Reklam, dünya ve ülke ekonomisinin olmazsa olmazıdır.
Ürünleri ya da hizmetleri tanıtarak satışını sağlamaya, kitleleri etkilemeye
çalışmak adına ufak çapta ya da büyük masraflarla hazırlanan tanıtımlar
medyada sergilenir. İnsanlar etkilenir, ürün- hizmet satılır, piyasa canlanır.
Bu konuda olumlu ya da olumsuz çok şey söylenebilir.
Ama ben bu sabah olumsuz şeylerden bahsetmek istemiyorum.
Benim bankam, doğduğumdan beri ailemin ve benim geçimimizi sağlıyor.
Yurt ekonomisindeki yeri, onu kuran Atatürk' ün tam da öngördüğü gibi kaya gibi
sapasağlam ve güvenilir aynen devam ediyor.
Amacım burada bankamın reklamını yapmak değil. O görüldüğü gibi kendi reklamını
fevkalade güzel yapıyor.
O kadar güzel yapıyor ki, izleyene mutluluk ve yaşama sevinci veriyor.
Bu hafta, bu bankada çalışmaya başladığım 1975 yılında birlikte olduğum
arkadaşlarımla vakit geçirdim. Çok ama gerçekten çok güzeldi. Ayrılmak istemedik
birbirimizden. Pasylaştığımız o kadar çok şey vardı ki, acısıyla tatlısıyla...
Sevgi ve dostluğun yumuşak elleri kaskatı ruhumu gevşetti, yumuşattı.
Tüm bunları organize eden can dostum Nural' a geceler boyu sabahlara kadar
yaptığımız dantel muhabbetler için, her zor zamanımda yanımda olduğu için
ve tabii hazırladığı enfes yemekler için sonsuz teşekkürler.
Hiçbir zaman "kara bahtım kem talihim" demedim. Öyle bir kişiliğe sahip değilim.
Ama yaşamımda herşeyin pek yolunda gittiğini söylemek de fazlaca iyimserlik
olurdu. Emin olduğum tek şey var. Yaşamımdaki sağlam, uzun soluklu, güvene ve
sevgiye dayalı dostluklar.
Dostlarım hep olsun yaşamımda, ben herşeyin üstesinden gelirim...

Ohh bee...Canım börek istiyormuş meğer...
Kendime bir tava böreği yaptım. Büyükçe bir tavaya yufkaları yağsız harçla (yoğurt, yumurta
ve su) ıslatarak arasına da çiğden ıspanak ve bolca peynir döşeyerek ocağın en harlı gözüne
koyup, gözümü üzerinden ayırmadan sabırsızlıkla pişmesini bekledim. Elim kolum
yanarak servis tabağına aldım, ağzım dilim yana yana tamamına yakınını bitirmem
beş dakika bile sürmedi.
Bir kısmını karşımda yalanıp duran paçoza verdim.
Beynimde salgılanan endorfinin müzikal şırıltısını adeta kulaklarımda hissettim.
Biliyorum zamanlamam yanlıştı. Çok keyifsiz bir dönemimde çok da fazla düşünmeden
apar topar giriştim bu işe. Ben sıkıntılı dönemlerinde yiyenlerdenim. Yiyince de kilo alıyor,
korkuyla hemen diyete başlıyorum ama bu da daha fazla strese sokuyor.
Metabolizmamdaki aksaklığın temelinde de (şiddetli spazmlar şeklinde geliştiği için)
bu yatıyor sanırım.
Benim rejime motive olabilmem için şöyle adamakıllı huzurlu, keyifli bir sürece girmem
gerekiyor ki, sanırım bu da bu gidişle hiç rejim yapamıyacağım anlamına geliyor :)
Bu günlerde yaşam beni kandıramıyor, ben kendimi yatıştıramıyorum.
Algılarım çok açık. Ayaklarım yerden kesilemiyor.
Kimbilir belki de şuuraltımda, fazla kilolarımı atarsam hafiflerim, böylece ayaklarım yerden
kesilir, yeniden uçmaya başlayabilirim hayal alemine doğru diye düşünüyorum.
Tıpkı sevgi kelebekleri gibi. Hani şu kısacık ömürleri olan hoş yaratıklar.
Kabullenme yeteneğimi kaybettim. "Sahip olduklarımla yetinme " hünerimi de.
Etrafımdaki tüm olumsuzlukları ayıklayıp sadaca güzelliklere (!) odaklanarak
yaşamımı sürdürebilme melekelerimi de.
Ve hepsine yeniden sahip olabilmeyi diliyorum bu kör döğüşünü sürdürebilmek için...

