And the Oscar goes to...  

Posted by Asuman Yelen in ,


Ramazan'ın bereketi bu ilk küçük sürprizi ile kendini göstermeye başladı bile. Dostluk ve paylaşımı simgeleyen şık bir ödül...

Sevgili arkadaşım Yaşamın Kıyısında 'ya bana bu ödülü layık gördüğü için teşekkür ederim. Ben de gereğini yerini getirerek kuralları aşağıya yazıyorum.

1- Sizi ödüllendirene teşekkür edin.
2- Sizi ödüllendirenin blog linkini yayınlayın.
3- Ödülün logosunu yayınlayın
4- 7 yaratıcı blogeri ödüllendirin.
5- Bu 7 bloğun linklerini yayınlayın.
6- Ödüllendirdiklerinizi bundan haberdar edin.
7- Kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın

Neredeyse arkadaşlarımın tümü benden önce bu ödüle sahip olduğundan, üç maddeyi yerine getiremiyorum. "Bloglarına iyi niyet ve sevgiyle paylaşmak istediklerini yazan herkese gitsin" diyerek yedinci maddenin gereğini yapmağa çalışalım...

1-Keyifli ve huzurluyken, beynim tembelleşir, öfkelenince algılarım açılır, kafam daha iyi çalışır. Kambiyoda çalıştığım için bankanın yolladığı 8 aylık ingilizce kursunda, derste fazla konuşamadığım İngiliz hocaya sinirlenince odasına girip en az onbeş dakika öfkeyle içimi döküp, kapıyı çarpıp çıktıktan sonra İngilizce konuştuğumu idrak etmiştim..

2-Mutfakta ve resim yaparken ortalığı çok dağıtırım. Aklıma estikçe resmin bir yerini daha oynadığım için evde, perde, cam, koltuk her yerde yağlıboya lekeleri vardır. Yemek yaparken de sağa sola pirinç, salça, un Allah ne verdiyse döker, sonunda bır de ortalık toplayıp temizlediğim için herkesten çok yorulurum. (Küçücükken babaannemin bana koyduğu isim: Orman Kibarı)

3-Yön kabiliyetim sıfır denilecek kadar azdır. Şu an sahip olduğum arkadaşlarımdan hiçbirinin evini bir defada bulamam. Telefonda kendi evimi tarif edemem. Otelde, motelde ilk bir kaç gün odamı arar dururum.

4-Duygusal olduğum için aniden öfkelenebilirim. Bunu da tabii en iyi yeğenlerim bilir. Güzel güzel konuşup sohbet ederken, bir söz, bir bakış, bir nüans beni şirin bir teyzeden (haladan yahut) bir süpürge cadısına dönüştürebilir.

5-Bilmediğim şeyi yemek istemem. Radikal değişiklikleri sevmem. En çok evimde huzurlu hissederim. Alışkanlıklarımı çok zor bırakırım. (İyi veya kötü olanları)

6-Sevdiğim, önem verdiğim insanlarla bir araya gelince, sohbet, muhabbet, incinip -incitmeden hiç bir şey kaçırmadan yolunda gitsin diye öyle özen gösterir, öyle dikkat kesilirim ki, görsel ayrıntılar arada kaçar gider. Siyahken kızıla dönmüş bir saçı, yeni bir giysiyi, markası, rengi değişmiş bir arabayı asla söylenmezse farketmem. Ben de böyle kırarım insanları.

7-En korktuğum şey, iyi niyetimden şüphe edilmesidir. Benim dışımda, benim haberim olmadan gelişen, bu yüzden düzeltme şansına sahip olamıyacağım bazı durumlar yüzünden, benimle ilgili şüpheye düşmeye amade dostların (!) bende uğrattığı hayal kırıklığı, yüreğimde derin yaralar açar, uykularımı kaçırır.

