Kar- 27 Ocak 2012  

Posted by Asuman Yelen in ,

Sürekli havlayan bir köpek eşliğinde... Bulunsun kardır. Olmazsa olmaz....





Orman

(Hayli puslu)

Mutfak balkonundan.



















Ön balkondan















Yan cadde

















Balkondan bahçe














Balkondan


















Balkondan















İsyanlarda Paçoz.

Sabah çıkarmadım. Şimdi cesaretimi

toplayabilirsem belki çıkarırım...





Günaydın Türkiye  

Posted by Asuman Yelen in , ,

















Reklam, dünya ve ülke ekonomisinin olmazsa olmazıdır.

Ürünleri ya da hizmetleri tanıtarak satışını sağlamaya, kitleleri etkilemeye

çalışmak adına ufak çapta ya da büyük masraflarla hazırlanan tanıtımlar

medyada sergilenir. İnsanlar etkilenir, ürün- hizmet satılır, piyasa canlanır.

Bu konuda olumlu ya da olumsuz çok şey söylenebilir.

Ama ben bu sabah olumsuz şeylerden bahsetmek istemiyorum.



Benim bankam, doğduğumdan beri ailemin ve benim geçimimizi sağlıyor.

Yurt ekonomisindeki yeri, onu kuran Atatürk' ün tam da öngördüğü gibi kaya gibi

sapasağlam ve güvenilir aynen devam ediyor.

Amacım burada bankamın reklamını yapmak değil. O görüldüğü gibi kendi reklamını

fevkalade güzel yapıyor.

O kadar güzel yapıyor ki, izleyene mutluluk ve yaşama sevinci veriyor.


Bu hafta, bu bankada çalışmaya başladığım 1975 yılında birlikte olduğum

arkadaşlarımla vakit geçirdim. Çok ama gerçekten çok güzeldi. Ayrılmak istemedik

birbirimizden. Pasylaştığımız o kadar çok şey vardı ki, acısıyla tatlısıyla...

Sevgi ve dostluğun yumuşak elleri kaskatı ruhumu gevşetti, yumuşattı.

Tüm bunları organize eden can dostum Nural' a geceler boyu sabahlara kadar

yaptığımız dantel muhabbetler için, her zor zamanımda yanımda olduğu için

ve tabii hazırladığı enfes yemekler için sonsuz teşekkürler.


Hiçbir zaman "kara bahtım kem talihim" demedim. Öyle bir kişiliğe sahip değilim.

Ama yaşamımda herşeyin pek yolunda gittiğini söylemek de fazlaca iyimserlik

olurdu. Emin olduğum tek şey var. Yaşamımdaki sağlam, uzun soluklu, güvene ve

sevgiye dayalı dostluklar.

Dostlarım hep olsun yaşamımda, ben herşeyin üstesinden gelirim...

Gelişine Pazar Sohbeti  

Posted by Asuman Yelen in


Ohh bee...Canım börek istiyormuş meğer...

Kendime bir tava böreği yaptım. Büyükçe bir tavaya yufkaları yağsız harçla (yoğurt, yumurta

ve su) ıslatarak arasına da çiğden ıspanak ve bolca peynir döşeyerek ocağın en harlı gözüne

koyup, gözümü üzerinden ayırmadan sabırsızlıkla pişmesini bekledim. Elim kolum

yanarak servis tabağına aldım, ağzım dilim yana yana tamamına yakınını bitirmem

beş dakika bile sürmedi.

Bir kısmını karşımda yalanıp duran paçoza verdim.

Beynimde salgılanan endorfinin müzikal şırıltısını adeta kulaklarımda hissettim.


Biliyorum zamanlamam yanlıştı. Çok keyifsiz bir dönemimde çok da fazla düşünmeden

apar topar giriştim bu işe. Ben sıkıntılı dönemlerinde yiyenlerdenim. Yiyince de kilo alıyor,

korkuyla hemen diyete başlıyorum ama bu da daha fazla strese sokuyor.

Metabolizmamdaki aksaklığın temelinde de (şiddetli spazmlar şeklinde geliştiği için)

bu yatıyor sanırım.

