Bir Telefon Konuşması  

Posted by Asuman Yelen






"Alooo? Can, nasılsın?

"İyiyim Asu' cum, yorgunum. Bütün gün koşturdum durdum. "

Aç mısın, birşeyler yedin mi, öksürüğün geçti mi sorularına

kısa ve çabukça verilen yanıtlardan sonra...

"Yarın Koray gitmeden burada bi toplanalım, azalım diyorum.

Güzel yemekler yapıcam. Mutlaka bekliyorum. Malum Cumartesi günü

bekarlığa veda ediyor. Erdem de gelecek. "

"Hmm...Peki sen nereye gideceksin?"

"Ben niye gidiiyym ki, gecenin bi vakti?"

"Eee, bekârlığa veda partisi diyosun. Senin ne işin var?"

"N'olmuş, ben de bekâr diil miyim şunun şurasında?"

Kıkırdamalardan sonra, "seni manzarada bir yere oturtamıyorum.

Böyle bekârlığa veda partisi olmaz. Bunun adı akraba  toplantısı.

Hani pasta, hani kız?"

Ve işte o talihsiz an. O iç bayan espri.

"Pastanın içinden ben çıkarım olmazsa..."

Ve anında cevap...Tabii kahkahalar arasında...

"Yazık Asu' cum, Etiyopya' da binlerce aç çocığu doyurmak varken

o kadar büyük bir pastaya un-şeker-yağ yumurta vs.ziyan edilir mi?"

"Yürü git !...."

 Ve küüt... (Telefon kapatma sesi hani düşüp bayıldığım valan zannedilmeye.))


Not: Cumartesiye kadar (tıpkı son 20 gündür olduğu gibi) bana dur-durak yok.

Boru değil, en büyük oğlumu baş-göz ediyorum.

Önümüzdeki hafta görüşmek üzere...

Bu arada İstanbul' da Saphire kulesi neyse grafiklerde tıklanma yüzdem

o boyutta. İlginin böylesi gözlerimi yaşartıyor doğrusu. Defalarca, defalarca

uğrayan tüm dostlara sonsuz teşekkürler.

Sevgiyle kalın...






Ve yine Chopin  

Posted by Asuman Yelen


Noktürn  

Posted by Asuman Yelen


Noktürn  

Posted by Asuman Yelen


Yüksek Yüksek Tepelere...  

Posted by Asuman Yelen






Çok hoş bir mekânda keyif, dostluk ve coşku dolu çok hoş bir gece yaşadık.

 Kusursuz bir organizasyon ve sıcacık bir ortam. Daha ne istenir ki...

Ayrılırken, herkesin yüzü gülüyordu...


 Resimler yine cep-foto.

Hep böyle zamanlarda benim fotoğraf makinem  virüs sorunu çıkarır nedense. Eminim elime

 daha iyileri ulaşacaktır bir şekilde.

Darısı düğüne diyelim...

Mini Sohbet  

Posted by Asuman Yelen





Kardeşlerin en hamaratı biraz önce (bugün kahvemizi biraz geç içtik)
cezveyi gürültülü bir şekilde karıştırırken, "yine Elif Hanım' ı yazmışsın? "
dedi.
"Sence bi sakıncası mı var?"
"Yooo, öylesine sordum."

Kahvelerimizi yudumlarken, " şimdi anneannem hayatta olsaydı, okuma
yazma bilseydi, sen de ona deseydin ki  'anneanne, okudun mu yine Elif' i
yazdım' diye, sana ne cevap verirdi?" diye sordu muzipçe. "Bilmem?"
"Gaç guzzum, baana nee Elif Hanımdan, beeen de olmuşum bi Elif Hanım,
derdim mi yok?" dermiş.

Evet biraz düşünseydim bilirdim. Tam da öyle derdi.

