2011 e bir kala...  

Posted by Asuman Yelen in ,


2011' e girerken...



Tüm blogger dostlarıma,

sağlıklı, huzurlu, anlamlı, onurlu, güvenli ve

mutlu nice yıllar


diliyorum.

Sevdiklerimiz daha uzun süre bizimle olsun.

Dostlarımız hep etrafımızda olsun.

Her şey gönlümüzce olsun...



Hep sevgiyle kalalım...

Ah ne hoştu, ah ne hoştu !...  

Posted by Asuman Yelen in


Nihayet büyük grup geldi.

Apt. Görevlisinin yüz ifadesi görülmeye değerdi doğrusu. Postacının elinden almış. "Kutuya

sığmaz abi, ver ben elden götüriim" demiş.

Ben bir yandan okur bir yandan da mutlulukla "ay ay ay aman aman" derken Paçoz kapıdan

başını uzattı, dile geldi:


"Dur bağırma avaz avaz

Neyi gördün a yaramaz ?"


Cevap verdim:


"Zarflar elime ulaştı.

Rengarenk sevgiler düştü

İçim sevinç ile coştu.

Ah ne hoştu ah ne hoştu."



Galiba bu yıla dostluk damgasını vurdu.


Seneye de devamını diliyor, herkese çok ama çok teşekkür ediyorum.


Sevgilerimle...




Hadi Satürn öğret bana hayatı!...  

Posted by Asuman Yelen in , ,



Bu günlerde en çok konuşan ve dinlenenlar astrologlar.

Herkes sustu adeta tüm kanallarda onlar konuşuyor.

Diyorlar ki:

Biz Yengeç burcundakiler büyük şeyler yaşayacakmışız.

İyi, kötü- güzel, çirkin olması bize bağlıymış.

Bugün Rezzan Kiraz, o eksantrik teatral tavrıyla Yengeçleri uyardı.

"Silin göz yaşlarınızı yeter artık ne bu mızmızlık. Çıkın kabuğunuzdan. Bırakın geçmişi

yadetmeyi, özlemeyi. Hem ne o öyle etrafınız eski eşyalarla dolu. Atın hepsini camdan aşağı.

Bu ne dağınıklık, toplayın etrafınızı !.."

Sanki o an ekranın camından başını uzatmış bana sesleniyor gibiydi. Tam da o sırada elime

ulaşan tebrik kartlarının zarflarını telaşla ortalığa atmış, kartların resmini çekmeye

uğraşıyordum. Yerlerde Paçoz' un oyun olsun diye kaçırıp oraya buraya bıraktığı çorap tekleri

vardı ve ortalık öbek öbek kuru mama döküntüleriyle doluydu.

Her cümlesi tanıdık bu uyarıların sonuncusunda iyiden iyiye herşeyi bırakıp dinlemeye

koyuldum.

Bu yıl Satürn Gezegeni Yengeçlerin üzerinde olacakmış ve tüm bunları öğretecekmiş.

Satürn' ün benimle işi zor. Kesinlikle ağlak ve içine kapanık biri değilim. Hadi evi dağıtmama

konusunda elimden geleni yapmaya çalışırım ama kalan kısmını silah zoruyla bile yaptıramaz.

Umutsuzluk ve çaresizlikten değil.

Genç biri olsaydım geçmişe bu kadar bağlı kalmak düşündürücü olabilirdi. Ama gerçekçi olmak

gerekirse "gelecek" kavramının anlamını kaybettiği çağlardayım.

Eşyalarımdan ise, bir çöp bile atmaya kalksa ben onu camdan aşağı atarım.

Gelsin Satürn kardeş.

Bana tek yapacağı yardım evimi toplayıp temizlemek olur.

Ötesine gelince...

Görsün bakalım el mi yaman, bey mi yaman :)))



Güzel günlere...

