Hava yine çok güzeldi bu sabah İstanbul' da...
Kızımla içeri girmek istemedik. O ağaçtan bu ağaca sürükledi durdu Paçoz. Eşofmanımın üzerine
yelek giyip çıkmama rağmen ilk beş dakikadan sonra üşümedim. Güneş ve hareket ısıtıverdi.
Yürüyüş yapan bir kaç tombul hanım ve bizden başka kimse yoktu. Tabii bir de diğer
köpekler. Bu sefer de güneşin uzanabildiği çimenlere yayılmış uyuyorlardı. Bir kaç tanesi
başını kaldırıp bir baktı. Biri havlayacak oldu. Diğerleri ona "kes sesini yat aşağı bakiim"
diyen bir bakış attı, sonra yine hoş bir sessizlik. Sadece kuşların cıvıltısı...
Akşam pek seyredilecek bir şey yoktu. "Hayat Devam Ediyor" u tanıtım parçalarında
herkes birbirine (bana kulaklarımı tıkattıracak kadar) yüksek sesle ve ardarda
çemkirdikleri için asla izlememeye karar vermiştim. Belki de hataydı. Neyse son
günlerde yine sardırdığım en iyi kafa boşaltıcım hayvanat bahçesi kurma işine giriştim.
Benim kadar çok oynayan herkesin olduğu gibi bu oyunda pek bir başarılıyım.
Daha önce bahsetmiştim. Boş bir arsa ve bir miktar parayla başlıyor oyun. İstediğin
hayvanı alıp (bir çift) onun için düzenlediğin yaşama alanına yerleştiriyorsun. Çocuk
yapıyorlar onları satıp gelir elde ediyor, işi sürdürüyorsun ama bebek için onları mutlu
edecek toprak, çit, taş ve ağaç sayısı ve cinsi, su miktarı hepsinin tam olması gerekiyor.
Bunu da yaptığın her harekette başlarının üzerinden fışkıran yeşil gülen kırmızı ağlayan
suratlardan anlıyorsun. Yani zor bir şey değil. Seviyeler arttıkça daha kaprisli olmaya
başlıyorlar. İstekler daha ayrıntılı hale geliyor, sen tek tek el yordamıyla uğraşarak,
deneye yanıla yine de üstesinden geliyorsun. Ama bir yere kadar...
Sonra işin tadı kaçıyor. Neden diye soran yetmiş milyon kişiye hemen cevap vereyim.
Son seviyelerde, iyi niyet ve çaba anlamsızlaşıyor çünkü bazı cinslerin ne istediğini
anlamanız imkansız hale geliyor. Örneğin yukarda sular içinde yaşayan pembe Flamingolar.
Çok da şirinler ama asla ne istedikleri belli değil. Bir de yanar- dönerler ki sormayın.
Onları mutlu edip habitatlarını belirli yüzdeye getirmeden level atlamanız da imkansız.
Çaresiz kalınca oyunu bitirenlerin bu hayvanları memnun etmek için neler yaptığını
öğrenmek için Google amcaya danışmak zorunda kalıyorsunuz. Meğer hilesi hurdası varmış
işin. Bitkileri yerleştirirken ilkinde yeşil, ikincide kırmızı top çıkınca tek bitki istediğini
zannedip geri çekilmeyecekmişiz. Hayvanlar ne istediklerini bilmiyorlarmış meğer.
Dönüp uyguladım. Bir yeşil -bir kırmızı, bir yeşil- bir kırmızı yanarak tam on altı bitkide tatmin
oldular da seviye atlayabildim. İyi ki de bakmışım. Kendi çabamla bu kadar yanar-dönerliği
anlamam asla mümkün olmayacakmış. Bir hayat dersi daha. Sıkıştığında kuralları öğenip
aynen uygulayacaksın. Hile bile gerekse...Devam edebilmek için şart...
Oyunu hazırlayan hayatı çok iyi bilen bir kişiymiş doğrusu...
Şimdi artık giyinip süslenmem lâzım. Orta üçten arkadaşım Sema ve kızkardeşiyle buluşacağım.
1965 den hesabedersek 47 yıllık dostlar.
Dostlarım, hep ihtiyacım olduğunda bir şekilde yanımda olurlar. Bu konuda yeminli olmasa
Rayuş' un böyle zamanlarımda onları gizli telefonlarla devreye soktuğunu düşüneceğim.
Ama bu kez yapabildiği tek şey yanımda olmak ve ha elime bir çift şiş ve tam istediğim
renkte yünler tutuşturmak oldu. (Artık başlasam iyi olacak.)