İstanbul' a dönüş yaparken o acılı ve korkulu günlerde, tek tesellimiz
sobanın yanında otaracak bir tatlı anneanne figürünün hayaliydi. Hep
renkli resimli masal kitaplarındaki gibi. Bi de kedi alırdık belki...
Ama nurlar içinde yatsın, yalnız yaşamaya alışmış, 80 lerinde, diz ağrılarıyla
kıvranan bastonlu iki büklüm anneannemle iletişim sağlayabilmek için
çok acemiydik. "Annanne bak, Brigit Bardot (hayat mecmuası' ndan bi
resim gösteriliyor) ne hoş kadın dii mi?" Cevap belliydi:  "Git işine guzzum benim
gözüm görür mü ki, been olmuşum bi birgit neyin nesiyse."

Onuu yazmayı, kendisiyle en iyi anlaşabilen Rayuş' a bırakıyorum.

 Bugün bizden rahmet istemiş:)

Hep Böyle...Lütfen...  

Posted by Asuman Yelen

Biraz üzüldüm bu sabah...

Uzun zamandır alış-veriş ettiğim, çok da sevip takdir ettiğim bir hanımefendi, haftalık
mailinde annesinden bahsetmiş. İsmini görünce hemen hatırladım. Benim mezun
olduğum liseden, çok iyi hatırladığım bir yüz. Çok heyecanlandım. Hemen dolapları
karıştırıp okul yıllığını çıkardım. Yoğun bir duygusallık içinde okulun loş koridorlarında
dolaştım. Tek tek hocaları, arkadaşları inceledim, hatırladım. Sınavları, sevinçleri
korkuları öfkeleri yeniden yaşadım. Nostaljinin dibini sıyırdım.
Alışveriş listemi hazırladıktan sonra en alta küçük bir not düştüm. Annesini hemen
hatırladığımı, aynı okuldan mezun olduğumu anlattıktan sonra hocamıza (biz öyle derdik)
hürmetlerimi iletmesini rica ettim.
Biraz önce gelen mail rutin cevaplardan biriydi.
"Siparişiniz alınmıştır, kargonuz şu tarihte size ulaşacaktır, teşekkürler..."
Bu gün buna alışmış olmam gerekirken, niçin bu kadar  kötü hissettiğimi inanın ben
de bilmiyorum.

Bu satırları gece tekrar okurken, bilmem neden, bir blogger dostun çok eskilerde
blogunda yayınladığı uzun bir şiirin beni etkilediğini hatırladığım son bir kaç dizesi geldi
aklıma. Biraz dolaştım, buldum ve buraya ekliyorum.( Saat. 00.05 ve nevrotik bendeniz
hala duygusdal şiirler arayıp ilaveler yapmaya çalışıyorum:))

..........
Yine de sözcüklere dikkat etmeye ve
kibar olmaya çalışıyorum.
Sözcüklere ve yumurtalara özenle dokunmalı.
Bir kez kırıldılar mı olanaksızdır onarılmaları.


Tanıdığım bir aile var. Anne tek başına büyük bir evde oturuyor. Hayli de yaşlı. Bütün
evlatları benden büyük. Her biri bir yere dağılmış. Farklı muhitler, şehirler ve hatta
ülkelere. Çok sevdikleri, yerlere göklere sığdıramadıkları bir yeğenleri evleniyor
ve hepsi birbirleri ile (saçma sapan bahanelerle) kavgalı oldukları için hiçbiri
düğüne katılamıyorlar. Ama  tuhaf bir biçimde bayramlarda bol etli bamyalı, bol
kepçe pilavlı, su börekli ve baklavalı sofranın etrafında buluşup gösteremelik
saygı ve sevgilerini yerine getiriyorlar, üzerine de bol demli çaylarını içip el öpüp
ayrılıyor ve kavgalarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.