2010 un "son" ları  

Posted by Asuman Yelen in ,





Yukarıdakinin neyin fotoğrafı olduğunu asla tahmin edemezsiniz.

Söylesem de inanamazsınız.

Bu gün akşam dört buçuk civarı her gün yaptığım gibi Paçoz' u gezdirirken kararmaya yüz tutmuş, esasen kapalı bir havada, dalından düşmemek için direnen ve bu yüzden ter ya da gözyaşı döken bir yaprağı hemen oracıkta cep telefonumla görüntülemek istedim. Tabiidir ki gördüğüm kadar güzel değildi ekrandaki.

Bir daha denemek istedim. Aynı anda Paçoz' u da zaptetmeye çalıştığım için ıslak çimenlerde ayağım kaydı, dengemi sağlamaya çalışırken bu arada deklanşöre de basmış bulundum.

Bu kez baktığımda ekranda gördüğüm bu harikulade renk cümbüşü idi.

Sonbahar renklerinden bir gök kuşağı. Akşamın loşluğuyla karışmış.

Sanki hep çekmek istediğim ve nasıl çekeceğimi bilemediğim o fotoğraflardan biriydi.

2010 yılının son fotoğrafı oldu böylece.


Bu da bahsettiğim diğeri...





Bu gün yılın son periyodik büyük temizliğini yaptık can dostumla. Kahvaltıda uzun uzun 2010 u konuştuk. Onun hayli dolu geçmişti. Büyük oğlu ve kızı üniversiteyi bitirmiş, delikanlı işe girmişti. Kızı on beş gün önce evlendi. Küçük kızı üniversitede okumak üzere Tekirdağ' a gitti. Babasını kaybetti. Sevinçler hüzünler hayatlar...

Geçtiğimiz hafta iki ayrı dost grubumla 2010 un son toplantılarını yaptık. Daha mı duyguluyduk.
Şartlanmış mıydık hüzünlenmeye yoksa yaşlanmış mıydık birden...

"Son " sözcüğü insanı filozoflaştırıyor biraz. Geçen seneyi düşünüyorum da... Evet yeni yıl olayının bendeki etkisi bu. Kendimi dinliyorum. Kendimi yokluyorum. Kendimi sorguluyorum.
Duygusallaşıyorum. Geçmişin muhasebesini yapıyorum. Bu günümü düşünüyorum.

Sonuç: Her yıl biraz daha sıkı bağlanmaya çalışıyorum hayata. Beklemediğim şekilde insanları daha çok sevdiğimin farkına varıyorum. Herkesi olduğu gibi kabul etmeyi giderek öğreniyorum.

Herkesi olduğu gibi kabul etmek. Ne çok kullandık bu klişeyi. İçi boş bir şekilde.

Yeni keşfettiğim bir şey de bu. Yaşlılıkta klişe kalmıyor. Yaşanınca her şey öğreniliyor. Hayat zorla öğretiyor insana. Keyfi de kederi de.

Kabul etmek. Herşeyin anahtarı. Olanları, olacakları. Değiştiremeyeceğimiz her şeyi.

Bu yıl için dileğim, değiştirebileceklerim için mücadele gücü.

Firesiz bir yıl diliyorum. Tüm sevdiklerim yanımda kalsın istiyorum. Sağlıklı ve mutlu.

Yeni yıl dileklerimi yarın yazacağım.

Bu, bu yılın son yazısı değil yani. Bu kadar çok "son" u bir arada bünyem kaldırmaz.



Sevgiyle...

Post-it notlarından Pazar sohbeti...  

Posted by Asuman Yelen in


‪Akşam masamı toparlarken gözüme kutunun içinde birikmiş not kağıtlarım ilişti. Duyduğum,

gördüğüm ilginç şeylere dair ipucu cümlecikler. Çoğunu unutmuşum. Şöyle bir göz atıyorken,

kendimi bu postu yazar buldum...



