Yılın Son Mimi  

Posted by Asuman Yelen in ,



Fulya cım, beni mimlemiş. Çok teşekkür ediyorum. Mim konusu yeni yılda

gerçekleşmesini istediğim on iki dileğim.

Önemine değil ama aklıma geliş sırasına göre bir şeyler yazmaya çalışayım.

1- Paçoz' um kötülemesin.

2-Üç yeğenim de sevdikleri, mutlu oldukları işlerde çalışsınlar. (Mümkünse bütün gençler)

3- Başta tanıyıp sevdiklerim olmak üzere , tüm sağlık sorunları olanlar zımba gibi olsunlar.

4-Ağrılarım ve kilom artmasın.

5-Dostlarımla buluşmaya devam edeyim.

6-Aldığım tüm kitapları okuyup bitireyim, hemen yenilerini alayım.

7-Seyahat edebilecek güçte olayım.

8-Çenem düşmesin.

9-Hafızam yerinde kalsın.

10-Yanlış anlaşılmayayım.

11-Sevgilerimi daha sakin

12-Öfkelerimi daha kontrollü yaşayayım.

Çerezsel And  

Posted by Asuman Yelen in


Yeni yılda








Tüm zorlıklar karşısında


çetin ceviz olacağıma....










Fındık kabuğunu doldurmayacak sebeplerle

kendimi üzmeyeceğime ...








Yemin ederim.



Başarabilirsem,






Fıstık gibi bir yıl olacağına inancım tamdır.











Çam fıstığına razıyım














Ama yer fıstığı daha iyi olur













Antep fıstığını daha da tercih edebilirim














Şöyle tuzlu soyalı baharatlı Kaju olsa keşke...

















İster misiniz şöyle fıstıklı baklava tadında

olsun...








(Çok hoşuma giden TADIM reklamından ...)

Dansçı Köpek  

Posted by Asuman Yelen in ,

Muhtemelen herkes daha önceden izlemiştir. İzlemeyenlere bir yılbaşı hoşluğu olsun.

Böyle şeyleri nedense en son ben görürüm.

Köpeklerin kolay öğrendikleri göz önüne alınacak olursa bu gösteride asla zorlama yok bence.

Her halinden en çok da kuyruğunu sallayış şeklinden ve yüz ifadesinden hayvanın da

çok eğlendiği belli. Bunu da anlayınca insan keyifle izliyor doğrusu...




Dancing Dog, Dans eden köpek, oynayan köpek ile netdunyam2006

Bitirdim  

Posted by Asuman Yelen in










Avarel Dalton' u bilen bilir.

Red Kit camiasının an aptal ve en beceriksiz elemanıdır.

Haydut Dalton Biraderler dörtlüsünün en büyüğüdür aynı zamanda. Dostunu düşmanını

bilmez, kardeşleri arkasını toplayıp çekip çevirmese başı dertten kurtulmayan bir tip.

Bizdeki Oğuz Aral' ın Avanak Avni' si gibi. Hani şu "dıgıl dıgıl" diyerek ortalıkta dolaşan

asla büyüyemeyen şimdilerde yetim kalan çocuk.

Çok güleriz Avarel e. Dostunu düşmanını tanımayıp yüzüne gülen herkese "iyi birine

benziyor" diye koşup dayak yemesine ya da kodese tıkılmasına, her bulduğu şeyi yemesine

"wanted" ilanınında azılı katil kardeşlerininkilerin her sene artarken onun ödül parasının

salaklığı yüzünden hiç artmamasına... Çok güleriz.

Ama Avarel Dalton deyince benim (ve şimdilerde görüşmediğimiz bir arkadaşımın) aklıma

ilk gelen "bu gitarı bitirdim yenisini getirin" repliğidir. Arkadaşımla birlikte bu bölümü ilk

okuduğumuzda gülmekten gözlerimizden yaş geldiğini hatırlıyorum.


Daltonlar kodesten kaçar ve Meksika' ya geçerler. Tabii Red Kit de arkalarından. Can

havliyle kendilerini o sırada kasabada yapılmakta olan bir şenliğin kalabalığına atarlar.

Çarçabuk buldukları kıyafetleri giyinip ellerine birer gitar alırlar ve başlarlar şarkıya.

"Ayyyayyyyayyyyay yayyy ayayyyayyay......."

Redkit kasabaya ulaşır. Etrafı kolaçan eder. Ne berbat sesler bir an evvel uzaklaşayım

derken tanıdık bir ses duyar ve gözleri parlar kulakları seyrir.

Bildik davudi ses "bu gitarı da bitirdim, bana yenisini verin" diye bağırmaktadır. Dönüp

baktığında Avarel in elindeki teli kopmuş gitarı salladığını görür. Arkasındaki bir ya da

birkaç teli kopmuş hatta sapı kırılmış bir sürü gitardan oluşan yığını da .