İşte şimdi de bir düğün aklıma geldi. Aslında hep aklımın bir köşesinde böyle
sık sık hatırlayıp burkulduğum bir düğün töreni. 3-4 yaşlarından beri tanıdığım,
çok sevdiğim, çok emek verdiğim bir kardeşimin düğünü. Son anda rahatsızlanan
kardeşim, eşi ve oğlu katılamadığı ve LCV davetiyeye de cevap verilemediği için
tek başına katılan ben, düğün sonuna kadar şarabımı yalnız yudumlayıp yemeğimi
ve pastamı koca masada tek başıma yiyerek adeta cezalandırılmıştım.

Asla ümitsiz değilim ama. En güzeli sona sakladım.

Gözümün önünde yeşeren, yaşanan,
sıcaklığı bizi de sarıp sarmalayan, her türlü olumsuzluğa karşı koyabilecek
güçte, baltasız sapsız, ince hesapsız, dipdiri, sapasağlam bir sevgi içimizi
ısıtıyor, yaşamımızı çekilir kılıyor. Bir yerlerden de huzurla izleniyor eminim.

Allah sizleri nazarlardan saklasın çocuklar. Siz bizbirinizi böyle hep sevin ki,
dünya güzelleşsin, sevgisizliğin karanlığı dağılsın.
Neslinizle, çocuklarınızla şenlensin, umutlansın, aydınlansın dünya...

Yeşil Satırlar ve yine Elif Hanım  

Posted by Asuman Yelen



 Kartlar bayramdan sonra da posta kutumu şenlendirmeye devam ediyor.

Okuduklarım, Dinlediklerim-İzlediklerim

Dolu Dolu Mutfak

Sabunlarım ( hemi tatlı, hemi kokulu, çok hoştu. Ne incelik! )

Çok çok teşekkürler. Elleriniz dert, yürekleriniz tasa görmesin...


Elif Hanım beni mestetmeye devam ediyor.

Akşam hava kararana kadar bizimle birlikteydi.

Cıvıl cıvıl, tane tane, dolu dolu, teatral bir tavırla uzun uzun anlattı da anlattı.

Teatral dediğime bakmayın. Doğallığın doruğundaydı yine ve saflığın.

Sadece elleri, kolları çok hareketliydi ve daha yüksek tonda konuşuyordu.

Ama bana göre yine şakıyor, çınlıyor ve cıvıldıyordu.

Sinop' u anlattı. Babası oralıymış. Annesi de Şile' liymiş.

Dört tane kuzeni varmış. Hepsi de öz be öz amca çocuklarıynış.

Yeğenleri de varmış ama kuzenler bi başkaymış.

Birbirlerini çok sever ve bir arada çok eğlenirlermiş.

Şile' de Lisa isminde bir köpeği varmış.

Lisa yanında bir köpek havladığı zaman asla ne bir havv ne bir tıss ne bir

pıss dermiş. İki ayağının üstünde durduğu zaman (sanırım babasının boynuna

atladığı zaman) boyu babası kadarmış.

Artık saçları sapsarı değil. Biraz kumrala dönmüş. Kâhküllerini sordum.

Yanındaki arkadaşına  " işte bak sana söylemiştim, ben küçükken saçlarım

saapsarıydı ve çok hoş kâhküllerim vardı" derken çok heyecanlıydı.

Arada bir, bizim tatlı sohbetimizi fırsat bilip çimenlere yayılan Paçoz' u

okşayıp tatlı tatlı sevgi sözcükleri mırıldanıyordu.

Mavi gözleri yine ışıl ışıl, sevecen ve heyecanla bakıyordu, herşeye, herkese.

Ve hep gülüyordu.

Annesi biraz uzakta dostlarıyla oturduğu yerden bizi izliyordu.

O yüzden, çekindim, defalarca yapmak istediğim şeyi bir kez bile yapamadım.

İlk gördüğüm gün beni fetheden, her gördüğümde daha çok sevdiğim

bu şirin meleğe sımsıkı sarılıp, pembe yanaklarından öpemedim.

Bahtın da kalbin kadar temiz olsun Elif Hanım.

Hiç canın yanmasın.

Hep mutlu ol...





Blog Widget by LinkWithin