
Ramazan'ın bereketi bu ilk küçük sürprizi ile kendini göstermeye başladı bile. Dostluk ve paylaşımı simgeleyen şık bir ödül...
Sevgili arkadaşım Yaşamın Kıyısında 'ya bana bu ödülü layık gördüğü için teşekkür ederim. Ben de gereğini yerini getirerek kuralları aşağıya yazıyorum.
1- Sizi ödüllendirene teşekkür edin.
2- Sizi ödüllendirenin blog linkini yayınlayın.
3- Ödülün logosunu yayınlayın
4- 7 yaratıcı blogeri ödüllendirin.
5- Bu 7 bloğun linklerini yayınlayın.
6- Ödüllendirdiklerinizi bundan haberdar edin.
7- Kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın
Neredeyse arkadaşlarımın tümü benden önce bu ödüle sahip olduğundan, üç maddeyi yerine getiremiyorum. "Bloglarına iyi niyet ve sevgiyle paylaşmak istediklerini yazan herkese gitsin" diyerek yedinci maddenin gereğini yapmağa çalışalım...
1-Keyifli ve huzurluyken, beynim tembelleşir, öfkelenince algılarım açılır, kafam daha iyi çalışır. Kambiyoda çalıştığım için bankanın yolladığı 8 aylık ingilizce kursunda, derste fazla konuşamadığım İngiliz hocaya sinirlenince odasına girip en az onbeş dakika öfkeyle içimi döküp, kapıyı çarpıp çıktıktan sonra İngilizce konuştuğumu idrak etmiştim..
2-Mutfakta ve resim yaparken ortalığı çok dağıtırım. Aklıma estikçe resmin bir yerini daha oynadığım için evde, perde, cam, koltuk her yerde yağlıboya lekeleri vardır. Yemek yaparken de sağa sola pirinç, salça, un Allah ne verdiyse döker, sonunda bır de ortalık toplayıp temizlediğim için herkesten çok yorulurum. (Küçücükken babaannemin bana koyduğu isim: Orman Kibarı)
3-Yön kabiliyetim sıfır denilecek kadar azdır. Şu an sahip olduğum arkadaşlarımdan hiçbirinin evini bir defada bulamam. Telefonda kendi evimi tarif edemem. Otelde, motelde ilk bir kaç gün odamı arar dururum.
4-Duygusal olduğum için aniden öfkelenebilirim. Bunu da tabii en iyi yeğenlerim bilir. Güzel güzel konuşup sohbet ederken, bir söz, bir bakış, bir nüans beni şirin bir teyzeden (haladan yahut) bir süpürge cadısına dönüştürebilir.
5-Bilmediğim şeyi yemek istemem. Radikal değişiklikleri sevmem. En çok evimde huzurlu hissederim. Alışkanlıklarımı çok zor bırakırım. (İyi veya kötü olanları)
6-Sevdiğim, önem verdiğim insanlarla bir araya gelince, sohbet, muhabbet, incinip -incitmeden hiç bir şey kaçırmadan yolunda gitsin diye öyle özen gösterir, öyle dikkat kesilirim ki, görsel ayrıntılar arada kaçar gider. Siyahken kızıla dönmüş bir saçı, yeni bir giysiyi, markası, rengi değişmiş bir arabayı asla söylenmezse farketmem. Ben de böyle kırarım insanları.
7-En korktuğum şey, iyi niyetimden şüphe edilmesidir. Benim dışımda, benim haberim olmadan gelişen, bu yüzden düzeltme şansına sahip olamıyacağım bazı durumlar yüzünden, benimle ilgili şüpheye düşmeye amade dostların (!) bende uğrattığı hayal kırıklığı, yüreğimde derin yaralar açar, uykularımı kaçırır.
Oh yahu..İnsanın kendini anlatması ne kadar zevkli. Zaten böyle bir meylimiz varken, bir de bunu bizden istedilerse keyifler tavan yapıyor. Çok ayıp ama gerçek. :)))
Bu ödülü hazırlayanlara ve bana yollayan arkadaşıma, bana bu zevki yaşattığı için bir kere daha teşekkür ederim.