Tabii gözlerinden yaş gelene kadar gülen bir de Red kit vardır orada o sırada bizimle

birlikte. O kadar çok güler ki o kendini toparlayıp silahını çekene kadar onlar sıvışmışlardır.



Akşam mutfağı toplarken ve radyomda "güle güle eski yıl hoşgeldin yeni yıl" muhabbetleri

akıp giderken bir küçük muhasebe yaptım kendimle ve bu yılla ilgili. Sonuçtan hiç memnun

kalmadım. Şööyle bir geriye doğru sardım yaşadıklarımı daha doğrusu hissettiklerimi.

Elde var bir dolu saçmalık. Evet resmen saçmalamışım. Avni- Avarel kıvamında oradan

oraya dıgıl dıgıl diye diye koşturup yorulmuş sonra da oturmuşum popomun üzerine.

"Ayyyyayyyyayyyyayy...." Kopuk, kırık bir yıl daha. At diğerlerinin yanına...

Bu yılı da bitirdim. Bana yenisini getirin...


Avuman' dan sevgilerle :)

deviantART

Akşam  

Posted by Asuman Yelen in

21 Aralık 2011


Şairin fikri, rüzgâr ve su sesleri arasındaki hayat dalgalarının üstünde

yüzer ve
rakseder.


Güneş batıp, kararan gök yorgun bir gözün üstüne düşen kirpikler gibi

denize
yaklaşarak indiği zaman,

şairin kalemini ortadan kaldırmasının

ve düşüncelerini, o sessizliğin ebedi sırrı arasındaki derinliğin

dibine daldırmasının vaktidir.


R.Tagore

Meyva zamanı

Müzik  

Posted by Asuman Yelen in

Bir küçük şiir ve bir kayıp...  

Posted by Asuman Yelen




Bir gün, şiirden, şairlerden bahsederken, şeritli hesap makinesinin rulosundan bir parça çekip

bu dizeleri karalayıverdi.

Eve gidince şiir defterimin bir sayfasına toplu iğneyle sabitledim.

1975 yılı...Bakırköy Şubesinde ilk senemdi. O zaman otuzlu yaşlarındaydı sanırım.

Kibar, kültürlü, son derece ince ruhlu bir İstanbul hanımefendisiydi.

Yalnız yaşıyordu ve hep neşeli görünmeye çalışssa da o çok güzel yeşil gözlerinde

dikkatli bakanın ya da hüznü bilenin anlayabileceği bir gölge daima vardı.

Pozisyonumuz gereği pek yakınlaşamadık birbirimize. Ama hiç de kırılmadık birbirimizden.

Epey olmuş bu dünyayı terk edeli. Ben yeni öğrendim.

Nurlar içinde yatın Gönül Hanım. Çok sevdiğiniz babanıza kavuşmuşsunuz nihayet.

Umarım aradığınız huzuru yakalamışsınızdır...

Pazar Sohbeti  

Posted by Asuman Yelen in


Pazar sabahı Paçoz yine yaptı yapacağını.

8.00 bile olmamışken fırlayıp yanına koşturuncaya kadar tiz havlarıyla ortalığı yıktı geçirdi.

Öpe koklaya susturdum. Zor günler geçiriyor sanırım. Uykusundan kesik kesik hıçkırarak

uyanıyor, uyurken bir ayağı sürekli titriyor. Dün gelen yeğenim Can ın tezahüratlarına

ilgisiz ( ki onu çok sever) kalacak kadar keyifsiz.

Neyse önce Can la birlikte fena halde dağıttığımız ve öylece bıraktığımız mutfağı toplamaya

giriştim. Sonra sabah faslı rutin gezimizi yaptık. Dönüp tostlarımızı yedik. Sonra da 12 deki

apartman toplantısına katılmak üzere hazırlandım.

Bizim toplantılarımız büyük bir anlaşmazlık yoksa ya da önümüzde tartışmalı bir proje, belli

kurallar uygulamaya gerek görmeden, maddeler filan okunmadan çay eşliğinde sohbet ederek

geçer gider (di). Ev sahiplerinin çoğunluğu hanımlar olunca ve sürekli çoluk çocuk birlikte

vakit geçirdikleri ve her teklifi, "çoğunluk neyse uyarım" ," şurada hepimiz yüzyüze bakıyoruz"

şeklinde karşıladıkları için bir türlü çoğunluk sağlanamaz, çıkan karara da park sıralarında,

apartman kapılarında fısıldaşarak, "damat eline bakıyorum, ben bunu nasıl öderim" ya da

"filancanın tuzu kuru tabii dayamış kocasına sırtını" şeklinde yakındıktan sonra her şey

unutulurdu.

Her zamanki gibi yemek masasının başında yönetici ve yardımcısı önlerinde hep açık duran ama

hiç de bakılmayan bir karar defteri, masanın etrafında 4-5 erkek, koltuklarda da 17-18 kişi biz

hanımlar..

