Ve Sonbahar Şimdi...  

Posted by Asuman Yelen in


Ruhum ve blogum ona kayıtsız kaldı diye Sonbahar konusunda suçluluk duyuyordum

günlerdir. Meğer yağmuru bekliyormuşum...

Dün gece bir çocukluk şarkısıyla başlamıştım yazıma. (Sonra boynum izin vermedi bitirmeme)


"Kurumuş dallar sarı yapraklar

Ağaçlara veda eder

Onları alır hırçın bir rüzgar

Uzaklara sürükler...


Kurumuş dallar sarı yapraklar

Ne acıklı bir nasibiniz var..."

....

Devamını getiremedim. Unutmuşum.


Bir de benim Fikret' imden bir giriş...



"HAZAN TEYZE

O her sabah uykusundan


Uyanırken mahmur mahmur,

Baygın gözlerinde ağlamaklı


Bir mahrumiyet okunur.


Has
ta, yazık, Hazan Teyze;

Hicran oldu hali bize!"

............



Sonra baba şairlerden örnekler, ki bu gün onları yazmamaya karar verdim, çoğunlukla veda,

ayrılık, hicran, hüsran, gözyaşı, ölüm vs...

Düşünüyorum da, asla bir anlam veremiyorum.


Tarafsız olarak, bu sonbahar düşkünlüğümün yaşamımın içinde bulunduğum dönemi ile

bir ilgisi var mı diye, düşünüyorum, hayır. O anlamda Kış' ın ortalarında bir yerlerde

olduğumun da bal gibi farkındayım üstelik. Yani, kaçıp sığınma, kalıp demir atma

durumları yok.

Gerilere doğru gidiyorum. Emeklilikte, çay, sabahlık, camda yağmur damlaları, geride

müzik durumları mı cazip, bu mudur diyorum. Bu da güzel tabii, ama değil.

Daha gerilere gidiyorum. Çalıştığım dönemlere. Ev ve iş çıkışlarında başımı kaldırıp, havayı

en çok zevkle içime çektiğim mevsim sonbahar. En rahat vasıta beklediğim, en keyifle

yürüdüğüm...Hafta sonları sinemalar, tiyatrolar. Dost toplantıları...

Daha geriye okul dönemine gidelim. Okulu sevdiğim zamanlarda, tembelleşip okulu

kırdığım zamanlarda... Hep sevdim. Trençkotuma, şemsiyeme düşen yağmur tıpırtılarına kulak

vermeyi, saçlarımın ıslanmasını, ıslak saçla eve döndüğümde annemin "bu ne hal böyle" diyerek

telaşlanmasını...

Çocukluğumda da en çok hatırladıklarım yağmurlu günlere dair. En özeller, en güzeller...



Sonbaharın, özellikle yağmurun benim tüm yaşamımda belirleyici, yaşadıklarımı ve

hissettiklerimi vurgulayan, garip bir gücü var. Oldu, oluyor ve eminim olacak...

Özellikle yağmur, tün yaşadıklarımın altını çiziyor, tüm düşündüklerimi anlamlı kılıyor,

tüm duygularımı sevincimi, hüznümü, umudumu, sevgimi doruklara taşıyor.


Beni bırakalım. Yapraklar kızarıp, sararıp dökülüyormuş muş. Sonra? Ne olmuş yani?

Önce bizim gözlerimizi sonra ressamların tuvalini şenlendiriyorlar.

Sonra, toprağa karbon ve azot olarak karışıp yeni bitkilere kim hayat veriyor?

Kıyılarda denizlere uçuşanlar deniz yaratıklarını beslemiyorlar mı?

Ve görüntüleriyle benim ruhumu...

Güneş eskisi gibi ısıtmıyormuş. Biz değil miydik "yetti bu güneş" diye feryad edenl. Akşam

olmasını bekleyerek eve kapanan. Benim gibi akşam çıkamayanlar için ne önerilir?


Sonbahar geldi uyuma ve kapanma mevsimidir diyorlar. Pöh.