Hep sevgiyle kalın...

Artık bağırıyoruz. Birkaç yıldır sürekli bağırıyoruz. Büyük-küçük, çoluk-çocuk hep birlikte.
Tuhaflık bunun neresinde diyebilirsiniz. İnsanlar zaman zaman bağırırlar. Sinirlenince, canları yanınca, ko
rkunca, ve çok sevinince seslerini yükseltirler. Kastettiğim, ani gelişen olaylarda, istem dışı olarak başlayan, bir türlü önleyemediğimiz desibel artışı değil. Bu son derece doğal, insani, affedilir bir şey.
Son zamanlarda çok tuhaf şeylere şahit oluyorum. Çocuklar, bir yerlerde üçer beşer toplanıyorlar, sabah erken, öğlen yemek vakti, akşam, durmadan bağırıyorlar. Duyduğum sesler, bildik değil, hani istop oynarken topu yukarı atar ve bağırırsınız: "Aaayyyşeeee…" Ya da "sooobeeee…" Değil. “Elim sendeeee…” Hiç değil. Veya, ‘at,’ ‘tut’, ‘vur’, ‘koş’ gibi sesler de gelmiyor sokaklardan eskisi gibi. Sadece çığlık. Açıyorlar ağızlarını sonuna kadar, basıyorlar çığlığı. Sırayla. Oyun bu, sadece masum bir oyun. Ne kadar zor alıştım meraklanmamaya. İlk duyduğumda, o camdan öbür cama koşardım, kim düştü, kim yaralandı ya da kim kaçırılıyor diye görebilmek için. Belki müdahale edebilmek için.
Vaktinizin hemen hepsi evde geçiyorsa, sabahları kaçınılmaz olarak bir kadın programına denk geliy
orsunuz. Havalı sunucu salına salına stüdyoya giriyor ve maestro yapımcı (ya da görevli her kimse) işaretini çakıyor. Ne??? Haydiii, hep bir ağızdan ablalar teyzeler basıyorlar çığlığı. Ama ne çığlık. Yer gök inliyor. Bununla kalsa neyse. Sunucu ağzını açıyor, bir çığlık, ayağa kalkıyor, bir çığlık. Bu anlattığım, kumandayı bulup can havliyle başka kanala atlayana kadar geçen kısacık süreç içinde gördüklerim. Daha doğrusu duyduklarım.
Geçenlerde bir akşam, ailelerin yarıştığı, rastlarsam ve başka bir şey yoksa, bilgisayar başında arkam dönük dinlediğim bir program, benim iyiden iyiye sinirlenmeme, ve yine apar topar, bu sefer televizyonu hepten kapatmak üzere, kumandaya atlamama neden oldu. Sunucu (Meltem Cumbul) yarışmacı aileyi anons eder etmez, kadınlı erkekli hep aynı grup, sıtma görmemiş sesleriyle heeey diye bağırmaya başlıyor ki, hep birlikte bağırmanın (eğer bir nebzecik varsa) adabından, senfonisinden yoksun, adeta Fener, Real Madrid’e gol atmış gibi. Hayır onun bir anlamı var, içinde mutluluk, coşku var. Burada amatör, sıradan bir yarışmacı anons ediliyor, sanırsınız çağırılan Madonna. Sanki bir sınıf dolusu yuva çocuğunu (her şeye eeeevveeeettt diye bağıran), sihirli bir değne
kle şeklen erginleştirip salona doldurmuşlar. Gerçekten tahammül edilir gibi değil.
Neler oluyor insanlarımıza dersiniz? Çocuklarımız, artık kendilerini ailelerine, ve dünyaya fark ettirebilmek için bu yolu mu kullanmak zorunda kalıyorlar!...
Ya büyükler, biz, bu kadar mı aciz , çaresiz kaldık sorunlar karşısında; bağırıp duruyoruz orada -burada, stadlar artık bu yüzden mi, kadın-erkek tıklım tıklım dolup taşıyor?...