Çok iyi hatırlıyorum. Babam bir sahur sofrasında anlatmıştı.
Yeniçeri ocağının mutfağına bir görevli teftişe gitmiş. Akşam özenle pişirilen yemekler
gıcır gıcır yıkanıp temizlenmiş kap kacaklarla askerlere sunulmuş. Sıra hoşafa gelince
masalarda bir hareketlenme başlamış. Kâsesinden bir kaşık alan kaşığı fırlatmış. Öfke
dalga dalga yayılmış. Hepsi kaşıklarını masaya vurmaya başlamış. Bir yandan da
bağırıyorlarmış. "HOŞAFIN YAAĞI KESİLDÜÜ...HOŞAFIN YAAĞI KEESİLDÜÜÜ..."
Daha önce çorba içtikleri belki yahni yedikleri taslar yıkanmadan hoşaf konulup
getirildiği için hoşafın yüzeyinde biriken artık yağlara alışan civanlar temiz
taslardaki duru hoşafları yavan bulmuşlar. Yağın hoşaflarından esirgendiğini düşünüp
kazan kaldırmışlar.
Benim bünye de her diyet girişimimde olduğu gibi yine isyanlarda.
Gastrointestinal sistemim ayaklanmış vaziyette. Bazan "yağsız yemek istemezüük" diye
bağırıyorlar. Bazan "piilav böörek isterüük" şeklinde slogan atıyorlar. En yaygın olanı da
"elma ayva sizin olsun-helva baklava beru gelsuun" şeklinde.
İşin aslı, benim bünyeye diyet yaramıyor. Doktora gitmediğimden olacak, hassasiyetlerimin
farkında olmadığından, her diyet yapışımda aynı büyük sıkıntıları, ağrıları sancıları
çekiyorum. Ayrıntılara girmek istemiyorum ama metabolizmam allak bullak oluyor.
Beraberinde de sinirlerim altüst vaziyette tabii. Asabiyet, sürekli ağlama isteği,
motivasyon eksikliği. Ben bu durımu blogumda da birkaç kere anlatmışım. Dönüp
bakınca hep altından bir diyet çıkıyor.
Zor günler geçirmekteyim vesselâm...
.

KENT
Başka diyarlara, başka denizlere giderim dedin.
Bundan daha iyi bir kent vardır nasıl olsa.
Sanki bir hükümle yazgılanmış gibi bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın.

Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın
aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada, bu aynı evde ağaracak, aklaşacak saçların.
Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde
Constantino KAVAFİS