Şimdi atacağız kendimizi dışarılara. Dostlarla buluşacağız. Dantel muhabbetler, entel

sohbetler yapacağız. En güzel sezon filmleri sizi bekliyor.

Ve en renkli fotoğraflar süsleyecek blogları şölen tadında...






Hep sevgiyle kalalım...

This entry was posted on 9.10.2011 at Pazar, Ekim 09, 2011 and is filed under . You can follow any responses to this entry through the comments feed .

8 yorum

1- geçmişe dönmeyeceksin tatlı huzurlu hatırlamalar dışında, gözün hep ileride olacak.
2- Sonbaharda birbirlerinin ekürisi oldukları için şaire, şiire,müziğe,aşka ve en önemlisi bezgin hatıralara hiç takılmayacaksın.
3- yağmur yağıyorsa ki bugün yağdığı gibi; hele bi de ben gibi burnun ıslanınca sinirden gözün dönebiliyorsa, aman diyim uzak duracaksın yağmurdan da yağmurun hatırlattıklarından da.
4- bi de böyle yazmayacaksın ki bu odun kadın ( wooden girls club kurucusu) duygusala bağlamasın kendini.

10 Ekim 2011 04:34

1-ileri mi? Hangi ileri :)2-şair şiir ve müziğin nesi kötü. Diğer kelime yabancı gelmedi kulağıma ama çıkaramadım tam olarak neydi. Anılar da üşüşünce başına ayıklayamazsın pirinç ayıklar gibi iyisini kötüsünü. Allahtan zaman istemediklerini unutturuyor. Beyin güzel olanları saklıyor.3-Sağlık konusuna gelince, terzi gibi kendi söküğünü dikemiyor, doktor gibi kendine hayrın omuyor demek. Senin uzak durman gereken yağmur değil.4- Bu alemde bu yazıyı okuyup duygusala bağlayan tek tanıdığım olarak derhal o klübe kepenk vur.
Şirin kelebekler klübüne ne dersin;))

10 Ekim 2011 06:04

Şirin kelebekler klübüne ben de girebilir miyim :))

mevsim dönüşümleri biraz öyle eklemlerde kendisini hatırlatsa da!..sonbaharda camın arkasında olmaktansa karışmak doğaya, çok daha anlamlı bence de..sonra insanın kendisini dinleyecek zamanı da olmuyor böylece...kanımca:)

doğaya atarda insan kendini! nasıl dile gelmez nasıl tutabilir ki!..sevdikçe sevesi gelir gördüğü her şeyi:)) hele ki varsa içinde esamesi!..şairde olur, ozan da, ressam da...bundan daha ala halet-i ruh mu ola!..:)

iyi gelir sonbahar insana...sevgilerimle..

11 Ekim 2011 12:35

Doğayı bu alemde sizin kadar kim bilebilir ki Esmir. Gezilerinizi, o şahane fotoğrafları, arkasındaki müzik ve altındaki şiirsel, duygusal, insani ve de bilimsel açıklamalarla birlikte tüm o güzellikleri zevkle izliyorum.
Naçizane bir küçük yargı koyabilirim o da doğayla böylesine içli dışlı olup da Sonmaharı sevmemek imkansız.

Sevgiyle kalın...

11 Ekim 2011 13:12

Sevmiyoruzzz,şemsiye unutulunca burun ıslanıyor, kedi kılıklı kadın birden pantere dönüşüyor.

Allam o yıllar önceki hatalı burun ameliyatımı yapan doktoru ben öldüremedim sen hallet noolur.

12 Ekim 2011 03:32

Bak burnunu merak ettim şimdi.
Sence o doktoru affetmenin zamanı gelmedi mi :)) Şaka kızma.
SEVMİYORUM BU TAFRALI HALLERİNİ...

12 Ekim 2011 05:33

Asummmm,ben geldim..kapıyı aç....

14 Ekim 2011 12:18

Canım, hoş geldin. Zamanlaman harika doğrusu. Kapım sana her daim açıktır.

14 Ekim 2011 14:01

Yorum Gönder

Blog Widget by LinkWithin