Oh yahu..İnsanın kendini anlatması ne kadar zevkli. Zaten böyle bir meylimiz varken, bir de bunu bizden istedilerse keyifler tavan yapıyor. Çok ayıp ama gerçek. :)))

Bu ödülü hazırlayanlara ve bana yollayan arkadaşıma, bana bu zevki yaşattığı için bir kere daha teşekkür ederim.

Hep sevgiyle kalın...

Ramazan 2009  

Posted by Asuman Yelen in ,

Amatör Çalışmalarım 2  

Posted by Asuman Yelen in ,

Still Life Çalışmalarım



Babamın fotoğraf Makinesi




Ağabeyimin akordeonu













































































Kollektif Histeri  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,




Artık bağırıyoruz. Birkaç yıldır sürekli bağırıyoruz. Büyük-küçük, çoluk-çocuk hep birlikte.

Tuhaflık bunun neresinde diyebilirsiniz. İnsanlar zaman zaman bağırırlar. Sinirlenince, canları yanınca, korkunca, ve çok sevinince seslerini yükseltirler. Kastettiğim, ani gelişen olaylarda, istem dışı olarak başlayan, bir türlü önleyemediğimiz desibel artışı değil. Bu son derece doğal, insani, affedilir bir şey.

Son zamanlarda çok tuhaf şeylere şahit oluyorum. Çocuklar, bir yerlerde üçer beşer toplanıyorlar, sabah erken, öğlen yemek vakti, akşam, durmadan bağırıyorlar. Duyduğum sesler, bildik değil, hani istop oynarken topu yukarı atar ve bağırırsınız: "Aaayyyşeeee…" Ya da "sooobeeee…" Değil. “Elim sendeeee…” Hiç değil. Veya, ‘at,’ ‘tut’, ‘vur’, ‘koş’ gibi sesler de gelmiyor sokaklardan eskisi gibi. Sadece çığlık. Açıyorlar ağızlarını sonuna kadar, basıyorlar çığlığı. Sırayla. Oyun bu, sadece masum bir oyun. Ne kadar zor alıştım meraklanmamaya. İlk duyduğumda, o camdan öbür cama koşardım, kim düştü, kim yaralandı ya da kim kaçırılıyor diye görebilmek için. Belki müdahale edebilmek için.

Vaktinizin hemen hepsi evde geçiyorsa, sabahları kaçınılmaz olarak bir kadın programına denk geliyorsunuz. Havalı sunucu salına salına stüdyoya giriyor ve maestro yapımcı (ya da görevli her kimse) işaretini çakıyor. Ne??? Haydiii, hep bir ağızdan ablalar teyzeler basıyorlar çığlığı. Ama ne çığlık. Yer gök inliyor. Bununla kalsa neyse. Sunucu ağzını açıyor, bir çığlık, ayağa kalkıyor, bir çığlık. Bu anlattığım, kumandayı bulup can havliyle başka kanala atlayana kadar geçen kısacık süreç içinde gördüklerim. Daha doğrusu duyduklarım.

Geçenlerde bir akşam, ailelerin yarıştığı, rastlarsam ve başka bir şey yoksa, bilgisayar başında arkam dönük dinlediğim bir program, benim iyiden iyiye sinirlenmeme, ve yine apar topar, bu sefer televizyonu hepten kapatmak üzere, kumandaya atlamama neden oldu. Sunucu (Meltem Cumbul) yarışmacı aileyi anons eder etmez, kadınlı erkekli hep aynı grup, sıtma görmemiş sesleriyle heeey diye bağırmaya başlıyor ki, hep birlikte bağırmanın (eğer bir nebzecik varsa) adabından, senfonisinden yoksun, adeta Fener, Real Madrid’e gol atmış gibi. Hayır onun bir anlamı var, içinde mutluluk, coşku var. Burada amatör, sıradan bir yarışmacı anons ediliyor, sanırsınız çağırılan Madonna. Sanki bir sınıf dolusu yuva çocuğunu (her şeye eeeevveeeettt diye bağıran), sihirli bir değnekle şeklen erginleştirip salona doldurmuşlar. Gerçekten tahammül edilir gibi değil.