İlk küçük notum Ayçi'den. Sevgili dostum Şünter' in güzel kızı yetenekli

profesyonel fotoğrafçı Ayçi' nin blogundaki enfes bir fotoğraftaki bir yazı o kadar

etkilemiş ki hemen kaydetmişim.

Görüldüğü gibi yazı aynen şöyle:


"Demir tava geldi kömür bitti.

Akıl başa geldi ömür bitti."




Bu anlamlı ve çaresiz olgunluk dersini, ihtimal ki, on sekizimizdeyken birilerinden,

belki anneannem ya da babaannem veya bir komşu teyzeden duyduk ve güldük geçtik.

Ne yaşanırsa yaşansın. Gezmek, görmek, okumak, acı çekmek yetmiyor bilinçlenmek için.

İlla ki zaman dolacak. Tıpkı meyvalar gibi olgunlaşmak için yeterli sürenin geçmesi gerek.


Bu buruk filozof havasından sıyrılalım, biraz neşelenelim derseniz....



Bu not da TV. den.

Şimdilerde başlamış olması gereken bir diziyle ilgili.

Yeni bir dizi tanıtımından diyaloglar. (En az on kere işittiğim bir tanıtım)

Bir genç kızın doğum günü kutlanıyor. Her seferinde arkam dönük olduğu ve

tek bir şeye odaklandığım için ayrıntıları bilemiyorum.

Ortada bir pasta var muhtemelen. Kız mumları söndürürken birşeyler dilemek istediğini

söylüyor.

Baba:

"Birşeye sahip olmak için pasta üfleyip dilemene gerek yok. Biz çok zenginiz. Bana söylemen

yeterli. Sana istediğin her şeyi alırım " diyor

Biliyorsun ki biz çok büyük bir servete sahibiz."

Anne oradan atlıyor:

"Benim ailemin desteğini unutuyorsun. Babamın katkıları olmazsa sen bu günleri zor görürdün."

Ece Uslu' nun anneyi oynadığı bu diziyi bu saçma tanıtım yüzünden (ki adı geçen sanatçıyı

çok da beğenirim) seyretmeyi baştan reddettim.

Kalabalık bir mekanda eş dost toplanmış tam pasta kesilirken böyle saçma bir

diyalogu geçirmek akıl işi değil. Bir yapımcının bunu gözardı etmesi en azından seyırciyi

hafife almak demektir. O kadar da değil artık.

Güya ilk bölümde seyirciye aile ile ilgili bilgi veriliyor da bunu daha zamana yayarak

yapmak varken acele yüzünden ortaya böyle bir abukluk çıkıyor.

Allahtan bu tür ayrıntılara dikkat edilerek insanı şaşırtacak kadar özenli çekilmiş

güzel hayli dizi var ve bu abes şeyler dikkati çekecek kadar azınlıkta.



Bir başka diyalog, seyrettiğim gün beni çok etkilemişti. Aynı gün gelen Paçoz' un veterineri

bir çok şey gibi bunu da unutturdu. O cümleyi kaydederken niyetim bununla ilgili uzun uzun

yorum yapmak, tek bir post hazırlamaktı. Şimdi kafamı toparlayabileceğimi sanmıyorum.


TRT kanallarından birindeydi sanırım. Sabah haberlerinde bir adli vakayla ilgiliydi. Sunucu

genç bir adama kendisini aldatıp kaçan karısıyla ilk karşılaştığı an neler hissettiğini

sordu. Kavruk gencin bezgin bir görünüşü vardı. Cevap çok çarpıcıydı.

"Birden karşıma gelince kafam karmakarışık oldu. Önce müthiş bir öfke duydum. Sonra

şiddetli bir korku öfkemi bastırdı. Önce onu vurmaktan korktum. Sonra vuramamaktan

korktum."



Önce onu vurmaktan korktum. Sonra vuramamaktan korktum.


