Placebo etkisi  

Posted by Asuman Yelen in , , , , ,

Benim canım kız kardeşim

Geçenlerde, bir tanecik kız kardeşimle günlük kahve muhabbetindeydim. Uzattığı kahveyi almak üzere kolumu kaldırır kaldırmaz elimde olmadan bir "ah" sesi çıktı ağzımdan. Artık dostlarım beni tanıdığından, yaşımı tekrarlayıp ağrılarıma bir de sinir bozukluğu eklemek istemiyorum.
Bahar aylarında tüm eklemleri ağrayan insanların yaşındayım. (Şimdi hiç sinirim bozulmadı. Üstü kapalı geçtim ya hesapça :(( ) Her neyse sevgili kardeşim hemen sordu sorusunu. "Yünün nerde senin bakiim??" Hemen o anda ovuşturmaya çalıştığım omzumun sancısının hafiflediğini hissettim. Beline sardığı yün atkının kazağının altından sarkan yıpranmış püsküllerini savurarak, neşeyle sallanan koltuğuna oturan tatlı kardeşime minnetle gülümsedim. Bir gün önce aynı koltuğa belinin ağrısı yüzünden binbir ah ve de of la zorlukla kendini atan eşsiz kardeşim karşımda taze gelinler gibi sırıtmaktaydı. "Fazla söze gerek yok her şey ortada" der gibiydi kahvesiz eliyle atkının püsküllerini okşarken.

Efsunlu yünüm

Eve döner dönmez ilk işim, komodinimin, fularlarımın arasındaki en mutena köşesinde sakladığım (kaybetmek riskini hiçbir zaman göze almak istemem) sevgili yünümü bulup çıkarmak oldu. Artık bana karada ölüm yoktu. Artık tüm ağrılarım ve tüm sıkıntılarım sona ermişti.

Ağrıyan yerlerimize hemen bir parça yün sarma alışkanlığı, bize anneannemden intikal etmiş bir alışkanlık. Ona da muhtemelen kendi anneannesinden geçmişti. Herkese denemesini tavsiye ediyorum. Mutlaka saf yün olmalı. Boynunuz mu ağrıyor, dirseğiniz mi, bileğiniz mi, beliniz mi. Sarıverin üzerine, anında sızılarınız geçecek, yüzünüz yeniden gülmeye başlayacaktır.

Yoksa abartıyor muyum

Bana gelince, ben işi iyiden iyiye ileri götürdüm. Aslında başından anlatmakta yarar var. Gecelerden bir gece, yatağımda yine, uykusuz bir gece geçireceğim korkusuyla bir sağa bir sola dönmekteydim. Öyle ya, bir gece önce sabaha kadar dönmüş durmuş, daldığım birkaç dakika içinde de karabasanlar görmüştüm. Halbuki üst kattaki komşumun yaptığı muhteşem çiğ börekleri yemiş, üzerine de keyifle çaylarımızı yudumlamıştık. Son derece mutluydum yattığımda. Aslında akşamları pek fazla yemek istemezdi canım. Keyifsiz yatardım o yüzden. Her neyse öyle sıkıntıyla bir sağa bir sola dönerken, gözüme komodinin üzerinde duran sevgili yünüm ilişti. Uzanıp aldım, gözlerime sardım. Bir güzel mışıl mışıl uyuduğum gibi tatlı tatlı da rüyalar görmez miyim…

Yok Artık

Bendeki yün parçasının faydalarının sınırı yok. Her gün bir yenisi ekleniyor. Geçen gün kızartma yaparken koluma yağ sıçradı. Anında acısını aldı. Geçenlerde saçımın çok döküldüğümden bahsedecek oldum, akıllı kız kardeşim “yünü dene” dedi. Islak saçımın üzerine beş dakika sardım. Anında dökülme durdu. Üstelik gürleşti, parlaklık, canlılık geldi. Benim yünüm bundan başka kaşıntıya, döküntüye, açık- kapalı yaralara birebir.