Dostluklar böyle uzun olduğu için mi duygular kuvvetli oluyor yoksa birbirimize olan
gereksinimi hissettiğimiz için mi bu kadar uzun sürüyor bilmiyorum ama önemli de değil
zaten. Hep olsunlar bana yeter...
Herkese huzurlu, bol güneşli güzel bir hafta sonu diliyorum :)

Bu gün, Paçoz umla renkli masal kitaplarındaki kadar pembe bulutların altında gezindik.
Çocukların basketlerini saydık. Futbol sahasında delikanlıların kaleye bekçi yaptığı Paçoz,
çılgın hav havlarla koşturdu. Sonra eskimo giyimli küçük bir oğlan babasının nezaretinde
Paçoz u küçük kahkahalar atarak severken hayvanın ani havlamasıyla çılgınlar gibi
ağlamaya başladı. Her zamanki gibi köpeğin ona kendi diliyle merhaba dediğini anlatarak
yatıştırdık. Bir ara bir uğultu işittim. Sesin geldiği yöne göğe doğru bakınca, yüzlerce, belki
binlerce göçmen kuşun müthiş bir intizamla uçtuğunu gördüm. Bir müddet bu görkemli
göç manzarasından gözlerimi alamadım. Aralarına katılmak, onlarla uçmak istedim.
Yeryüzüne döndüğümde o kadar çok başım döndü ki en yakınımdaki ağaca tutunmak
zorunda kaldım. Parktaki sağlam, temiz serin havayı derin derin soludum.
Son zamanlarda yaşamımı karartan kara bulutlar yerlerini pembelerine, parkı saran
sis ve duman da mis gibi parlak, temiz, aydınlık bir serinliğe bırakmıştı.
Mutlu ve huzurlu döndük eve...

Sonbaharın camımdan içeri girip yüzüme çarpan ilk yağmur damlalarıyla başlayan kelebek
dokunuşları aynen devam ediyor.
Dün çok uzaklardan gelen bir dost telefonu...
Bu sabah gezintisinde hiç tanımadığım bir kadından aldığım dost selâmı...
Okula giden çocukların Paçoz' a keyifle kuyruk sallatan dost dokunuşları...
Dönüşte (sabah 8 dolayları) sessizce asansöre binip çıkmak üzereyken açılan daire
kapısından uzanan Rayuş' un can yüzü, "Paçozu bırak ve gel" diyen tatlı sesi...
Ve kızarmıış yumurtalı ekmeklerin kokusu, fokurdayan çayın müzikal sesi, nar gibi
domateslerle beyaz peynir ikilisinin davetkar görüntüsü...
Oralara bir yerlere kıvrılmış uyuyan, uyanmış kuru mamalarını yiyen, uyku mahmuru
gerinen, şaklabanlıklar yapan muhtelif boy ve renkte kediler...
Daha fazlasına ihtiyacım yok. Eksilmesin yeter...

Müjdeler olsun Elif Hanım dönmüşşş!...
Sabah Paçoz' la gezinirken yine ok gibi geldi hayvanın üzerine.
Saçlar uzamış, boy uzamış, sesinden tanıdım. Kuş cıvıltısı-su şırıltısı tadındaki o coşkulu
sesle yine "ay ay Paçoş gelmiş" diye diye koşarak yanımıza geldi. Nasıl sevindim anlatamam.
Paçozun da kuyruğunu sallayışından sevindiği belliydi. Bir yıldır köydeymişler.
Bu yıl okula başlayacakmış. Onun için dönmüşler. Herhalde okul öncesi eğitim çünkü
5 civarı gösteriyor. Biz onunla konuşurken yere yakın sapsarı kocaman bir baş iki iri mavi
gözünü paçoza dikmiş yalpalaya yalpalaya bodoslama üzerine geliyor.
Aman zaman demeye kalmadan güler yüzlü sarışın genç bir kadın da peşinden
seğirtti. Küçük bey kardeşi, kadın da annesiymiş. Babayı bir yere uğurlamışlar çocuk peşinden
yaygaraya başlayacakken anne Paçoz' u gösterip dikkatini dağıtmıak istemiş. Görünen o ki
Elif Hanımın hayatı bu sene daha güzel geçecek anlaşılan geçen yıla göre.
Hem annesi yanında, hem yeni bir kardeşi var. Ne hoş...