Küçük bir kağıda karalayıverdiğim büyük ikilem. Kocaman bir çaresizlik. Hiç düzelmeyecek

gibi görünen aksine giderek kronikleşen toplumsal yaralarımızdan birinin en yalın

ifade biçimi.

Aslında üzerine yazılacak o kadar çok şey var ki...






Sonuncu notu ben yazmadım.

Bugün gittiğim alışveriş merkezinin servis aracında, ön çaprazımda oturan ben yaşlarda

bir hanımın çantasından çıkarıp incelediği küçük alacak listesinden bahsetmek istedim son

olarak. Tatlı niyetine.


En üstte büyük harflerle şöyle yazıyordu.

1- BİR KUTU TAVŞAN KANI

Gülmekten kendimi alamadım.

Yurdum insanı hem çayı hem de mizahı çok seviyor.

Tıpkı benim sevdiğim gibi...



Herkese güzel bir Pazar diliyorum...



Sevgiyle kalın.

2011 e doğru bir mim...  

Posted by Asuman Yelen in , , ,


Ebruli Günce bana hoş bir yılbaşı mimi yollamış.

Ona herşeyden önce parmaklarımı klavyemle buluşturduğu, buna vesile olduğu için teşekkür ediyorum. Son zamanlarda yazmaya pek gönlüm yoktu doğrusu.

Sorular şöyle:

2010 yılında mutlu olduğunuz şey nedir?
2010 yılı sizin için nasıl bir yıldı?
2011'e nasıl girmek istersiniz?
2010 yılında yapmayı isteyip yaptıklarınız ve yapamadıklarınız nelerdir?

2010 yılında beni en mutlu eden iki şey, ayağımın beklediğimden çabuk iyileşmesi ve öngördüğümden daha fazla seyahat şansı doğması diyebilirim.

2010 yılı Aralık ayını saymazsak sakin, huzurlu bir yıldı.

Yeni bir yıla girme konusunda pek fazla seçeneğim son zamanlarda hiç olmadı. Her zaman olduğu gibi sakin sakin TV seyredip uyuyacağım.

Yapmayı isteyip yapabildiklerim seyahatlerim ve İstanbul içinde de umduğumdan daha fazla gezebilmem (ayağımla ilgili olarak). Yapamadığım da (son on senedir) yeni bir kitap okumak ya da film seyretmek konusunda hâlâ istediğim konsantrasyonu yakalayamamak. Sadece sevdiğim şairlerin şiirlerini okurken duygulanıyor, rahatlayabiliyorum.


Ben kimseye yollamıyorum. İsteyen cevaplasın diyorum. Yanlışlıkla istemeyenlere göndermekten çok daha iyi sanırım...


Sevgiyle kalın...

Sevgi, dostluk ve hüner....  

Posted by Asuman Yelen in , ,




Sevgi, dostluk ve hüner birleşip mutluluğu oluşturdular ve kapımı çaldılar.

Hüner, içimi hayranlık ve kıskançlıkla doldurdu.


Elişi, hiç sabır gösteremediğim, iyi niyetlerle deneyip, üstesinden gelemediğim bir uğraş.

Her kış yünler, şişler alınır, sonra, şişe takılı bir karışlık bir arka ve kalan yünler Rayuş' a verilir.

Bir ilmek kaçırılır, düzeltmek için uğraşılır, delik iyice büyür, sinirlendikçe eller terler, hele bir de

açık renks
e, elimdeki parça ile poşetteki yünlerin arasında asap bozucu bir renk farkı

oluşur. İnatlaşmanın hiç faydası yoktur.

Hiç unutmam, arkadaşımın terzilik yapan halasına yardım için kızlar her birimiz bir parçayı

paylaşıp sürfile yapmıştık. O zaman darlığında benim eğri büğrü düzensiz dikişlerim tek tek

sökülmüş, y
eniden dikilmişti.

İş yağlı boya resime gelince, kişiliğim tamamiyle değişiyor, içime bir Eyüp

Peygamber yerleşiyor adeta.