İşin en güzel yanı, boyundaki ve göz kenarındaki kırışıklıklara öyle iyi geliyor ki, inanamazsınız. (İnanmayın da zaten) Bezi hafif nemlendiriyor, üzerinde iki buçuk dakika kadar bekletiyorsunuz. Sakın fazla tutmayın çilt gereğinden fazla geriliyor, patlama riski ortaya çıkıyor. Sonuç mükemmel. Aynaya bakmaya doyamıyorsunuz. :)))

Yarımbıyık' ın değerli katkısı

Size şeker kız kardeşimin son deneyiminden bahsedeyim. Beş kilo fazlası var. Malum metabolizma bu mevsimde adeta duruyor. Tam tartının üzerine çıkacakken yarım bıyıklı kedisi ağzında getirdiği yün atkıyı bırakıvermiş kantarın üzerine. Gözlerine inanamamış. Tam beş kilo eksik. Atkıyı kaldırıp yarım bıyıklıyı da bir güzel azarladıktan sonra salim kafayla yeniden çıkmış tartı aletine. Tahmin ettiğiniz gibi yarım kilo fazla. Üç kere denedikten sonra, az önce beni arayıp müjdeli haberi verdi.

Ve mutlu son

Bu yazıyı tamamladıktan sonra doğru banyoya gideceğim, boynumdaki yün bezi tartıma serip kilomu ölçeceğim. Biraz morale herkes kadar benim de ihtiyacım var öyle değil mi…

:)))))))))))))))))))


Hep sağlıklı ve neşeli kalalım...

Böyle bir sevgi...  

Posted by Asuman Yelen in , ,



ayağının tozuna

değsin başım
nem versa benlik adına
boğsun gözyaşım


bana gelen her san
lekedir onuruma
ölüm getirir her an
çevrende dolanışım
nem varsa benlik adına
boğsun gözyaşım


benim adım verilmesin
gördüğüm işe
benim ömrümde senin isteğin
gerçekleşe


pürüzsüz sükununla sar beni
eşsiz güzelliğinle sar
gel dur da gönlümün nilüferinde
ben görünmez olayım
nem varsa benlik adına
gözyaşımla boğayım






R.TAGORE

Bengalce aslından çeviren : Bülent ECEVİT

Şairin "Gitanjali" isimli eserinden alınmıştır.



Yağmurun hatırlattıkları 5  

Posted by Asuman Yelen in , , , , ,




Çay, simit ve Emine Teyzemiz


İstanbul ‘ da bir sonbahar günü…

Kasım ayı içindeyiz. Yağmurlu, sıkıntılı bir tatil gününde biz üç kız kardeş, annem ve anneannem vakit dolduruyoruz.

Dışarıda hava karanlık. Evde kasvet ve hüzün hüküm sürmekte. O ilk günlerin telaşesi, bizim yerleşmemiz, anneannemin toparlanıp getirilmesi ve yerleştirilmesi, okul, kayıt, forma, ayakkabı derken annemi oyalayan tüm meşgaleler bitmiş, telaş ve şaşkınlık sona erince yüreklerimizdeki özlem ve acı olduğu gibi açığa çıkmış, bütün eve de hakim olmuş durumda. Radyoda hafif hafif Türk Sanat Müziği çalıyor. Oturduğumuz salonda sobanın çıtırtısında bile hüzün var sanki. Göz ucuyla anneme bakıyorum. Bizlere göstermemek için özen gösterdiği gözyaşlarının izleri, yeşil gözlerinin etrafındaki kızarıklıklarla kendini ele veriyor. Yine yemek yaparken ve henüz yerine kaldırdığı öğle yemeği tabaklarını yıkarken ağladığı açıkça belli. Anneannem odasında uyuyor. Ben elimdeki kitabı okumaya çalışıyorum. Ablam bir dergi karıştırıyor. Kız kardeşim camda, geleni gideni seyrediyor.

Ansızın kapının ısrarla ve hiç susmadan çalan ziliyle, hep birlikte antreye yöneldik. En yakın bendim herhalde ki hala çalmakta olan kapıyı açan ben oldum. Bundan sonra olanları anı anına hatırlıyorum ve ölene kadar unutacağımı da hiç sanmıyorum.