“Bir of çeksem, karşıki dağlar yıkılır” türküsüne ne oldu? Kimsenin canı artık türkü bile söylemek istemiyor mu!...
Sevgiyle kalın…
Güzel Bir Reklam
Posted by Asuman Yelen in anlayış, cocuk, dostluk, güzellik, iyilik, koka kola, misafirlik, Ramazan
Televizyonda bu günlerde dönen bir reklam var:
Aylardan Ramazan.
Bir bebek, ailesinde şaşkınlıkla farkettiği olumlu değişiklikleri izliyor. Babasındaki dinginliği, abisindeki yardımseverliği, annesindeki misafirperverliği, sofralarındaki çeşitliliği, gelenlerdeki artışı, sözü-sohbeti velhasıl yuvasında aniden gelişen tüm bu olumlulukları mutlulukla izliyor ve sebebini bir türlü anlamadığı bu geçici değişikliğin , her çocuğun ihtiyaç duyduğu bu güzelliğin, tüm zamanlar boyunca ailesi ile birlikte olmasını tüm saflığı ve içtenliği ile istiyor ve sessizce haykırıyor:
Hep sevgiyle kalın...
Herkese iyi seyirler...
Kımanı may havs ve Papalas Mambo
Henüz İstanbul'dayız. Resimdeki radyoyu da diğer eşyaları da hiç hatırlamıyorum. Ama en küçük teyzemin söylediği (uzun sarı saçlarını savura savura dans ederek) yukarıdaki şarkıları hatırlıyorum. Belki daha sonrasıdır. Müziklerini gayet net hatırladığım bu şarkıların çok ilerde Come-on a my house ve Papa loves mambo olduğunu öğrendiğimde çok gülmüştüm. Teyzem bizi sık sık ziyaret ettiğinden, bu şarkıları İstanbul' dan sonraki şehirlerden birinde duymuş olma ihtimalim çok daha fazla.
Müzeher- Ekrem - Nevzat Güyer
Yandaki resim İskenderun' dan. Yine değişik bir radyo arkamızda görülen. Bu dönemde ihtimal ki bol bol Türk Sanat Müziği izlendi. Saadettin Kaynak' lar, Yesari Asım' lar, Selahattin Pınar'lar. Çok iyi hatırladığım bir şey, annemle babam Ekrem- Nevzat Güyer kardeşler ve Ekrem' in eşi Müzeher Güyer'i çok severlerdi. Ben Ekrem Güyer' in sesini bilmem pek. Ama Müzeher Güyer, dinlediğim gelmiş geçmiş kadın seslerinin en güzelidir. Bir kaydını bulmak için dünyaları verirdim. Ekrem Güyer çok genç ölmüş. Müzehher duygu yüklü sesiyle :
"Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben
Her yerde sen her şeyde sen bilmem ki nasıl söylesem"
diye yanık yanık başlayınca, annem her seferinde ağlardı.
(bu şarkıyı eşi, Müzeher için bestelemiş ve yazmış.)
Tabii Muzaffer Sarısözen eşliğindeki Yurttan Sesler korosunun türküleri, Türk Musikisi fasılları benim yaş gurubumdaki her kesin yüreğine çakılmıştır.
Bu arada şunu da söylemeden geçemiyeceğim. Uzun yıllar devam eden bu koro faslı bana nedense yakılan banyo sobası, çamaşır kazanı, soda ve çivit, yanı sıra da yoğun bir sabun kokusu çağrıştırır :)) (Muhtemelen pazar günü yayınlanıyorlardı)
Ve Tangolar
Elli' lerin sonu altmış' ların başında radyolarda bol bol tangolar da çalınırdı. Fehmi Ege, Necdet Koyutürk, daha sonra Şecaattin Tanyerli. Çok daha eskiden gelip de annemin babamın bize öğrettikleri benim çok sevdiğim örneğin Suna:
"O akşam gözlerine bakarken, vuruldum sana belki çok erken
kalbime saplandı yeşil bakışın,taparım sana sarışın...."