Paçozun yüzünün rengini bulmak ya da biber üzerindeki bir su

damlası ya da yumruk
yapılıp çeneye dayanmış bir elin boğumları (öyle

de zor ki) için günlerce yaşlı bir keçi inadıyla

uğraştığımı hatırlıyorum da...


Dostluğa gelince...Ne diyebilirim ki... Ondan güzel şey var mı?...

Sevgiyi sona bıraktım. O güzel köpekçiği o kadar güzel kılan şey aslında salt

"hüner" le tanımlanabilir mi ?...


Kuryenin getirdiği sarı zarftan o güzel şeyi çıkarıp elime aldığımda içimi ısıtan o

duygu her ne
ise, o güzelliği ortaya çıkartan duygu da aynısı.

Bundan eminim.


Ellerin dert görmesin Leylak Dalım, Nurşen' ciğim...

Seni seviyorum...



2011 e doğru  

Posted by Asuman Yelen

Tekrar yeni yıl havasına girmeğe ne dersiniz :))

Kafam çalışmadı. Kopyaladım ama yanlış ne yaptıysam renksiz çıktı. Her neyse bu haliyle de olsa, şu bir önceki kasvetli posttan kurtardı ya bizi...
Geçmişin en güzel yanı da hiç değişmemesi. Dolayısıyla geçen seneki post güncelliğini kaybetmemiş oluyor sanırım. Saçma bir cümle ama eminim anlamışsınızdır...


G E Ç M İ Ş T E N B İ R Y A P R A K





1956 yılında dünyada ve yurdumuzda neler olup bitmiş ilginizi çeker mi dostlar?
Ben hazırlarken çok eğlendim doğrusu.....







Fransa, Fas' ı serbest bırakmış.












Makarios, tutuklanarak Seychelle Adalarına sürülmüş.













İsrail 3 koldan Mısır topraklarına girmiş.


Ardından Birleşmiş Milletler Mısır' a girip İngiliz, Fransız ve İsrail ordularını püskürtmüş.




Cumhuriyetçi Eisenhower, rakibi demokrat adayı 9 milyon oy farkıyla ezerek ABD cumhurbaşkanı olmuş.



16. olimpiyat oyunlarında Türk serbest güreşçi "Mustafa Dağıstanlı" ve "Hamit Kaplan," Greko Romende "Mithat Bayrak" şampiyon olmuş.

















Güzeller güzeli Grace Kelly, Monako Prensi Rainier ile evlenmiş.


















Birleşmiş Milletler Genel SekreteriHammarskjold, İsrail ' le Arap ülkeleri arasında uzlaşma sağlamak için Ortadoğuya gitmiş.


İtalyan Transatlantiği Andrea Doria,
New York istikametinde giderken batmış. Kaza anında dans salonunda "Arrivederçi Roma" çalıyormuş.
(Bu bana çok dokundu)
















Marilyn Monroe aniden Arthur Miller' le evlendiğini açıklamış.

























Reşat Nuri Güntekin ve Ercüment Ekrem Talu ölmüş.



























Elizabeth Taylor Michael Wilding' den ayrılıp, sonradan evleneceği Michael Todd' la flört etmeğe başlamış.





















Bizim evde ve bütün evlerde margarin olarak sadece "Vita" kullanılırmış.
























Martine Carol, eşi ile çıktığı dünya turu vesilesiyle İstanbul' a uğramış.

Bu resmi özellikle sona bıraktım. O yılların İstanbul' una dikkat çekmek istedim. Ben tanıyamadım doğrusu. Beşiktaş mı acaba diyorum.













Kaynak: Görüldüğü üzere çok eskilerden bir Hayat Mecmuası.
This entry was posted on 25 12 2009 at Cuma, Aralık 25, 2009 and is filed under , . You can follow any responses to this entry through the comments feed .

Blog Widget by LinkWithin