Kapı açılır açılmaz içeriye kocaman bir tüy yığını girdi. Buna daldı da diyebiliriz. Bağıra çağıra ve hışımla daldı içeri. Bu, bir kadındı. Sırtında yerlere kadar uzanan tüylü kahverengi bir manto, başında da aynı tüylerden bir bere ya da şapka veya kalpak, bu üçünün arası bir şey vardı. Çizmelerini çıkarırken, çantasından çıkarıp yere fırlattığı terliklere ayağını geçırirken hep konuşuyor, durmadan konuşuyordu. Başındakini çıkarıp elime tutuşturdu. Göz ucuyla yüzüne baktım. Siyah kıvırck saçlıydı.Teni esmerdi ve sağ kaşının altında onu daha da ürkütücü gösteren kocaman bir şişlik vardı.

“Nerde senin o annen olacak..bip.bip. Sen hangisisin dur bi bakiim. Sıska büyük mü yoksa tombik küççük mü. Bi kız daha olacak o nerde, onu hiç görmedim. Kız Havva … Bip bip bip kadın. İnsan bi haber verir. Armağan mısın Asuman mısın alıver bakim elimden şu mantoyu kızım.” Dehşet içindeydim. Hayatım boyunca hiç rastlamadığım bir tip, bağıra çağıra içeri dalıyor, isimlerimizi biliyor, hiç duymadığım şekilde açık saçık konuşuyordu. Hipnotize olmuş gibi mantoyu elinden aldım. Antreye götürüp yerine astım. Bir müddet orada korkuyla sinip bekledim. İçerden hala sesi geliyordu. Daha hiç susmamıştı zaten. Teyzem nerde. Ne iyi ettin de teyzemi getirdin. Afferim kız Havva. Ses yavaş yavaş titremeye başlıyor ya da bana öyle geliyordu. O ana kadar biraz şaşkın, biraz korkak, biraz mahçup öylece kalakalan annemin de hafiften gözleri dolmaya başlamıştı. O sırada elini öpmek için davranan ablama sarıldı. Armağanıım. Babasının prensesi. Ses iyiden titremeye başladı. Ablamı bırakıp anneme atıldı. Sımsıkı sarıldılar. Kısa bir feryat figan faslı. Tam annem iyiden iyiye kendini bırakacaktı ki aynı sesin gülmekle, azarlamakla, sitemle karışık çığlıklarıyla gözyaşları gözünde dondu kaldı. “ Aaaa, ne bu böyle, sulu zırtlaklar gibi. Bip bip bip. Hiç sevmem hiiç. Hem söyle bakalım bu kızlar bana niye domuza bakar gibi bakıyorlar. Anlatsana kimim neyim. Senin neyinim."

Bu kadın bizim Emine Teyzemizdi. Annemin anne tarafından bir akrabasıydı. Annemin bile pek de tanımadığı bu teyzemiz eşi ve üç oğluyla Eyüp’ de deniz gören ahşap bir evde yaşıyordu. (Sonrasında çokça vakit geçirdiğimiz ve çok mutlu olduğumuz bir evde.) Annem evlendiğinde birkaç kez bize gelmiş, ablamla beni bebekken görmüştü o kadar. Biz Anadolu’ya çıktığımız için annemle bir daha görüşmemişlerdi.

Şimdi misafir salonunda oturmuş evi inceliyor, eşyaları küfürlerle ya da tuhaf betimlemelerle eleştiriyordu. Önce gözü yemek masasının üzerine doğru sallanan siyah, üçlü avizeye ilişti. "Bu ne biçim avize böyle insanın içini karartıyor, kara donlu adamlar gibi bip bip bip." Annemin tek kaşı kalktı bir baş işaretiyle bizi içeri yollamaya çalışırken o fark etti. "Ne oldu, tabii çocuklar alışık değil benim konuşmalarıma. Tutiym bari çenemi. Asumancım çantamı getir bakim. " Büyük deri çantasından kocaman bir kese kağıdı çıkardı. "Size Eyüp’ten simit getirdim. Fırından yeni çıkmıştı. Koyuver sobanın üzerine kuzzum. Armağan sen de git bize güzel bir çay yap bakiim." Sonra kalktı, büyük bir poşetin içinden çıkardığı sarı ambalaj kağıtlarına sarılı kocaman bir paketi açmaya başladı. Paketten kristal sallantıları olan gösterişli bir avize çıkardı. Biz dehşetle izlerken birkaç alet ve edevatla bir sehpanın üzerine çıkıp muhtelif bip bipler arasında kah gülerek kah söylenerek avizeyi yerine taktı . Bir yandan da talimatlar veriyordu. "Sehpalarınız eskimiş. Sallanıyor. Koltuklara da yeni yüz gerekecek. Böyle olmıycak. Seni bir ele almak lazım. Ne bu böyle."