Benim rejime motive olabilmem için şöyle adamakıllı huzurlu, keyifli bir sürece girmem

gerekiyor ki, sanırım bu da bu gidişle hiç rejim yapamıyacağım anlamına geliyor :)


Bu günlerde yaşam beni kandıramıyor, ben kendimi yatıştıramıyorum.

Algılarım çok açık. Ayaklarım yerden kesilemiyor.

Kimbilir belki de şuuraltımda, fazla kilolarımı atarsam hafiflerim, böylece ayaklarım yerden

kesilir, yeniden uçmaya başlayabilirim hayal alemine doğru diye düşünüyorum.

Tıpkı sevgi kelebekleri gibi. Hani şu kısacık ömürleri olan hoş yaratıklar.

Kabullenme yeteneğimi kaybettim. "Sahip olduklarımla yetinme " hünerimi de.

Etrafımdaki tüm olumsuzlukları ayıklayıp sadaca güzelliklere (!) odaklanarak

yaşamımı sürdürebilme melekelerimi de.

Ve hepsine yeniden sahip olabilmeyi diliyorum bu kör döğüşünü sürdürebilmek için...

Hoşafın Yağı  

Posted by Asuman Yelen in ,



Çok iyi hatırlıyorum. Babam bir sahur sofrasında anlatmıştı.

Yeniçeri ocağının mutfağına bir görevli teftişe gitmiş. Akşam özenle pişirilen yemekler

gıcır gıcır yıkanıp temizlenmiş kap kacaklarla askerlere sunulmuş. Sıra hoşafa gelince

masalarda bir hareketlenme başlamış. Kâsesinden bir kaşık alan kaşığı fırlatmış. Öfke

dalga dalga yayılmış. Hepsi kaşıklarını masaya vurmaya başlamış. Bir yandan da

bağırıyorlarmış. "HOŞAFIN YAAĞI KESİLDÜÜ...HOŞAFIN YAAĞI KEESİLDÜÜÜ..."

Daha önce çorba içtikleri belki yahni yedikleri taslar yıkanmadan hoşaf konulup

getirildiği için hoşafın yüzeyinde biriken artık yağlara alışan civanlar temiz

taslardaki duru hoşafları yavan bulmuşlar. Yağın hoşaflarından esirgendiğini düşünüp

kazan kaldırmışlar.


Benim bünye de her diyet girişimimde olduğu gibi yine isyanlarda.

Gastrointestinal sistemim ayaklanmış vaziyette. Bazan "yağsız yemek istemezüük" diye

bağırıyorlar. Bazan "piilav böörek isterüük" şeklinde slogan atıyorlar. En yaygın olanı da

"elma ayva sizin olsun-helva baklava beru gelsuun" şeklinde.


İşin aslı, benim bünyeye diyet yaramıyor. Doktora gitmediğimden olacak, hassasiyetlerimin

farkında olmadığından, her diyet yapışımda aynı büyük sıkıntıları, ağrıları sancıları

çekiyorum. Ayrıntılara girmek istemiyorum ama metabolizmam allak bullak oluyor.

Beraberinde de sinirlerim altüst vaziyette tabii. Asabiyet, sürekli ağlama isteği,

motivasyon eksikliği. Ben bu durımu blogumda da birkaç kere anlatmışım. Dönüp

bakınca hep altından bir diyet çıkıyor.

Zor günler geçirmekteyim vesselâm...
.

Ruhumun gıdası  

Posted by Asuman Yelen in

Sadece Bir Şiir  

Posted by Asuman Yelen in , ,



KENT


Başka diyarlara, başka denizlere giderim dedin.

Bundan daha iyi bir kent vardır nasıl olsa.

Sanki bir hükümle yazgılanmış gibi bir çabam;

ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.

Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?

Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada

gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca

yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın.




Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.

Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın

aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın

ve burada, bu aynı evde ağaracak, aklaşacak saçların.

Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,

ne bir gemi var, ne de bir yol sana.

Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,

yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde


Constantino KAVAFİS




Dün ve Bugün Balkonumdan  

Posted by Asuman Yelen

Dün şahane bir gün batımı vakti çiçekleri sularken yansıyan ışığa bayılmıştım.