Şimdilerde Sema "Efsane Hanımlar"da bu şarkıyı da koymuş CD. sine bu tangoyu ve "Cici Bey'i de birlikte şiddetle öneririm. Eskilerden bir başka tango da şöyle başlar..
"Çok uzakta bir ilkbahar gecesinde duygularım ellerine düştü yandı
Sevgimi buldum onun sesinde seninim dediği eşsiz zamandı..."
Annem Zehra Eren'i çok severdi. (miş) (Ben onu hatırlamıyorum. Ama hep söylerdi)
Babam da radyodan en çok Çigan müziklerini, Macar rapsodilerini dinlemeyi severdi. Müzik hızlandıkça öyle coşardı ki ritimle salladığı ayakları hızdan adeta görünmez olur, bu da biz çocukları çok güldürürdü. (Bizi güldürmek için abartırdı)
Pilli Sierra radyomuz
İlk pilli radyomuza Adıyaman' da sahip olduk.
Bundan sonraki yaşamımızda çok önemli bir yer kaplayan, uzun süre kullanacağımız radyomuza.
Yazın bahçemizde yemek yerken ve bütün pikniklerimizde, masalarımızda hep o vardı. Altmış İhtilalini, tüm mahkemeleri bu radyodan dinledik. Babam Kennedy' in ölümünü ülkemizde bir çok kişiden önce BBC İngilizce yayınında bu radyodan öğrendi, annemi uyandırıp söyledi. (22.11.63)
Ablam o gün bütün gün ağladı durdu.
Ve İstanbul
Pazar sabahı. Üç kız kardeş uykularımızdan heyecanla uyanıyor radyoyu (büyük yatakta üçümüz yatıyoruz) ortamıza alıyoruz. Heyecanla beklediğimiz sesler arka arkaya çınlıyor. Meg..Co..Beth..Amy... Herkes isimlerini böyle anons ettikten sonra (bizler de birlikte) küçük bir kahtaha atıyorlar (bizler de birlikte) ve bir anons daha geliyor: Küçük Kadınlar (bizler de birlikte) Işık Yenersu, Ayla Algan. Nefeslerimizi tutup izliyoruz.
Artık radyo bizim. Listeler takip ediliyor. Müzik listeleri ezbere biliniyor. İtalyanca, İngilizce hepsi ezberleniyor. Adamo'lar, Peppino'lar Tom Jones, Engelbert Humperdinck, Beatles, Rolling Stones...ve daha bir çokları.
Sonra yeni keşfimiz. Nedim Erağan. Çarşamba ya da Perşembe gecesi FM de yayınlanıyor. Frank Sinatra, Nat King Cole, Elvis, Dean Martin hiç kaçırmadan izliyoruz.
Sene 1970, ablam, ateşli bir hastalık sonrasında pnömoni teşhisiyle Uludağ, Kirazlıyayla Sanatoryumuna tedaviye gidiyor. İlk ayrılığımız. Her akşam postaneden telefonla konuşuyoruz.
Karşılıklı birbirimizi eğlendirmeye, neşeli tavırlar sergilemeye çalışıyoruz. Bu arada her hafta Nedim Erağan' ı izliyoruz. Programda istekler yapılıyor. Bir hafta karar verip kızkardeşimle Frank Sinatra' dan Three Coins in the Fountain' i ablam için istiyoruz. Onun başucundaki radyosundan programı izlediğini biliyoruz. Program başlıyor. Nedim Erağan anonsuna başlıyor İstanbul'dan Asuman ve Rayegan kardeşler Uludağ Sanatoryumunda yatan ablaları için.... ooo bu ne güzel bir ruh birliği Uludağ Sanatoryumuntaki abla Armağan da İstanbuldaki kızkardeşleri için aynı şarkıyı istiyor. Frank Sinatra'dan Three Coins in....Şaşkınlıkla bibirimize bakıyoruz. Gözlerimizde yaşlarla...