Yüzümüzde tebessüm gezintimize devam ederken çocukların oyun alanından canhıraş bir
çığlıkla yerimizden sıçradık. Paçoz kuyruğunu kıstırdı, ben kim düştü, kime ne oldu diye
bakarken bir başka çığlık. Sonra tekrar diğeri. 2-3 yaşlarında iki oğlan kumlara oturmuş ses
yarıştırıyorlar. Kan tepeme sıçradı. Annelerine bakındım. Müdahale edecekler diye bekledim.
Gülerek sohbetlerine devam ediyorlardı. Bu da yeni trend oyun. Ne kötü...
Akşam üzeri kuaförümden dönerken bize yakın sitelerden birinin bahçesinde, apartman
girişindeki merdivenlerin önünde serilmiş uyuyan kocaman bir köpeğin önünden
geçip giderken "pat pat pat" sesleri duydum. Gözüm köpeğe ilişince gözleri hala kapalı uyur
vaziyette iken taşa serili kuyruğunu yere vurmağa başladığını farkettim. Gülüyordu resmen.
Durup bekledim. Çok hoş bir rüya görüyordu besbelli. Sonra ses arttı, ritim hızlandı hızlandı
sonra yavaş yavaş doğrulup gözlerini açtı, bir silkindi, gerindi, apartman kapısına
yaklaştı. Neden sonra kapı açıldı ve elinde yiyecekler ve su kabıyla bir kadın dışarıya çıktı.
Beklediğim süre hemen hemen beş dakikaydı. Demek ki kadın evde hazırlıkları yapmaya
başladığı andan itibaren hissedip uykusunda sevinmeye başlamış. Ne Hoş...
Parkın içinden geçerken asık suratlı çifti gördüm. Adam kaykılmış yatıyordu bu sefer.
Kadın da yanında dimdik oturmuş öylece boş boş bakınıyordu etrafına...
Bir gün de tatlı tatlı sohbet ettiklerini göremiyeceğim bu gidişle. Ne kötü...
Yazımı burada kesip bir koşu aşağıya indim. Pasta yemeye. Erdem' in diploması şerefine.
İkinci mühendisimiz de diplomasını aldı. Ne hoş...
Hep hoş şeyler yazmak dileğiyle...Hoş günlere...
Çok güzel bir geceydi...
Bir çok başka güzel gece ve günlerin başlangıcı olduğunu hissettiğimiz hoş bir dostluk gecesi.
Güzel bir mekân, güzel bir ortam, hafif hafif esen rüzgarın eşliğinde geçmişten bugüne,
bugünden yarına uzanan keyifli bir sohbet. Herkesi mutlu eden hoş sürprizler, rastlantılar.
Tüm bunlardan hoşnut, mutlu, güzel bir çift. İki kıymetli genç.
Ve bizi yukarılardan bir yerlerden mutlulukla izlediğine inandığımız bir çift göz...
Çok uzun zamandır, bu sabahki kadar mutlu uyanmamıştım güne :))
Son haftanın genel sıkıntılı halini yavaş yavaş atıyorum üzerimden.
Büyük ve kapsamlı bir bayram temizliği yaptık bu gün. Tek sorun, tüy dökme dönemini yaşayan
Paçoz' a rağmen, bu pırıltıyı bayrama kadar koruyabilmek.
Ramazan' ın son haftasına girdik. Pidesiz günüm geçmedi -ki olmazsa olmaz- ama bu sene
1-2 kg. fazla ile atlatacak gibiyim.
Marketteki kasiyer kız, mahallenin çoğunluğu sarı suratlı, öfkeli, bedbin insanlarına o çok geniş
gülümsemesini hiç bozmadan sebil gibi dağıtmaya devam ediyor.
Çok sevdiğim Yeşilçam tadındaki dizim minik küçük hoş mesajları nostaljik müzikleri ile ve tam
da istediğim gibi gelişerek bu günkü huzurumu taçlandırdı. (Hayret kaldırılmadı)
Havalar güzel gidiyor. Sabah kuş seslerine uyanıyoruz. Gece tül perdelerimiz yüzümüzü
okşayan hoş esintilerle dans ediyor.
Karşımızdaki parkta, ilkbahar renkleri ısrarla ışımaya devam ederken, sonbahar renkleri de
ağaçlardan başlarını uzatmaya başladılar.
Yarın, çocuklar için kitap seçmeye gideceğim. Başladığından beri (6-7 senedir) çoğu, genç kız,
delikanlı olurken, yeni doğanlar ilkokula başladı. Yelpaze genişliyor.
Ciddi, sorumluluk yükleyen bir o kadar da zevkli bir iş.
Yarın ya da daha sonra daha ayrıntılı yazabilirim bu konuda.