Neler oluyor insanlarımıza dersiniz? Çocuklarımız, artık kendilerini ailelerine, ve dünyaya fark ettirebilmek için bu yolu mu kullanmak zorunda kalıyorlar!...

Ya büyükler, biz, bu kadar mı aciz , çaresiz kaldık sorunlar karşısında; bağırıp duruyoruz orada -burada, stadlar artık bu yüzden mi, kadın-erkek tıklım tıklım dolup taşıyor?...

“Bir of çeksem, karşıki dağlar yıkılır” türküsüne ne oldu? Kimsenin canı artık türkü bile söylemek istemiyor mu!...


Sevgiyle kalın…

Güzel Bir Reklam  

Posted by Asuman Yelen in , , , , , , ,


Televizyonda bu günlerde dönen bir reklam var:

Aylardan Ramazan.
Bir bebek, ailesinde şaşkınlıkla farkettiği olumlu değişiklikleri izliyor. Babasındaki dinginliği, abisindeki yardımseverliği, annesindeki misafirperverliği, sofralarındaki çeşitliliği, gelenlerdeki artışı, sözü-sohbeti velhasıl yuvasında aniden gelişen tüm bu olumlulukları mutlulukla izliyor ve sebebini bir türlü anlamadığı bu geçici değişikliğin , her çocuğun ihtiyaç duyduğu bu güzelliğin, tüm zamanlar boyunca ailesi ile birlikte olmasını tüm saflığı ve içtenliği ile istiyor ve sessizce haykırıyor:

KEŞKE HERKES HEP BU AY OLDUĞU GİBİ OLSA!...


(Bizler de tüm insanlık için aynen altını çiziyoruz.)

Teşekkürler Coca- Cola, bir kez daha...

Hep sevgiyle kalın...


Seyredilesi Şeyler  

Posted by Asuman Yelen in , ,



Ey Aşk Nerdesin

Şu an izliyordum o kadar hoşuma gitti ki, reklam arasında gidip bloguma yaziiym dostlar da seyretsin dedim. Beğenme nedenlerimi çabucak ve kısaca anlatıp diziyi seyretmeye devam edeyim. Oyuncular bomba. Konu ve tarz dersek içinde yaşadığımız ülke ve hatta dünyadan hiç de kopuk değil. Günlük yaşantımızda her zaman olan şeyler. Oyunculuklar abartısız. Ayrıntılara dikkat edilmiş. Hemen aklıma geliverenler. Umarım başladığı gibi devam eder. Umarım kaldırılmaz. "Ailece zevkle seyredilebilir." ( Son cümle, resmi aldığım TV sayfasındaki tanıtım yazısından aklımda kalmış)

Herkese iyi seyirler...


Benim Radyolarım  

Posted by Asuman Yelen in , , , , ,

Kımanı may havs ve Papalas Mambo

Henüz İstanbul'dayız. Resimdeki radyoyu da diğer eşyaları da hiç hatırlamıyorum. Ama en küçük teyzemin söylediği (uzun sarı saçlarını savura savura dans ederek) yukarıdaki şarkıları hatırlıyorum. Belki daha sonrasıdır. Müziklerini gayet net hatırladığım bu şarkıların çok ilerde Come-on a my house ve Papa loves mambo olduğunu öğrendiğimde çok gülmüştüm. Teyzem bizi sık sık ziyaret ettiğinden, bu şarkıları İstanbul' dan sonraki şehirlerden birinde duymuş olma ihtimalim çok daha fazla.