Biz mutfakta ablamla ince belli çay bardaklarına çayları doldurur, tabaklara yerleştirdiğimiz mis kokulu simitlerin yanına kestiğimiz peynirleri ilave ederken, annemle ikisinin sık sık kahkahalarla kesilen, bol bip bip li çocukluk ve ilk gençlik anılarını duymaya çalışıyorduk. Elimde tabaklarla içeriye girdiğimde içim huzurla doldu. Annemin yüzüne renk, hareketlerine canlılık gelmişti. Çay tepsisiyle gelen ablamla bakışarak bu memnuniyeti paylaştık. Emine teyze bağırıyordu yine oturduğu yerden “ çabuk olunsanıza kızım, çaylar sovuycak bip bip. Uyy simitler de koktu. Haydiiiyyn öldüm açlıktan getirin getirin...Ha kuzzum..."

Çıtırdayan soba sıcacıktı. Çaylarımız, simitlerimiz sıcacıktı. Yüreklerimiz sıcacıktı. Radyoda Yurttan Sesler korosu hafif hafif eşlik ediyordu sımsıcak sohbetimize. Annemin bakışları sımsıcaktı. Dışarıda yağmur yağıyordu. Kopardığım simidi ağzıma attım. Simit hiç bana bu kadar tatlı gelmemiş, mutluluk vermemişti.

Daire kapımızdan küfürlerle giren bizi korkutup ürküten, sürekli bağırıp çağıran bu garip teyze, önce yarattığı bu şokla korkutmuş, daha sonra akşama kadar yavaş yavaş bize sunduğu, yüreğinin tüm samimiyeti ve sevgisiyle o gün ve ölene kadar hepimizin sevgilisi olmuştu.



Öykü Atölyesi için hazırlanmıştır.




Yalnızca sitem  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,




GÜN GELİR

Uzaklardan bir ses zaman zaman

fısıldar sanki adımı usul usul

ve eğer yağmur yağıyorsa bir de o akşam,

her bir damla çelik misali ağırlaşır.

Kulaklarım çınlamıyor ne zamandır.

Beni hasretle anan biri yok artık herhal.

Bir garip bencil duygu ki ruhumu saran

içtiğim içkinin buruk lezzeti acılaşır.

Gün gelir serseri ruhum elbet

acının lezzetine de alışır mı alışır.

Alt tarafı insanım işte herkes gibi

aklım, ara sıra olsa da karışır.

Sezen Aksu


Ben Sezen Aksu’ yu çok sevdim.

Bir zamanlar


Yalnız başıma dinledim … Sevdiklerimle dinledim…

Onunla mutlu oldum... Onunla ağladım...

Dostlarım aşklarını anlatırken, omzumda ağlarken

hikayelerinin içinde

ve geride hep o buğulu ses vardı.


Ne mektuplar yazdım guruba karşı,

O yanık sesin eşliğinde.

Ve onların içinde kaç kez geçti adı.

Ne mektuplar okudum onu dinleyerek

Ve ismini gördüm yemyeşil satırların içinde,

Benimkiyle birlikle.

Ve bir gün, bir kötü gün, bir kara gece,

Ben zehir dökerken kağıda gözyaşları yerine

geride o ağlıyordu benimle gizlice.


Tüm sevdiklerim bir şekilde yok olurken yaşamımdan

birer birer,

onunla “allahaısmarladık” dedik.

birlikte ,“geçen yaz” ı özledik.

Yaşanmamış ylllar” geçirdik onunla.

Ve neler neler…

Bazen, dondu kaldı

“dilimizin ucunda kelimeler.”

Onunla, “Ağlamak güzeldi.”

Sonra,

“gün geldi.”

Yokladım yüreğimi.

Gidenlerin sevgisi

Sapasağlamken, koruyorken yerini

Ve hatta çoğalıyorken

Yavaş yavaş

Onunki gözümün önünde soldu.