Yönetici geçen toplantıda, hadi bu sefer de genç birine emanet edelim apartmanı diyerek oy

birliğiyle seçtiğimiz genç bir adam. Ergenlik zamanlarından beri tanıdığımız, saygılı, efendiden

biri. Adana' lı bir ailenin tek oğlu. Beş yıl kadar önce evlendi. Kendisi için alınan daireye yerleşti.

İki çocuk babası, eşi ve çocuklarıyla kavgasız gürültüsüz yaşayıp gidiyorlar.

Biz hanımlar kendi aramızda hatır sorma, çoluk çocuk, çocukların okulu, Paçoz' un sağlık

durumu konuşurken gözüm yöneticiye ilişince bir afalladım önce. Hem tipinde hem tavrında

bir farklılık vardı sanki. Sarı saçlarını kısa kestirmiş, kirli sakal bırakmıştı. O sakin genç gitmiş,

yerine elini kolunu kullanarak sert bir tonla konuşan bambaşka biri gelmişti.

Apartman görevlisinin emekliliği konuşuluyordu bir ara. Ödenmesi gereken toplu para,

onun dairesinde oturmaya devam etme ve ücretli çalışma talebi görüşülürken birisi yöneticiye

"apt. görevlisini neden bu kadar koruyorsun" deyince "bende yamuk olmaz, ne diyorsam

odur" tekrarları, diklenmeleri, efelenmeleri hem çok farklı hem de çok tanıdıktı.

Beyler yatıştırdılar, sırtını sıvazladılar. Yerine oturduğunda "tamam tamam, sıkıntı yok" dedi.

"Sıkıntı yok." Birden kavradım durumu. Kuzey-Güney dizisinin Kuzey' i...Tıpkı onun gibi

davranıyordu. Sadece baklava yoktu. Biraz göbek vardı yerine :)

Sıra bildik apartman sorunlarına geldi. Zamansız silkelenen halılar, kapı önüne konulan

papuçlar, vaktinden çok önce çıkarılan çöpler...

Sürekli "bende yalan yok birileri sürekli tepemden aşağı kırıntılar silkeliyor. "Bakın ben

söylüyorsam doğrudur. Geçen gün asansöre bir girdim leş gibi sigara kokuyordu. Kimin yaptığını

da biliyorum." "Hanımlar köyleri buraya taşımayalım. Artık elektrik süpürgeleri var. Halıları

tepemizden sallandırmayalım. Bende yalan olmaz , ben dobra adamım boşuna itiraz etmeyin

ben kimlerin yaptığını biliyorum diyorsam biliyorumdur."

Öyle eğlenerek izliyordum ki kulağıma gelenleri algılayınca afalladım. Çocukların koca park

dururken apartmanın içinde koşuşturmaları filan konuşuluyordu galiba "zaten sabah sabah

köpek havlamalarıyla uyandık..." Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. "Yaa evet, haklısınız çok

özür dilerim ama bu ara..." diye başlayacak oldum hanımlar çoğunluk, "paçuşumuz

apartmanımızın evladı..." "hasta zavallı" paydasında söylenmeye başlayınca apartmanımızın

Kuzey abisi derhal çark etti. "Asuman ablacım, sizi tenzih ederim, ben sokaktaki köpekleri

kastetmiştim siz sakın üzerinize alınmayın..."

Aslında haklı olduğu tek konu oydu. Paçoz gerçekten birilerini ve onu uyandırmıştı ve

bu gerçekten şikayet edilesi bir durumdu. Bunu anlayabilirdim.

Ama neredeyse saatlerdir, her cümlesine "ben ne diyorsam doğrudur, bende yamuk olmaz,

ben mert adamım, özüm sözüm hep aynıdır diye diye karşısındaki yirmi küsur olgun, yaşını

başını almış insana, birileri...diye başlayarak muhatap göstermeden ayar çekmeye kalkışması

üstelik elini masaya vura vura, izlenmeye değerdi doğrusu. Ve anlaşılır gibi değildi.

Yarın hepimiz günlük hayatlarımıza döneceğiz. Gördüğümüz yerde selamlaşıp birbirimizin

hatırını soracağız. Devran dönecek, biz devam edeceğiz. Diziler bitecek:) Yenileri gelecek.


Bu gün 17 Aralık. Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretlerinin 738 yıl önce Mevlâsına kavuştuğu

gün. Kendi deyişiyle düğün günü.

Onun hakkında birşeyler yazmaya cüret edecek kadar etkin ve yetkin değilim.

"Hamdım, piştim, yandım" demiş Mevlana Hazretleri.

Biraz ışık diliyorum onun yangınından... Kâmil olma yolunda...Önümü görebilmek için.

Egolarımdan kurtulmak için. Herşeye üzülmekten vazgeçmek için.

Herkesi sevebilmek için. Sevdiklerimin ve sevenlerimin sevgisini kaybetmemek için.

Blog Widget by LinkWithin