Müzeher- Ekrem - Nevzat Güyer

Yandaki resim İskenderun' dan. Yine değişik bir radyo arkamızda görülen. Bu dönemde ihtimal ki bol bol Türk Sanat Müziği izlendi. Saadettin Kaynak' lar, Yesari Asım' lar, Selahattin Pınar'lar. Çok iyi hatırladığım bir şey, annemle babam Ekrem- Nevzat Güyer kardeşler ve Ekrem' in eşi Müzeher Güyer'i çok severlerdi. Ben Ekrem Güyer' in sesini bilmem pek. Ama Müzeher Güyer, dinlediğim gelmiş geçmiş kadın seslerinin en güzelidir. Bir kaydını bulmak için dünyaları verirdim. Ekrem Güyer çok genç ölmüş. Müzehher duygu yüklü sesiyle :

"Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben
Her yerde sen her şeyde sen bilmem ki nasıl söylesem"

diye yanık yanık başlayınca, annem her seferinde ağlardı.
(bu şarkıyı eşi, Müzeher için bestelemiş ve yazmış.)

Tabii Muzaffer Sarısözen eşliğindeki Yurttan Sesler korosunun türküleri, Türk Musikisi fasılları benim yaş gurubumdaki her kesin yüreğine çakılmıştır.
Bu arada şunu da söylemeden geçemiyeceğim. Uzun yıllar devam eden bu koro faslı bana nedense yakılan banyo sobası, çamaşır kazanı, soda ve çivit, yanı sıra da yoğun bir sabun kokusu çağrıştırır :)) (Muhtemelen pazar günü yayınlanıyorlardı)

Ve Tangolar

Elli' lerin sonu altmış' ların başında radyolarda bol bol tangolar da çalınırdı. Fehmi Ege, Necdet Koyutürk, daha sonra Şecaattin Tanyerli. Çok daha eskiden gelip de annemin babamın bize öğrettikleri benim çok sevdiğim örneğin Suna:

"O akşam gözlerine bakarken, vuruldum sana belki çok erken
kalbime saplandı yeşil bakışın,taparım sana sarışın...."

Şimdilerde Sema "Efsane Hanımlar"da bu şarkıyı da koymuş CD. sine bu tangoyu ve "Cici Bey'i de birlikte şiddetle öneririm. Eskilerden bir başka tango da şöyle başlar..

"Çok uzakta bir ilkbahar gecesinde duygularım ellerine düştü yandı
Sevgimi buldum onun sesinde seninim dediği eşsiz zamandı..."

Annem Zehra Eren'i çok severdi. (miş) (Ben onu hatırlamıyorum. Ama hep söylerdi)

Babam da radyodan en çok Çigan müziklerini, Macar rapsodilerini dinlemeyi severdi. Müzik hızlandıkça öyle coşardı ki ritimle salladığı ayakları hızdan adeta görünmez olur, bu da biz çocukları çok güldürürdü. (Bizi güldürmek için abartırdı)

Pilli Sierra radyomuz
İlk pilli radyomuza Adıyaman' da sahip olduk.
Bundan sonraki yaşamımızda çok önemli bir yer kaplayan, uzun süre kullanacağımız radyomuza.
Yazın bahçemizde yemek yerken ve bütün pikniklerimizde, masalarımızda hep o vardı. Altmış İhtilalini, tüm mahkemeleri bu radyodan dinledik. Babam Kennedy' in ölümünü ülkemizde bir çok kişiden önce BBC İngilizce yayınında bu radyodan öğrendi, annemi uyandırıp söyledi. (22.11.63)
Ablam o gün bütün gün ağladı durdu.


Ve İstanbul


Pazar sabahı. Üç kız kardeş uykularımızdan heyecanla uyanıyor radyoyu (büyük yatakta üçümüz yatıyoruz) ortamıza alıyoruz. Heyecanla beklediğimiz sesler arka arkaya çınlıyor. Meg..Co..Beth..Amy... Herkes isimlerini böyle anons ettikten sonra (bizler de birlikte) küçük bir kahtaha atıyorlar (bizler de birlikte) ve bir anons daha geliyor: Küçük Kadınlar (bizler de birlikte) Işık Yenersu, Ayla Algan. Nefeslerimizi tutup izliyoruz.
Artık radyo bizim. Listeler takip ediliyor. Müzik listeleri ezbere biliniyor. İtalyanca, İngilizce hepsi ezberleniyor. Adamo'lar, Peppino'lar Tom Jones, Engelbert Humperdinck, Beatles, Rolling Stones...ve daha bir çokları.
Sonra yeni keşfimiz. Nedim Erağan. Çarşamba ya da Perşembe gecesi FM de yayınlanıyor. Frank Sinatra, Nat King Cole, Elvis, Dean Martin hiç kaçırmadan izliyoruz.

