
Geçen yıl tam da sekiz Nisanda Hüzünlü Şölen başlıklı yazıma şöyle başlamışım.
"Baharın, uyanıp yukarıdaki tatlı selamı ve muzip şirinlikleriyle doğada olacakların müjdesini
verirken biz yaştakileri bu kadar hırpalaması ne kötü."
Doğadaki renklere her gün bir yenisi katılırken eklemlerdeki ağrılar, midelerdeki spazmlar
artıyor. Ruh koşmak isterken beden yatağa çakılıyor.
Bir de anılar başa üşüşünce...Birkaç yaprak da düşünce, siyah yol bulup gelmeğe çalışınca...
Baharın renkleri bünyemde bir türlü karşılığını bulamıyor.
Ama bir yolunu bulup bulduracağız.
Onda bu alım - çalım ve işve, bende de capcanlı bir ümit yaşıyorken...
Bir adım o, bir adım ben, bir yerlerde buluşacağız.
Ne diyor şarkı?
"Ümit ve emel bahçesinde çiçekler solmaz açar,
Ümit ve emel bahçesinin çiçeği ölmez, yaşar..."
Hadi bakalım, kolay gelsin:)
Birkaç Siyavuşgil gırtlaklı sevgilisine posta koyan, yıkıp geçen, ipe dizen amazon kadın ve
yumuşak sesli , kırılgan, "artık bit, hadi git durma ama n'olursun kapıyı vurma" şeklinde
yalvaran erkeklerin birbirinin aynı şarkılarından sonra ne iyi geldi ruhuma bu saatte...

Keyifle çıktık sabah kapıdan.
Güneş açıp, bahar kendini gösterince, sabah gezilerimizin her adımı, her nefesi daha bir
güzelleşti. Yeniden kuş cıvıltıları, okula giden çocukların keyifli coşkuları, açık camlardan
burnumuza gelen kızarmış ekmek kokuları. Her şey çok hoştu.
İki gün önce tor-top olmuş duvar diplerinde, araba altlarında yatan köpekler bu gün güneşin
altında sere-serpeydiler.
Uzunca ve özgürce yürüyüşün ardından benim yavrum da attı kendini yerlere.
Ayakta, yanında bir müddet bekledikten sonra, sevk ipini hafifçe çekerek bir yandan da
"hadi ama Paçoz, daha ne kadar bekleyeceğiz böyle, acıktım, işim var gidelim artık"
diyecek oldum. Keyifli, minnetli biraz da yalvaran bakışlarıyla "biraz daha, biraz daha"
dercesine dikti gözlerini. Öyle tatlıydı ki. Saatlerce bekleyebilirdim artık.
O yattığı sürece, öylece ayakta dururken düşündüm.
Tek bir bakışı, iki kulak ve bir kuyruk hareketi ile bana sevgisini, kızgınlığını, endişesini,
özlemini, minnetini, açlığını, can acısını apaçık anlatabilen gerçek bir dosttu orada keyifle yatan.
Bu dünyadan yok olup gidene kadar asla değişmeyeceğinden, hep yanımda kalacağından
emin olduğum kapı gibi sağlam bir dost.
Sonra her türlü donanıma , bir çok enstrümana sahip ama kendimizi ifade edebilmekten,
karşımızdakini anlayabilmekten aciz, karışık kafalı, sevgi yoksunu, korkak, bencil biz
insanları düşündüm. İlişkilerimizdeki adını koyamadığımız, bir türlü bir mantığa oturtamadığımız
çaresizliğimizi. Birbirimize, sevgiye güvenmek konusundaki aczimizi. Bitmek, tükenmek
bilmeyen kuşkularımızı. Saltanat kadar değerli kıldığımız yalnızlığımızı.
Birbirimizi bilerek ya da bilmeyerek, isteyerek ya da farkında olmadan, ne çok üzdüğümüzü,
paylaşılabilecek sınırssız güzelliklerden nasıl da yoksun bıraktığımızı farkettim.
Keyfim kaçtı...
![]()
Kırk yıl önce okuduğum Genç Werther ve onun bizdeki versiyonu Eylül 'ün (Mehmet Rauf)
Necib' inden bir de hemen aklıma gelen Reşat Nuri' nin Homongolosu ve benzer birkaç eserden
sonra hep umutsuz aşıklar için kahrolmuş, benzer filmlerin finalinde kavuşanlar için
sevinmekten çok mahsun üçüncü için üzülmüşümdür.