Ve bir gün, bir gece,

O hiç yaşamasaydım dediğim,

Şey oldu

-hikayesi bende saklı-

Şimdi onun yerini

Bir tuhaf “Sevgili Sezen” aldı.

Ve “dilimin ucunda”

Şu “kelimeler” kaldı.

yasaklı

Sen en güzel duygularımın katilisin”







Onsuz 3 yıl  

Posted by Asuman Yelen in , ,



ÇİZGİ

günlerden bir akşam üstü
yolda tozlar uçuşuyordu
her biri kendi başına birer dünya

dünyalardan birinde bir insan
insanın avucunda bir çizgi
çizginin ucunda bir son

sonda bir gün ağarıyordu
bir çocuk doğmuş yol üstünde
yummuş avucunu ağlıyordu

B.Ecevit
1974






Kış yaklaşırken  

Posted by Asuman Yelen in , ,

Balkonumdan








Flue çiçekler



















Yine almış kamerayı eline
bizimki



















Yağmur sonrası kasveti





















Veda gözyaşı






















Renk cümbüşü

















Son yemek




















Beyazın varolma savaşı


















Kıştan korkmayanlar




















Ve aniden bastıran sis
















Hep sevgiyle kalalım...

Üretkeniz vesselam 2  

Posted by Asuman Yelen in , , ,


Talihsiz başlangıç


“Hadi kızlar bu gecelik bu kadar. Çok geç oldu. Şoförüm sizi Reina’ ya götürecek. Hepiniz bir güzel eğlenin. “

Her biri diğerinden güzel, hepsi de sarışın 7-8 kız itiraz nidalarıyla tembel tembel yerlerinden doğrulup uyuşuk tavırlarla kapıya doğru yürürler. Şirin yüzlü ufak tefek delikanlı sabırsız hareketlerle yüzüklü ellerini çırpmakta. Çabuuuk çabuk boşaltın burayı bakiiym. Derin dekolteli parlak gömleği her hareketinde yalp yalp yanmakta. Bir yandan gülümserken aynı anda çatılan kaşları sıkıntılı ruh halini ele vermektedir. Bu arada orta yaşlı hayli şişman bir kadın otoriter sesiyle talimatlar vermekte, iki genç kadın da masadaki kirli tabakları, içki bardaklarını toplamaktadır.

“ Size kaç kere söyledim Gülsüm hanım acı biberi azaltalım, hatta artık keselim diye. Dayanamadım yedim işte. Reflü bir yandan yanıyorum. Bağırsaklarıma vurdu sancısı. Canımın yanması bir yana gecem rezil oldu. Ajans daha yeni getirmişti bu kızları Gürcistan ‘ dan. “

“Paşam yemin ederim sadece Çarliston aldım. Tadına bakaymışım keşke. Vah paşam vah. Hay canım çıkaydı da yedirmeyeydim o yemeği sana. Hay ellerim kırılaydı. Hay… “

“-Tamam tamam. Olan oldu bir kere. Kızlar daha buradalar nasılsa. Zaten benim için geldiler. Sen benim laptopu banyo dairesine götür. Not defteri kalemler hepsi hazır olsun. Çabuk ol. Sabredecek halim kalmadı. Anlaşılan işim uzun. Bir-iki şarkı çıkarayım bari oturduğum yerde.”

“Haklısın paşam. Tuvalet sana uğurlu geliyor. Geçen sefer de “Aşk sancısı” nı orda yazmıştın. Sonra bütün sene markette dinlediyidik. He he.”

“Uğur falan değil. Vaktim mi var. Ömrüm Kıbrıs’ ta geçiyor. Konserler bir yandan. .. Ay boş ver şimdi bunları koş hazırla banyoyu. Dayanamıycam.”

Ve mutlu son

Delikanlı adeta bir taht kadar rahat görünümlü klozette bir yandan kucağındaki laptopu incelerken diğer yandan hemen sağ çaprazındaki, muhteşem banyosunun dolaplarına uygun, sedef kakmalı sehpanın üstünde bulunan kağıda bir şeyler yazmakta.

“Yanıma gelme şeytanın biriyim
Kötüyüm ama dertsiz değilim.”

