilimizin ucunda kelimeler.”

Onunla, “Ağlamak güzeldi.”

Sonra,

“gün geldi.”

Yokladım yüreğimi.

Gidenlerin sevgisi

Sapasağlamken, koruyorken yerini

Ve hatta çoğalıyorken

Yavaş yavaş

Onunki gözümün önünde soldu.

Ve bir gün, bir gece,

O hiç yaşamasaydım dediğim,

Şey oldu

-hikayesi bende saklı-

Şimdi onun yerini

Bir tuhaf “Sevgili Sezen” aldı.

Ve “dilimin ucunda”

Şu “kelimeler” kaldı.

yasaklı

Sen en güzel duygularımın katilisin”







Hafta sonu bir arkadaşım bendeydi. Epeydir görüşmediğim, çok eski bir arkadaşım. Sohbet ettik, güldük, eskilerden bahsettik. Günlük yaşantılarımızdan konuştuk. Bir ara bana başına gelen çok enteresan bir olayı anlattı. Büyük alışveriş merkezlerinden birinde, bir mağazaya girmiş. Bir giyim mağazasına. Kendisine bir şeyler bakınırken, bu arada birinin düşürdüğü birkaç giysiyi eğilip almış. Tam o sırada bir görevli gelip telaşla ürünleri elinden alıp yan gözle de elindeki poşetin içine bakmış. Neye uğradığını şaşıran arkadaşım, üzüntü ve kızgınlıkla oradan çıkıp gitmiş. Sonra, başımıza gelen bu tip olayları anlattık ardı ardına. Pazarda önündeki adamın çarpıp devirdiği sepete yaşlı satıcıya yardım olsun diye elmalarını doldurmaya çalışan arkadaşımın, sepeti devirdi diye nasıl azar işittiğini anlattım. Hep olan şeylerdir ama kırar insanı inceden. Sonra hiç kafamdan silemediğim, hatırlamaktan hiç hoşlanmadığım bir anım geldi aklıma.

Yeni çalışmaya başladığım yıllardı. Çalıştığım servise şef olarak, çok sevdiğim, adeta kendime idol seçtiğim bir hanım geldi. Serviste iki kişiydik. İlk haftanın içindeydik. Şef telefonda İngiltere’deki erkek kardeşiyle konuşuyordu. Ben de harıl harıl daktiloda bir şeyler yazıyorum. İşitmekte zorlandığını fark ettim ve durup konuşmanın bitmesini bekledim. Aynı şey, birkaç kere tekrarlandı. Sonra bir gün, rastlantı sonucu, öğle tatilinde yanına gelen bir arkadaşına "düşünebiliyor musun, telefonlarımı dinliyor. Ben ne zaman telefonla konuşsam, işi gücü bırakıp resmen beni dinliyor” diye yakındığını duydum. İçimin o anki acısını anlatamam. Duyduğum hayal kırıklığını.

Tabii ki, ben oradaydım. Karşısında onunla göz göze bütün gün birlikte. Tabii ki beni tanıdı, beni sevdi. Ben onu zaten beğeniyordum. Çok iyi iki arkadaş olduk. Akşam mesailerinde, birlikte Hüzzam, Uşşak şarkılar söyledik. Benimle her sevincimde sevindi, her üzüntümde ağladı. Tabii ben de onunla.

Ona o olaydan hiç bahsetmedim. Eminim ki önyargılarla ilgili olarak payına düşen dersi çıkarmıştır o da. Hala görüşüyoruz. Telefonlaşıyoruz. O günlerde doğan oğlu çoktan askerliğini bitirdi. Ama hala, o gün uğradığım haksızlık, içimi inceden inceye sızlatır.

O gün için tek tesellim, bu yanlış anlaşılmayı telafi edebilecek ortama, süreye ve şansa sahiptim ve çok güzel bir dostluk ve güven ortamı oluşturabildik.

Bu gün için ise, bu sanal dünyada bu şansa sahip olamamanın acısını çekmekten korkuyorum.

Hep sevgiyle kalın.

Cenaze  

Posted by Asuman Yelen in ,




Çok eski zamanlardan bir şiir takıldı aklıma bugünlerde.. Ortaokul çağlarında bir takvim yaprağında görmüştüm galiba. Yüksek sesle okununca kulağa da hoş geldiği için olsa gerek aklımda kalmış sözleri. Bazı yerlerini tam hatırlayamadım, bazı yerleri yanlış olabilir ama ne gam. Zaten sanal dünyadayız öyle değil mi. Ben de dedim ki, doldur boşlukları yaz gitsin be asu..Şair de affediversin beni. (Galiba Coppee idi.)



Tak tak tak tak... hızlı hızlı çakıyor
Tak tak.. Doğramacı tabut yapıyor.



Doğramacı, doğramacı

Ya çam ya ceviz ağacı

Ağır, büyük bir tabut çak

İçinde GÜVEN yatacak




Ak ipek döşe içini

Hatırlatsın yiğitliği

Kurdele koy mavi mavi

Hatırlatsın dürüstlüğü.





Orada dere kenarında

Kara ağaçlar altında

Cıvıldarken guguk kuşu

Bir riyakar vurdu onu





Doğramacı, doğramacı

Ya çam, ya ceviz ağacı

Ağır büyük bir tabut çak

İçinda GÜVEN yatacak.


Asıl adı *Noktürn* olan bu şiirin gerçek sözleri ezberimde olduğu halde, özellikle değiştirdim.
Şairinden emin değildim. Öğrendiğime göre Yunanlı şair Jean Moreas'a aitmiş. (22,6,2009)






Hep sevgi ile kalalım...

Blog Widget by LinkWithin