Bu gün kar ve pus var. Yine güzeller...

























































































































































Küçük Aksilikler  

Posted by Asuman Yelen


Ne gündü...

Sabah kapının önündeki paspasın kıvrılan kısmına basınca ayağım burkuldu.

Paçoz u gezdirirken epey canım yandı doğrusu. Kısa kestik yürüyüşü o yüzden.

Öyle böyle değil. Eni konu döndü. Aynı ayak, aynı bilek. Umarım sonradan acısı çıkmaz yine.

Sabah beklediğim gıda kargosu ikindin dörtte hala gelmeyince telefona sarıldım.

Kargo şirketi görevlisi ukala ve bıkkın bir tavırla sabırla beklememi önerdi.

Tüm işlerim, biraz süpürme, biraz toz alma, bulaşık makinesini boşaltıp yerleştirme

filan bitince, bilgisayarın başına oturdum bi de ne göriym. Bloguma bi haller

olmuş!!! Ne olmuş deseniz anlatamam. Ancak girenlerin şahit olduğu olabileceği

bi abukluk. Hadeee. Okuduğum kadarıyla temamla ilgili bi sorun deyip aynı temayı

kullanan izlediğim bloglardan birine girmeyi denedim. Ewweeet... O da aynı abuk

vaziyette. O sırada herkes işinde gücünde n'apsam derken aklıma Sis geldi.

Sağolsun gönüllü bir yeşil ışık yakmıştı teknik konularda tüm blogger dostlarına.

Hemen bir imdat mesajı. O gerekli incelemeyi yaparken Yeğenim Erdem' e de ulaştım.

Onlar düşüne dursunlar televizyonda haberler ilişti gözüme.

Benim Kargoom???

Hemen yeni bir telefon şirkete. Kargo dağıtımı bitti demezler mi...Zaten sinirim

tepemde, nasıl bir tonda konuşmuşsam koşarak odaya dalan Paçoz un kulakları

geriye yapıştı. Telefonu alan müdür öfkemin yatışmasını bekledikten sonra durumu

anlattı. Sabah benim koli yanlışlıkla başka bir dağıtım merkesine gönderilmiş.

İçindekilerin gıda olduğunu, bozulabileceğini bir daha hatırlatıp halletmesini istedim.

Beni telefonda özellikle bekleterek diğer telefondaki canhıraş uğraşmalarını ve

yalvarmalarını dinlememi sağladı. Zavallım Pazartesi günü atanmış. Hafta olmadan

böyle bir aksilik...

Sonuç, yarın sabah 7.30 da en geç. Bozulan yiyecekler telafi edilecek.

Yapacak bir şey olmayınca karşılıklı özür teatileri... Öfkemden utandım doğrusu.

Neyse bilgisayarıma döndüm ve Sis' in açıklayıcı yorumunu gördüm. Tabii sadece

okumakla yetinebildim. İş anlamaya gelince umutsuz vaka. Erdem' e okutayım bakalım

ne diyecek diye bi telaş aşağıya inip hışımla odasına dalmamla karyolanın ucundaki

çıkıntıya takılıp boylu boyunca yere yapışmam bir oldu. Allahtan yumuşak halının üzerine

yüzükoyun kapaklandım ve başımı hemen burnumun ucundaki sivri köşelerden birine

çarpmadım. Onun telefonda bana anlattığı ile Sis' in yazdıkları çözüm önerileri ile birlikte

örtüşmüş. Erdem yarına kadar kendiliğinden düzelmesini beklemeyi akşam gerekeni

yapmayı önerdi. Bir miktar Rayuş' la sohbet edip (bugün koro günüydü) olanı biteni

anlattım. Kapıyı arkamdan kapatırken ağzı hâlâ bir karış açıktı. Ben gittiğimde

mutfaktaydı, düştüğümü duymamış.

Neyse eve gelince yüzüm güldü. Bilgisayarım düzelmişti.

Can Sis' e teşekkürler. Anında el koydu duruma. Uzun uzun açklamalar yaptı. Hem Mail

yolladı hem bloga anlattı durumu her kes yararlanabilsin diye.

Blogumu en çok da bu yüzden kaybetmek istemiyorum. Böyle can dostları kaybetmemek

için.

Blog Widget by LinkWithin