Radyonun yaşamımızdaki yeri hiç küçümsenmeyecek kadar önemli öyle değil mi. İşin tuhafı ben de bu satırları bitirip şöyle yeniden tümüne bir göz atınca hayatımıza ne kadar çok bilgi,
keyif, renk, anlam kattığını, benim de, şimdi neredeyse tümüne yakınını kaybettiğim hayal gücümü nasıl zenginleştirdiğini hayretle anlıyorum.
Hep sevgiyle kalın...
Sevgili arkadaşım İzdüşümler 'in sitemkarane hatırlatması üzerine bu postu hazırladım.
Böylece, Paçoz'la ilgili olarak içine düştüğüm suçluluk duygusundan kurtulurum belki :)))
Önce hemen belirteyim. Makinem manuel. Paçoz kameradan hoşlanmıyor. Netlik metlik aramayın. Bunlar zor yakalanan pozlar. Ben ayarlarımı yapıp deklanşöre basana kadar Paçoz'un üzerime atlamaması lazım. Tabii bu arada arka plan ya da bir takım kurallar hak götüre. Bu tarihlerde kursa falan da gitmiş değilim.

Paçoz bir aylık ve bir yaşında. Puf aynı puf. Çok çabuk büyüdü gördüğünüz gibi.
Ama sonra da (şimdi dokuz civarı) hep aynı ebatta kaldı.

Şu şirinliği görüyor musunuz. Bu dönemde halı silmekten sağ bileğimde sinir sıkışması oluştu. Aylarca bileklik taktım.
Bu yaşında espriden anlıyor, karşılık verip beni güldürüyordu.

En sevdiği arkadaşları Esin ve Erberk'le son derece mutlu.
Bi de Asu gelip gelip şu flaşı yüzüne patlatmasa...
Şu ikilinin keyiflerini görüyor musunuz. Her ikisi de mutluluktan sızıp kalmışlar.
Bu arada bu iki kardeş bu sene üniversite sınavlarına girdiler.
Zaman ne çabuk geçiyor...
Bu resmi özellikle en sona bıraktım. Paçozun nadir net resimlerinden biri. Nasıl oldu ise bana bakmadığı bir anı yakalamış, ayarlarımı tamamlayabilmiş, basmışım deklanşörün gözüne.
Şu güzelliği görüyor musunuz ablalar abiler..
Herkese mutluluk diliyorum...
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...12 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
Paadişaanın üç kızı varmış. Bir gün onları yanına çağırmış. "Hadi bakiim cevap verin" demiş. "...
-
İlkbahara kızıyorsam eğer, nedeni, sabah horozlar ötmeden, daha gün ağarmadan kalleşçe odamıza sızıp seni benden çaldığı içindir. Babamızı d...
-
Son günlerde televizyonda izlediğim üç olay hem kızdırdı, hem şaşırttı beni. Üzerinde uzun uzun düşünerek içinden çıkamayacak hale gelince ...
-
Hayatımın en güzel yılları Sekiz dokuz ve on yaşlarımı dolu dolu, tastamam üç sene Adıyaman' da geçirdim. Çok güzel yıllardı, hatta raha...
-
Geçen yıl yayınladığım Geçmişten Kırıntılar isimli yazımın bir yerinde 14-15 yaşlarımdayken hissettiğim platonik bir duygudan bahsetmiş o y...
-
Hayatım taze iken bir çiçek gibi idi. Öyle bir çiçek ki, katmerliliğinden, bir veya iki yaprak düşse de bahar rüzgarı kapısına gelip dilendi...
-
Red Kit ve Düldül Red Kit ve atı nadir ele geçirdikleri bir dinlenme anındadırlar. "Dostum Düldül haydutlar bizi biraz rahat bıraksa. ...
-
Kadın emekçilerinin mücadelesi 1800 lü yıllarda ABD' de kadın tekstil işçileri tarafından başlatılmış. Çalışma şartlarını beğenmeyen v...
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren

