Veeee,
Bayram geliyor. Yeğenler gelecek. Yemekler, tatlılar yenecek.
En güzeli de Rayuş' la sabah kahveleri içilecek :)))
Herkese sağlıklı, huzurlu bir hafta diliyorum...
Anneannem rahmetli hayatta olsaydı "guzzum seni kargalar mı gagaladı" derdi.
Yine ölmüş balık bakışları. Yine şahbaz halleri.
Nerde kalmıştık?
Sil baştan muhabbeti yapmıştık. Pek heveskar olmadığımızı söylemiştik. Biraz
duygusallaşmıştık.
Mutfak. Bir şarkı. Tabak çanak şangırtıları arasında bir avazda beynime üşüşenler...
Benim kafam tuhaf çalışır. İlkokul defteri ve bir yaşam felsefesi. Bozuk sayfayı koparıp atmanın
kolaylığını yaşarken hiç farkına varmadan, bilmediğin bir başka sayfayı kaybettiğin gerçeğinden
bihaber olmak. Ba ba ba ba... Hiç mutfakta düşünülecek şey mi bu. Bi de oturup yazılır mı? Kim
okur bu zırvalıkları? Bunları bir bir aklımdan geçirirken son derece duygusal olan ben, sonradan
okurken sıkıldım doğrusu.
Günlük hayata gel kardeşim. Kişisel duyguların, tuhaf betimlemelerin, felsefelerin senin olsun
sen yediğini içtiğini anlat. Zaten yaşam ve atmosfer yeterince boğucu...
Beslenmede bir küçük yenilenme hareketi yapalım dedik. Yuvarlanan bir çığ gibi hızla artan
genleşmenin önüne geçelim. Kilodaki artış dur durak bilmiyor.
Bunu her deneyişimde şakülüm bir başka yana kayıyor. Beslenme alışkanlıklarım değişince
gastrointestinal sistemim allak bullak oldu. Ağrılar, sancılar, halsizlik, devamlı uyuma isteği.
Yaşamımın tüm uykusuzluğunu bir haftada telafi ettim sanırım. Karpuz gibi bu sefer de yata
yata büyüyecek bünye anlaşılan. Görüntüyü es geçelim yaşam kalitem düşüyor. Sokağa her
çıkış, atılan her adım zorlaşıyor. Neyse bir yolunu bulacağız bu işin de...
Bugün biraz gözüm açıldı. Meraktan kıvranan dostlara bi görüneyim dedim.
Şimdi kahveye, dünyanın en tatlı kızkardeşinin yanına iniyorum.
Herkese sevgiler...

Yaşamın minicik şirin rastlantıları...
Biraz önce aklımdan yolculuk geçiriyordum. Şöyle şehirlerarası bir otobüste, hafif kaykılmış,
başımı geriye yaslamış, gözlerim kapalı ya da uzayıp giden yolda, her şeyi geride bırakarak
sadece motorun sesini ve kulağımdaki müziği dinleyerek...
Aynı anda arkamdaki televizyonda biri de hayatında en çok sevdiği şeyin uzun yollar olduğunu
hep yolculuk etmek istediğini anlatıyordu yanındakine.
Üüüşüüüyoruuum.
İstanbul' da geceler soğuk. Belli saatlerden sonra hırka giymek zorunda kalıyoruz ve gece
hala yorgan örtüyor, sabah üşüyerek kalkıyorum yataktan.
Balkonumda güller, domatesler ve canavar gibi açmış çok güzel çiçekler var. Seyahat planım
olmadığı için ömrümün orada geçeceğini düşünüyorum. Orada okumak üzere onlarca kitap
aldım. Bir tanesine de başladım. Yekta Kopan' dan Yedi Derste Vicdan Muhasebesesi. Bir öykü
kitabı . İlginçtir ki o da bir otobüs yolculuğu ile başlıyor. Yine hassas olduğum bir konu. Baba-
evlat ilişkisi gerçekçi bir biçimde masaya yatırılıyor. Yekta Kopan' ın kişiliğini, TV da yaptığı
işleri, tarzını çok sevdiğim için aldım. Çok kuvvetli bir kalemi de varmış meğer. Belki başka
kitaplar da yazdı ve benim haberim yok. 95 den sonra çıkan kitaplar ve yazarlarla ilgili pek fazla
şey bildiğimi söyleyemem.
Aslında başka bir şey anlatacaktım. Bu gün dost sohbeti yapmak geldi içimden. Evet balkonum
kırmızı yeşil rengarenk ve eskiyen şemsiyemi de yeniledim. Malum gündüz kapısı açık.