Ne gündü...
Sabah kapının önündeki paspasın kıvrılan kısmına basınca ayağım burkuldu.
Paçoz u gezdirirken epey canım yandı doğrusu. Kısa kestik yürüyüşü o yüzden.
Öyle böyle değil. Eni konu döndü. Aynı ayak, aynı bilek. Umarım sonradan acısı çıkmaz yine.
Sabah beklediğim gıda kargosu ikindin dörtte hala gelmeyince telefona sarıldım.
Kargo şirketi görevlisi ukala ve bıkkın bir tavırla sabırla beklememi önerdi.
Tüm işlerim, biraz süpürme, biraz toz alma, bulaşık makinesini boşaltıp yerleştirme
filan bitince, bilgisayarın başına oturdum bi de ne göriym. Bloguma bi haller
olmuş!!! Ne olmuş deseniz anlatamam. Ancak girenlerin şahit olduğu olabileceği
bi abukluk. Hadeee. Okuduğum kadarıyla temamla ilgili bi sorun deyip aynı temayı
kullanan izlediğim bloglardan birine girmeyi denedim. Ewweeet... O da aynı abuk
vaziyette. O sırada herkes işinde gücünde n'apsam derken aklıma Sis geldi.
Sağolsun gönüllü bir yeşil ışık yakmıştı teknik konularda tüm blogger dostlarına.
Hemen bir imdat mesajı. O gerekli incelemeyi yaparken Yeğenim Erdem' e de ulaştım.
Onlar düşüne dursunlar televizyonda haberler ilişti gözüme.
Benim Kargoom???
Hemen yeni bir telefon şirkete. Kargo dağıtımı bitti demezler mi...Zaten sinirim
tepemde, nasıl bir tonda konuşmuşsam koşarak odaya dalan Paçoz un kulakları
geriye yapıştı. Telefonu alan müdür öfkemin yatışmasını bekledikten sonra durumu
anlattı. Sabah benim koli yanlışlıkla başka bir dağıtım merkesine gönderilmiş.
İçindekilerin gıda olduğunu, bozulabileceğini bir daha hatırlatıp halletmesini istedim.
Beni telefonda özellikle bekleterek diğer telefondaki canhıraş uğraşmalarını ve
yalvarmalarını dinlememi sağladı. Zavallım Pazartesi günü atanmış. Hafta olmadan
böyle bir aksilik...
Sonuç, yarın sabah 7.30 da en geç. Bozulan yiyecekler telafi edilecek.
Yapacak bir şey olmayınca karşılıklı özür teatileri... Öfkemden utandım doğrusu.
Neyse bilgisayarıma döndüm ve Sis' in açıklayıcı yorumunu gördüm. Tabii sadece
okumakla yetinebildim. İş anlamaya gelince umutsuz vaka. Erdem' e okutayım bakalım
ne diyecek diye bi telaş aşağıya inip hışımla odasına dalmamla karyolanın ucundaki
çıkıntıya takılıp boylu boyunca yere yapışmam bir oldu. Allahtan yumuşak halının üzerine
yüzükoyun kapaklandım ve başımı hemen burnumun ucundaki sivri köşelerden birine
çarpmadım. Onun telefonda bana anlattığı ile Sis' in yazdıkları çözüm önerileri ile birlikte
örtüşmüş. Erdem yarına kadar kendiliğinden düzelmesini beklemeyi akşam gerekeni
yapmayı önerdi. Bir miktar Rayuş' la sohbet edip (bugün koro günüydü) olanı biteni
anlattım. Kapıyı arkamdan kapatırken ağzı hâlâ bir karış açıktı. Ben gittiğimde
mutfaktaydı, düştüğümü duymamış.
Neyse eve gelince yüzüm güldü. Bilgisayarım düzelmişti.
Can Sis' e teşekkürler. Anında el koydu duruma. Uzun uzun açklamalar yaptı. Hem Mail
yolladı hem bloga anlattı durumu her kes yararlanabilsin diye.
Blogumu en çok da bu yüzden kaybetmek istemiyorum. Böyle can dostları kaybetmemek
için.
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
İyi ki iki kez sınıfta kalmışım lise ikide. Kalmışım da bir sene de evde oturmuşum. Bakkal dümbüllüye her gidişimde pijamasıyla daml...
-
Hızla yanlarından geçıp gidiyordum ki ağabeyin sesini duydum. "Sakın birbirinizin elini bırakmayın. Yanımdan ayrılmayın. Caddeye de fır...
-
Paadişaanın üç kızı varmış. Bir gün onları yanına çağırmış. "Hadi bakiim cevap verin" demiş. "...
-
Akşamlar inerken mavi sulara Bir kırık cam olur ufukta güneş Vecdine layık o hülyalı bakışlara O hem bir neşedir hem de elem ruhlu eş....
-
Güneşli bir Pazar gününe uyandım... Boyun, sırt, bel ağrısı, gaz sıkıntısı, kafa çınlaması, ruhumdaki ağırlık, beynimdeki karmaşa, k...
-
Yine aynı şey oldu. Minik bir bir dileğim hiç beklemediğim bir şekilde gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerde televizyonda, internette, en sevilen...
-
İyisiyle, kötüsüyle, güzeliyle çirkiniyle bir yazı daha devirdik. Bekle beni İstanbul. Sıra sende. Biraz da orada sevinip...
-
Geçenlerde kızkardeşlerin en tatlısı elinde devasa bir poşetle kapımdan içeri girdi. Yüzündeki maskenin sıkıntısı, çok seyrek sokağa çık...
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren
