Ufff… Ah be gülsüm kadın. Yaktın beni. Neyse devam edelim. Nerde kalmıştık.

“Berbat…Allahım imdat”

Şimdi de çarpıcı bir kelime bulalım. “Çakra” gibi. “Çakra”. Ne çok sevmiştim bu kelimeyi. Çok tutmuştum. Manasını da vakit bulup hala öğrenemedim.Tabii halk da tuttu. Bütün yaz çaldı. Bu sefer biraz çarpıcı olsun. Kulakta kalsın. Hah işte. 'Marduk geliyor.' Kim bu Marduk yaw. Devlet başkanı deseeem … Hiç duymadım. Neyse bakalım neymiş" ….Yazıyı okur "Demek öyleee. .. Vay vay vay bakar mısın, tam istediğim şey. Ülen oğlum helal olsun sana. Ne demişler: Türkün aklına ….

Marduk…Marduk…Baya iyi geliyor kulağa. Devam aslanım.

“Marduk yakın
Marduk sakın
Aşıkları rahat bırakın.

Berbat
Allahım imdat

Bırak Marduk
Seveyim o vefasızı

Aslında gönlüm
Aşk arsızı

Napiym giderse
Öperim öbür kızı

Yanıma gelme şeytanın biriyim
Kötüyüm ama dertsiz değilim.”


Ewweeet. BUDUR…Oldu işte. Yıkılıyor.

Sertaç, oğlum üretken adamsın vesselam.

Yarın da buna bir beste ayarlarsam… Diğer dokuzu zaten hazırdı. Düzenleme için İngiltere yolu göründü. Orda da hemen okumalarını yaparım. Ama en çok da bu şarkı içime sindi. Sanırım ilk klibi buna çekicem..Tam da yaza girerken. Tutmayın..Sertaç Ordar geliyorrr….

Gülsüm Hanım , mutfakta son kontrollerini yapmış, koridordan odasına yönelmekteyken arkasından sessizce yaklaşan Sertaç Ordar belinden yakaladığı gibi ayaklarını yerden kesiverir.

“Aman Sertaç bey oğlum. Naapıyon. Fıtık olursun , göbeğin düşer “ dediyse de o, hiç oralıklı olmadan ha bire aynı şeyi tekrarlayıp durmaktadır.

“Aslanım Gülsüm Hanım. Sayende şahhaane bir şarkı yazdım…”

Şimdiii... Dile benden ne dilersen."

Gülsüm Hanım, uyumak üzere odasına giderken memnun gülümsemektedir. Farkında olmadan sol kolundaki sarı altın yığınını okşar.






Sevgiyle....