Sene 1970, ablam, ateşli bir hastalık sonrasında pnömoni teşhisiyle Uludağ, Kirazlıyayla Sanatoryumuna tedaviye gidiyor. İlk ayrılığımız. Her akşam postaneden telefonla konuşuyoruz.
Karşılıklı birbirimizi eğlendirmeye, neşeli tavırlar sergilemeye çalışıyoruz. Bu arada her hafta Nedim Erağan' ı izliyoruz. Programda istekler yapılıyor. Bir hafta karar verip kızkardeşimle Frank Sinatra' dan Three Coins in the Fountain' i ablam için istiyoruz. Onun başucundaki radyosundan programı izlediğini biliyoruz. Program başlıyor. Nedim Erağan anonsuna başlıyor İstanbul'dan Asuman ve Rayegan kardeşler Uludağ Sanatoryumunda yatan ablaları için.... ooo bu ne güzel bir ruh birliği Uludağ Sanatoryumuntaki abla Armağan da İstanbuldaki kızkardeşleri için aynı şarkıyı istiyor. Frank Sinatra'dan Three Coins in....Şaşkınlıkla bibirimize bakıyoruz. Gözlerimizde yaşlarla...

Radyonun yaşamımızdaki yeri hiç küçümsenmeyecek kadar önemli öyle değil mi. İşin tuhafı ben de bu satırları bitirip şöyle yeniden tümüne bir göz atınca hayatımıza ne kadar çok bilgi,
keyif, renk, anlam kattığını, benim de, şimdi neredeyse tümüne yakınını kaybettiğim hayal gücümü nasıl zenginleştirdiğini hayretle anlıyorum.

Hep sevgiyle kalın...

Benim Şirin Arkadaşım  

Posted by Asuman Yelen

Sevgili arkadaşım İzdüşümler 'in sitemkarane hatırlatması üzerine bu postu hazırladım.
Böylece, Paçoz'la ilgili olarak içine düştüğüm suçluluk duygusundan kurtulurum belki :)))


Önce hemen belirteyim. Makinem manuel. Paçoz kameradan hoşlanmıyor. Netlik metlik aramayın. Bunlar zor yakalanan pozlar. Ben ayarlarımı yapıp deklanşöre basana kadar Paçoz'un üzerime atlamaması lazım. Tabii bu arada arka plan ya da bir takım kurallar hak götüre. Bu tarihlerde kursa falan da gitmiş değilim.




Paçoz bir aylık ve bir yaşında. Puf aynı puf. Çok çabuk büyüdü gördüğünüz gibi.
Ama sonra da (şimdi dokuz civarı) hep aynı ebatta kaldı.











Şu şirinliği görüyor musunuz. Bu dönemde halı silmekten sağ bileğimde sinir sıkışması oluştu. Aylarca bileklik taktım.
Bu yaşında espriden anlıyor, karşılık verip beni güldürüyordu.









En sevdiği arkadaşları Esin ve Erberk'le son derece mutlu.
Bi de Asu gelip gelip şu flaşı yüzüne patlatmasa...







Şu ikilinin keyiflerini görüyor musunuz. Her ikisi de mutluluktan sızıp kalmışlar.
Bu arada bu iki kardeş bu sene üniversite sınavlarına girdiler.
Zaman ne çabuk geçiyor...






Bu resmi özellikle en sona bıraktım. Paçozun nadir net resimlerinden biri. Nasıl oldu ise bana bakmadığı bir anı yakalamış, ayarlarımı tamamlayabilmiş, basmışım deklanşörün gözüne.

Şu güzelliği görüyor musunuz ablalar abiler..

Herkese mutluluk diliyorum...

Blog Widget by LinkWithin