Biraz içime su serptiği için olsa gerek, açıkta kaldığına sevindiğim tek aşık, Al Yazmalım' ın İlyas'
ı dır diyebilirim. Hep, eser farklı biçimde noktalansaymış, aşk büyük bir yara alacakmış, okur
ya da izleyici için de bu kadar anlamlı olmayacakmış gibi gelir.
Çocuk ve ergen yaşlarda geride mahsun kalan ağabey için de hep onunla birlikte gözyaşı
dökmüşümdür. Ekrem Bora ile birlikte...
Üzülerek "di' li geçmiş zaman" a geçiyorum...
Türk Sineması' nın bahtsız jönü, sacayağı aşkların şanssız ayağıydı o. Pek mutlu olamadı
filmlerinde. Hep babasızdı. Genellikle annesi ve bir erkek kardeşi olur, onlara bakabilmek için
genç yaşında hayata atılır, çoğunlukla da pis işlere bulaşır ama mutlaka bir şekilde zengin
olurdu. İş hayatında acımasız, vuran kıran biriyken,annesinin saygılı evladı, kardeşinin şefkatli
abisi idi. Onu okutup ya doktor veya avukat ya da mühendis olmasını sağlardı. Onu hep
korurdu. Gün gelir, bu meslek sahibi yakışıklı birader koca memlekette başka kız yokmuş gibi
gidip onun deli gibi sevdiği, üzerine titrediği, tüm servetini ayakları altına serdiği güzel sevgilisini
bulur, bir güzel kendisine aşık olmasını sağlardı. Baştan, aşk ve öfkeyle gözü kararır, umutsuzca
mücadelesini eder sonunda salıverirdi gitmeleri için.
Ne Türkân Şoray, ne Hülya Koçyiğit, ne de Filiz Akın, bir kerecik bile ona kalmadı.
Bana göre güzel gözleri güçlü yüz hatlarıyla hepsinin de en yakışıklısıydı üstelik...
Nurlar içinde yat Ekrem Bora...
"Hadii hadii toparlayın ortalığı, çekin dağılmış sararmışları, yeni brokolileri devreye sokun hadii..."
Pazarcının el çırparak gür sesiyle verdiği komuta gülmekten kendimi alamadım. Göğüs- göğüse bir muharebede çarpışan taraflardan birinin komutanı gibiydi adeta. "Yaralıları çekin, yeni birlikler öne sürülsün.." der gibiydi. Sonra , yavaş adımlarla yağmur inmeden bir de Paçozu çıkarmak üzere eve doğru yürüdüm.
Sabah çok güzel, güneşli bir güne uyandık. Önce Paçozla uzun uzun dolaştık. Rayuşla kahvemizi içtikten sonra balkondaki, uzun süre kar altında kalıp telef olan bir kısım çiçeğin yerine yenilerini almak üzere yakınlarımızdaki alış-veriş merkezine gittim. Çıktığımda hava hem serinlemiş hem de kapamıştı. Eve girmeden bir de çiriş bulurum umuduyla pazara uğradım. (Doğu Anadolu' da yetişen, kendine özgü tadı, kokusu olan aynı zamanda çok faydalı olduğu söylenen bir bitki.)
Bu haftam da tıpkı bu günün havası gibiydi. Keyifli başladı, sıkıntılı bitti.
Önce, beni çok mutlu eden bir olayın evvela müjdesi, sonra kendisi geldi.
On beş gün kadar önce, bir gün, Rayuş' a kahvede yalnızlıktan şikayet etmiş, içimden hiç bir şey yapmak gelmediğinden yakınmış, son zamanlarda sık sık sorduğum soruyu bir kez daha tekrarlamış "kim için, ne için" diyerek, onun ısrarla söylediği "kendin için" i duymazdan gelerek söylenip durmuştum. "Eskiden sık sık çocuklar gelir bende kalırdı. Şimdi her biri bir yana dağıldı. Artık onlardan da umudum kalmadı."
Eve çıktığımda telefonum çalıyordu. Açtım Koray' dı. (Büyük yeğen.) "Teyze, galiba düğüne kadar sende kalacağım" diyordu. Şaşkınlıktan ve sevinçten nasıl bir çığlık atmışsam fısıltıyla "yavaş teyze, iş yerindeyim" şeklinde uyardı. İkitelli' deki fabrika Gebze' ye taşınıyormuş. Babaannesinin evinden gidemiyecekmiş.
Pazartesi günü akşam üzeri birlikte gezinirken Paçoz birden garip sesler çıkararak beni hızla caddeye doğru çekiştirmeye başladı. Ne oluyoruz demeye kalmadan bir de baktım Can. (Ortanca yeğen. İzin almış erken çıkmış.) Bir sürpriz daha...Çok keyifli bir akşam geçirdik.Her ikisini de çok özlemiştim.