Bir hafta önce bir baktım pis kokular geliyor. Paçoz da suçlu suçlu sinmiş bir kenara. Aslında
günde en az bir kere şimdilerde sabah akşam dışarıya çıkarıyorum. Gece ve acil durumlar için
arka balkon, bir köşesinde su dolu kovalarla ( hemen yıkanmak üzere) ona bırakıldı.
Onbir seneden beri oradan başka bir yere (evde) hiç yapmazdı. Önce ufak mahrumiyet cezaları
verdim. Top oynamamak, ödül kemiği vermemek gibi. Ama bir şey çekiyor onu ön balkona.
Sonra gülleri her sulayışımda ortaya çıkan kesif amonyak kokusunu farkettim. Enişte işi çözdü.
Paçozu çeken o kokuymuş. Topraklarında bolca hayvan gübresi kullanılmış.
Cumartesi günü dışarı çıkarmak üzere sevk ipini taktım, poşetimi eldivenimi telefonumu
gözlüğümü küçük çantama hazırladım, tam birlikte kapıdan çıkacakken
balkonun kapısını kapamak üzere yaklaştım ki ne göriym. Yine aynı manzara...
Biraz teatral bir tavırla küçük çantamı sertçe kanepeye attım. Öfkeyle sevk ipini çıkarıp yere
fırlattım. Çalımla balkonu yıkadım. Bir kenara sindi, izledi.
İki gündür eskiye döndük. Olmazsa gülleri bahçeye yollarım. Rayuşların camının önündeki diğer
güllerin yanına ekilir. Dövecek, aç bırakacak halim yok. Gül de neymiş Paçoz' umun yanında.
Bizim buradaki park bu sene piknik yeri adeta. Çaydanlığını, ocağını alan çıkıyor. Eni konu
yemek hazırlanıyor. Mercimek köftesi börek patates salatası sıradan kalıyor. Yürüyüş yapanlar,
banklarda oturup sohbet edenler, kuytu köşelerde çiftler, çok şenlikli çok.
Bugün (bu sene ilk görüşüm) asık suratlı çift de katıldı aramıza. Yine uzakca bir ağaç altında,
herkese arkaları dönük, birbirlerine bakmadan, hiç konuşmadan oturdular.
Evde her gün her şey rutin. Her gün çaydanlığım bir kez yanıyor. Yemin ederim. Tek başıma
haftada iki damacana su tüketiyorum. Bir işe başlıyorum, gözüm başka bir şeye takılıyor, ona
girişiyor diğerini unutuyorum. Bir de bilgisayarın başına oturunca hepsini unutuyorum :))
2011 Haziran' ının son haftası itibariyle ahvalim budur. 1-2 sene sonra dönmüş okuyorken
kimbilir yaşamımda ne değişiklikler vukuuuuubulmuş olacak. Yani, çiçekler, balkon şemsiyesi,
kitaplar ve çaydanlıklar gib. :)))
Herkese keyifli günler diliyorum...
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
İyi ki iki kez sınıfta kalmışım lise ikide. Kalmışım da bir sene de evde oturmuşum. Bakkal dümbüllüye her gidişimde pijamasıyla daml...
-
Hızla yanlarından geçıp gidiyordum ki ağabeyin sesini duydum. "Sakın birbirinizin elini bırakmayın. Yanımdan ayrılmayın. Caddeye de fır...
-
Paadişaanın üç kızı varmış. Bir gün onları yanına çağırmış. "Hadi bakiim cevap verin" demiş. "...
-
Akşamlar inerken mavi sulara Bir kırık cam olur ufukta güneş Vecdine layık o hülyalı bakışlara O hem bir neşedir hem de elem ruhlu eş....
-
Güneşli bir Pazar gününe uyandım... Boyun, sırt, bel ağrısı, gaz sıkıntısı, kafa çınlaması, ruhumdaki ağırlık, beynimdeki karmaşa, k...
-
Yine aynı şey oldu. Minik bir bir dileğim hiç beklemediğim bir şekilde gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerde televizyonda, internette, en sevilen...
-
İyisiyle, kötüsüyle, güzeliyle çirkiniyle bir yazı daha devirdik. Bekle beni İstanbul. Sıra sende. Biraz da orada sevinip...
-
Geçenlerde kızkardeşlerin en tatlısı elinde devasa bir poşetle kapımdan içeri girdi. Yüzündeki maskenin sıkıntısı, çok seyrek sokağa çık...
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren
