kıskançlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yeni Nesil Dostluk  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,


Artık genellikle evlerin dışında buluşuyoruz. Mekanı PAYLAŞIYORUZ. Masayı PAYLAŞIYORUZ. Bol bol konuşuyoruz. Her buluşmada aynı soruları soruyor, cevabı dinlemediğimiz için bir dahaki buluşmada yine aynı şeyleri konuşurken buluyoruz kendimizi. Kimileri anlatmayı seviyor. Gözlerini devire devire, yanındakinin dizini dürte dürte, herkes duysun diye bağıra bağıra anlatıyor. İki tip dinleyici var. Birinci tip sabırla dinliyor, bahsedilen kişileri tanımasa da, ayrıntılardan sıkılsa da, nezaketle, sabırla, sonuna kadar dinliyor. İkinci tip, dinler görünüp, kendi söyleyeceklerini tasarlıyor, ilk boşlukta atıyor kendini. Bir “ben" telaşı ile bir üstünlük gayreti içinde sevgiyi muhabbeti bir kenara bırakıyor, yemeği, hesabı da PAYLAŞTIKTAN sonra ayrılıyoruz.

Bazen bir düğünde bir araya geliyoruz. Şarkıları birlikte söylüyor, birlikte göbek atıyor, gelinle damadı birlikte çekiştiriyor, pastayı birlikte yiyoruz. Nedense en önemli şeyi PAYLAŞAMIYORUZ : Çiftin mutluluğunu. “Niçin o gelin ben değilim, ben yalnızım?” veya “niçin benim adam şu damat kadar kibar ve yakışıklı değil?” ya da “seni de görürüz oğlum, yanındaki hele bir dırdıra başlasın, bir de alsın kiloları..” gibisine bir sürü olumsuz düşünceler yüzlerde anlam buluyor. Hanımlar özlemle, beyler pişmanlıkla kendi düğünlerini hatırlıyorlar.

İşyerlerinden bahsetmeğe bile gerek yok. Hiyerarşinin, rekabetin, kazancın olduğu bir yerde dostluktan, arkadaşlıktan (gerçek anlamda) bahsetmek mümkün müdür? “Sevgi” ve “çıkar” kavramları birlikte barınabilirler mi? PAYLAŞILAN olsa olsa sadece belirli saatler arasındaki mesaidir .

Kötü günleri PAYLAŞMAKTA üstümüze yoktur. Bakın bunu gerçekten şevkle, istekle, içtenlikle yapıyoruz. Hasta ziyaretlerini ihmal etmiyor, iflas edeni teselli ediyor, onlar için çareler arıyor, kısacası, ağrıları, sızıları, sıkıntıları can kulağı ile dinliyoruz. Terfileri, başarıları, mutlulukları paylaşmakta gösterdiğimiz hasislik, karşımızdaki zayıf, üzgün , çaresiz ve muhtaç ise adeta gönüllü bir gayretkeşliğe dönüşüveriyor.

Bir de cenazeler var. “İnanmıyorum, beş gün önce birlikteydik. Karşımda oturuyordu. Yeşil kazağı ile ne kadar da güzeldi!” ( Ama o gün ona bunu söylemedin.) “Ah evet inanılır gibi değil, tatlı tatlı sohbet etmiştik.” (Hayır daha çok sen konuşmuştun, o ise sadece dinlemişti.) “Tanıdığım en iyi insandı.”(Artık açıklamamda hiçbir sakınca yok.)

Duaların, pilavın ve helvanın yanı sıra cenaze evlerinde PAYLAŞILAN birinci ortak duygu, hepimizi bir sonun beklediğini yeniden hatırlamanın yarattığı o keskin ürperti, diğeri de, tekrar göremeyeceğimizi idrak ettiğimiz dostumuz ile ilgili olarak hissettiğimiz pişmanlıklardır. “Keşke takı kursunda yaptığı kolyeleri gösterdiğinde beğendiğimi söyleseydim.” “Keşke yeni evine gitmeyi ertelemeseydim.” “Keşke bloğa yazdığı yazılardan bazılarını okuyup onunla düşüncelerimi paylaşsaydım.” “ Keşke filancaya onunla ilgili o sözleri söylemeseydim “ ya da “ keşke ona filancanın kendisi ile ilgili söylediklerini anlatmasaydım” tarzında yığınla pişmanlıklar. Ama artık çok geçtir.

Okuyanların bu yazdıklarıma karşı çıkacaklarını sanmıyorum. Günümüzde her şey gibi dostluğun da anlam yitirdiğini, güç kaybettiğini hepimiz biliyoruz. Bu yazıyı okuyan dostlarımın da aynı sebepten alınacaklarını zannetmiyorum. Alınacak olanların da hiçbir zaman okumayacaklarını bildiğimden, gönül rahatlığı ile bu yazımı da bitiriyorum.

Tekrar görüşmek ümidiyle…

Ölü, kıskanılmayan yegane insandır  

Posted by Asuman Yelen in , , ,


Çok saygıdeğer bir hanımefendi, son zamanlarda okuduğum en kıskanılası yaşam öyküsünün kahramanı Latife Hanım, bir arkadaşının ölümü üzerine fevkalade anlamlı bir yazı yazarken, sanıyorum bu ana fikirden yola çıkmış.

Aşağıda okuyacağınız alıntılarla ilgili olarak – kendisine imanla ve tüm ruhumla katıldığımı söylemekten başka - yapabileceğim, daha doğrusu yapmaya cüret edebileceğim hiçbir yorumum yok. Olamaz da hiçbir zaman.


*
Biz ölüyü, bütün davalarından, bütün ihtiyaçlarından, bütün menfaatlerinden, bütün iddialarından, ihtiraslarından, arzularından istifa etmiş bir insan olduğu için severiz; dirisine düşman olduğumuz bir insanın bile ölüşüne yanışımız bundandır.

Bu hakikati düşününce, körün, öldükten sonra niçin “badem gözlü” olduğunu kestirebilmek de güç değildir.

Şimdi; birçok kıymetlerin, ölüşlerinden sonra bilinmesinin sırrını da kavramaya yaklaşmış sayılabiliriz.

………………………………..

Hayatlarındayken gördükleri umumi lakaydini, umumi alakasızlığın, umumi nankörlüğün ve inkarın acısını kan kusarak çekmiş nice kıymetler, nice şöhretler var ki, bugün, mezarları başında insana ölümü sevdirebilecek kadar parlak ihtifaller (anma törenleri) yapılıyor.

Bugün hor gördüğümüz nice kıymetler var ki yarın mezarları başında gözyaşı dökeceğiz. Ve onların birer “kıymet” olduklarını itiraf edebilmek için, ölmelerini beklemekteyiz: Çünkü yaşadıkları sıralarda onlara bu kıymeti vermemize, kıskançlığımız manidir.

Görülüyor ki, insanları haklarına kavuşturan en adil hakim ölümdür. Ve artık inanabiliriz ki, layık olduğumuz alakayı, kıymeti, itibarı, şerefi, saygıyı ve sevgiyi kazanarak yaşayabilmemiz için, başvurabileceğimiz tek çare vardır:

“Ölmek!”

*İpek Çalışlar’ın Latife Hanım isimli eserinden alıntıdır.

Blog Widget by LinkWithin