Salı temizlik günümdü. Çocuklar erkenden gitti. Ben Paçoz' u çıkarıp döndüm. Kahvaltıyı hazırladım. Sonra Türkân geldi. Her on beş günde bir olduğu gibi bol sohbetli bir kahvaltı yaptık. Ardarda keyif çayları içtik. Tabii ben 3-4 tane sigara içtim bu sırada. Sonra o salona geçti ben de masayı topladım. Bulaşıkları makineye yerleştirdim. Akşam bıraktığım düdüklü ile bir-kaç teflon tavayı elimde yıkadım. Son yemek hazırlıklarını yaptım. Her seferinde olduğu gibi kahvelerimizi pişirdim.Tepsiye koydum. Salona geçtim. Tepsiyi sehpaya koymak üzere eğildim. Sonrasında olanlar kâbus gibiydi. Şiddetli bir baş dönmesi hissettim tepsiyi bırakıp doğrulduğumda etrafımı göremediğimi farkettim. Her şey gri, yoğun bir dumanın arkasında gibiydi. Sonra ensemde bir ağrı. Çaktırmadan kahvemi içeyim sonra gidip biraz uzanayım diye düşündüm. Ama ne konuşulanı anlıyorum, ne de etrafı net bir biçimde görebiliyorum. Rayuş koro çalışmasında. Can dostum tuhaflığı farketti. Hemen hastaneye gidelim dediyse de ben direttim uzanırsam geçer diye. Hemen eşine telefon açtı. Tansiyon aleti getirildi. Tansiyonum 14 -9 olmuş. Bana 12 bile fazla. Normalim 9-6. Bir saat kadar uyudum, tekrar ölçtük 15-10 olmuş. Moralim fena halde bozuldu. O geceyi çok kötü geçirdim. Pazar gecesi gördüğüm rüyanın son sahnesi gözümün önüne geldi. Ağabeyim göz kırparak, muzip bir ifadeyle kolunu uzatmış ben de koluna girip, birlikte kapıdan ışıklı bir yola çıkmıştık. Rayuş' u düşündüm, çocukları düşündüm...
Hafta boyu hemen edindiğim tansiyon aletiyle sık sık tansiyonumu ölçtüm. Bir 13 ardından 9 sonra 12 . Bu gün ilk defa karamsar ruh halimden sıyrılıp çıktım. Dikkatle takip edeceğim. Gerekirse tabii doktora da gideceğim. Bu arada biraz endişeden biraz da can havliyle bir haftada tam 5 kilo verdim. Bu da daha rahat yürümemi sağladı. Artık uzun uzun yürüyüş yapıyorum. Sigarayı ve çayı daha dikkatli içiyorum.Bir kaç gün kahve dahil hiçbirini elime bile almadım. Şimdi normale döndüm. Dönünce de ilk işim masamın başına geçmek oldu.
Velhasıl değişik bir haftaydı...
Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini
Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı
Duy böyle koşturan sevinci
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor
Toprak ananın kalbi
Şöyle yanı başıma çimenlere uzan
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın
Baharın gençliğin ve aşkın
Türküsünü söyleyelim bir ağızdan
ATAOL BEHRAMOĞLU
Buralarda ilk açan bahar dalı
"Özgürlük, her sabah uyandığında istediğin aynı şeyleri yapabilmektir."
(Buket Uzuner, Kumral Ada Mavi Tuna)
Bu cümle takıldı aklıma, kahvaltı tabağımı hazırlar ve bir yandan da demini almış
çayımın kokusunu keyifle içime çekerken.
Evet, her sabah aynı saatte aynı seslere uyanmak, aynı ağrılarla yataktan kalkmak
zorlukla üzerime bir şeyler geçirip, ıkına sıkına Paçoz' u da hazırlayıp (uzun uzun eğilmeyi
gerektiriyor) kapıdan çıkmak, aynı asansöre binmek, aynı yerlerde yürüyüp, aynı ağaçların
altında Paçozun koklaması için duraklamak, evin etrafında da bir tur attıktan sonra
dönüp hemmen çayın altını yakmak...
Monotonluk gibi görünüyor değil mi. Gibi görünmüyor. Öyle.
Ama bu monotonluk benim kendi özgürlüğüm bir yandan da.
Bu bir çoğumuz için geçerli. Kimse bizi zorlamıyorsa bir şeyleri yapmaya ya da
yapmak istediklerimizi kısıtlamaya çalışmıyorsa, bu monotonluk keyifli hale geliyor.