bir tuhaf düğün  

Posted by Asuman Yelen in , , ,


Garip bir telefon görüşmesi
"Aloo? Gülgün Ölgün’ ün evi mi?
"Evet, ama sabah saatin dördü. Hanımefendiyi ne için rahatsız ediyorsunuz? Eğer hayranıysanız…
"Hayır hayır sakın kapamayın. Hanımefendi arıyor.
"Annesi mi? Yoksa önemli…
"Yok yok. Seden Hanım arıyor.
"Seden Hanım da kim. Önemli bir şey değilse sabahı beklesin.
"Mümkün değil. Siz kendisine Seden Paksu’ nun önemli bir şey söyleyeceğini çıtlatın. Uyku sersemi anlamazsa “Sevgili Seden“ dersiniz. Gerisi kendiliğinden hallolur.
………
"Alloo? Sevgili Seden? Canım ciğerim, emret sultanım."
Karşı tarafta kalın, çatlak bir ses:
“Büttüün sevgiileer ilaaahiii
Bütüüün aşklar eşsiiizzz
Laakiin bizim yaşadığımııız
Naaaamüteenaaahiiii.”
"Ahh sevgili Seden, ahh kraliçemmm … Şimdi yanımda olsan görürdün. Bütün tüylerim diken diken. Yüreğim gümbür gümbür atıyor. Ay ay bayılacam şimdi. Ne hoş melodi… Ya o sözler…Neydi o müthiş kelime… naamüü.. neyse annemden hep duyarım. Bu kelimeyle yine büyük sükse yapıcaz. Seni kuntiz. Hedef kitlemi büyüteceksin yine bu lafla."
“Kız şıllık, bakıyorum heyecanlandın. Ben sana bi şarkı vericem dedim mi demedim mi. Ablana daima güven. İki senedir senin için bu şarkıyı bekliyorum ben. Gecenin bu saatinde bu müzik uykumdan hoplattı beni. Çok şanslısın. Fazla beklemedin. “
“Aşkolsun ilahem, on sene de olsa beklerim. Sevgili Seden’ in şarkısı olmadan CD yapılır mı. Yapılsa satılır mı. SENİN SADECE ADIN YETER. Aşkım benim, ne zaman geliym? Emret şimdi gelirim. Bu arada yeni fiyatından haberim var. Hiç sorun değil. Adım cimriye çıksa da böyle şeylerde hiç esirgemem, bilirsin saçarım. Malum kaz tavuk meselesi."
“Aslında hemen atla gel diycem. Müziği unutmadan, ilham yanımdayken. Ama kocan var artık. Ya çocuklar…”
“Ne diyosun aşkım. Ablam bana şarkı yapmış . Başka şeylerin lafı mı olur… Aayteen. Çabbuk mantomu getir, geceliğin üzerine geçiririm. Şoföre de söyle hemen arabayı hazırlasın.”
Ve muhteşem üçlü
Diğer bir malikanede, Seden Paksu, muhteşem yatak odasının bir bölümünü oluşturan oturma grubunun bordo kadife kanepesinde yarı uzanmış vaziyette iki konuğunu ağırlamaktadır.
“Hadi biz de Gülgün çiftliğinden buraya gelene kadar birer kere daha geçelim çocuklar.
Sinem, özellikle seni görmesini istemiyorum. Aranız limoni. Sahi siz can ciğerdiniz n’oldu ikinize bakiiym. Yapmayın böyle. Ben sevgi böceğiyim. Hiç aklım almaz. Hele bu evde hiç istemem. Burası sevgi yuvası, sohbet muhabbet yuvası canlarım benim.. “ Sinem tombul yüzünün en nadide parçaları olan maviş gözlerini kırpıştırır. “Haklısın sultanım.” Seden, diğer konuğuna , kısa boylu, parlak yüzlü delikanlıya döner. “Furkancım hadi son bir kez geçelim. Bak bu da diğerleri gibi dünyayı ayağa kaldıracak. Delikanlı işveli güler. "Emret kraliçem." Aynı işveli edayla, arada küçük küçük boyun kıvırarak şarkısına başlar:
“Onu dedi bunu dedi
Gitti geldi vıdı vıdı
Ay ay beni yedi
Sele zeytini gözlüm
Zehir zemberek sözlüm.
Ay benim güzel egelim
Bir tanem sensin ecelim
Hele biraz gel yanıma
Sakızlı kahve içelim.
Onu dedi bunu dedi
Gitti geldi vıdı vıdı
Ay ay beni yedi”
Seden memnun diğerine döner.
“Hadi tombulum, hadi güzelim bi de sen oku çabucak”
Sinem Kan ayağa kalkar, dramatik tavırlarıyla gözlerini süze süze başlar
“Ah be adamım
Bu da mı varmış kaderde
Git aslanım
Ben güçlü kadınım
Teselliyi bulurum
Saba ile Acemaşiran arasında bir yerde
Sen sakın arkanı dönme
Ne de olsa erkeklik var serde.
Ben huzuru bulurum
Hüzzam ile Uşşak arasında bir yerde.
Ah be adamım
Bu da mı varmış kaderde
git gözü karalım
Belli mi olur
Önümüzdeki günlerde
Belki kader yüzüme güler de
Köçekçeyle karşılaşır
Neşemi de bulurum ilerde.
Kıvrak danslar eder de
Yeniden mutlu olurum ben de."
Bu arada Sinem Kan Müziğin giderek hızlanan ritmine uygun olarak, bir yandan da kollarını savurarak, poposunu kıvırarak dansına başlar. Seden ve delikanlı da dayanamaz katılırlar cümbüşe.
Misafirlerin arkasından odanın kapısını kapatırken Sevgili Seden keyifle gülümser.
“Bir gecede üç beste. Üretken kadınım vesselam.”

Blog Widget by LinkWithin