Buket Uzuner, böyle bir cümleyle başladıysa romanına, ve bu roman (ve tabii yazarı)
okur dünyasının "en sevilen ilk üç" üne sağlam demir attıysa, böyle sarmalayıverdiği
içindir okuyanını.
Tekrar günlük yaşama dönecek olursak, evet seviyorum sabahları hep bu sırayla
aynı şeyleri tekrarlamayı.
Evden yorgun ve ağrılı çıkıp her zamanki gibi ağrılar azalmış keyif artmış bir şekilde
dönmeyi. Paçoza kekikli tostunu yedirirken bir yandan da kendi bir dilim çavdar ekmeği,
yanında yağsız peynir, domates, tatlı ince biberlerimi sindire sindire yemeyi.
Sonrasında ağırdan alarak mutfağa gidip kapısının önünde sabırsızlıkla bekleyen
Paçoza yeşil torbasından sabah kemiğini vermeyi, o kapıp salona kendi özgürlüğü
içinde kemirmek üzere koşarken, mis gibi demli bir çayla masamın başına dönüp
ilk cigaramdan bi fırt çekmeyi.
Tüm bunları her sabah yapmayı seviyorum...
Yaz aylarında, haftalık gittiğim eğlenceli, bol güneşli, bol gezmeli tatil beldelerinin
ya da İstanbul' da zaman zaman gidip kaldığım dost evlerinin güzel tatlı sohbetlerini
geride bırakıp döndüğümde tüm bu monotonluğa kaldığım yerden devam etmeyi
seviyorum.
Belki de yaşlanmanın bir tezahürüdür bu diye düşünmeden edemiyor insan.
Altında, tüm bunları gün gelip de yaşayamayacak olmanın endişesi yatıyor
bu rutinin her parçasına dört elle sarılmanın altında, bir ihtimal, diyorum, diyorum
ama bir yandan da bu endişelerin, korkuların de yaşamımdan sessizce çekilip, yerini
dingin bir kabullenişe bıraktığını görüyor, bunu olgunlukla kabul ediyor, bu olgunluğu
başarı sayıyorum.
Ve yine bir yazıya keyifle başlayıp hüzünle bitirdiğimi görüp, konuşma dilimdeki
kafa karışıklığının ısrarla yazılarımı da etkilemesinden endişe duymakla birlikte,
şaşkınlıkla, bundan da tuhaf bir zevk aldığımı hissediyorum.
Tagore' un dizelerinin sonunda vurguladığı "her şeyi kaybetmiş olmanın umutsuz zaferi"
bu olsa gerek...

yaşlılar haftasını idrak ediyormuşuz. Bu nasıl bir tesadüftür böyle...
kartal bakışlarıyla uzun uzun süzdükten sonra "keyfin yerine gelmiş neyse " dedi ve
Hüzünlü Tagore' lardan birini gördüm yine." Şaşkın şaşkın, "ne alaka, her zamanki
( Mutluluk insanı sadeleştiriyor:)))
anlatmaya çalıştığım sitem dolu bir yazı.
Bir önceki ise kendimle gırgır geçen mizahi üsluplu bir paylaşım.
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
İyi ki iki kez sınıfta kalmışım lise ikide. Kalmışım da bir sene de evde oturmuşum. Bakkal dümbüllüye her gidişimde pijamasıyla daml...
-
Hızla yanlarından geçıp gidiyordum ki ağabeyin sesini duydum. "Sakın birbirinizin elini bırakmayın. Yanımdan ayrılmayın. Caddeye de fır...
-
Paadişaanın üç kızı varmış. Bir gün onları yanına çağırmış. "Hadi bakiim cevap verin" demiş. "...
-
Akşamlar inerken mavi sulara Bir kırık cam olur ufukta güneş Vecdine layık o hülyalı bakışlara O hem bir neşedir hem de elem ruhlu eş....
-
Güneşli bir Pazar gününe uyandım... Boyun, sırt, bel ağrısı, gaz sıkıntısı, kafa çınlaması, ruhumdaki ağırlık, beynimdeki karmaşa, k...
-
Yine aynı şey oldu. Minik bir bir dileğim hiç beklemediğim bir şekilde gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerde televizyonda, internette, en sevilen...
-
İyisiyle, kötüsüyle, güzeliyle çirkiniyle bir yazı daha devirdik. Bekle beni İstanbul. Sıra sende. Biraz da orada sevinip...
-
Geçenlerde kızkardeşlerin en tatlısı elinde devasa bir poşetle kapımdan içeri girdi. Yüzündeki maskenin sıkıntısı, çok seyrek sokağa çık...
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren



