Bir Yıl Daha  

Posted by Asuman Yelen

 



 
Seni buralarda gezdirmek isterdim.
 
Sevgini ve sağlam dostluğunu özlüyorum. Hep de özleyeceğim.

Ekim' den Kareler ve Son Gece  

Posted by Asuman Yelen

İyisiyle, kötüsüyle, güzeliyle çirkiniyle bir yazı daha devirdik.
 
Bekle beni İstanbul.
 
Sıra sende.
 
Biraz da orada sevinip orada üzüleyim.
 
 
 
 
 









Kuzucuk  

Posted by Asuman Yelen




Can, 3-4 yaşlarındaydı.

İş dönüşü, içinden uykular akan gözlerimi baş parmağı ve badem parmağı ile zorla

açıp "halaa  konuuuş, hadii anlaaat " diye yalvardığı , onun Dempsey  benim Makepeace

olup ya da, onun doktor veya ambulans şoförü benim ağır yaralı olup koşturduğumuz

 o hoş oyunlar zamanında idik.

Annemin çocukluğundan kalma bu şarkıyı  söylememi sık sık isterdi.

Mimiklerle ve çocuksu bir sesle başlardım ben de. Keyifle izlerdi her hareketimi.

Son iki dizesine kadar.

Acımasızca (nedense) abartılı acıklı bir tavırla ve uzatarak okuduğum o iki

dizede göz yaşları pıtır pıtır dökülmeye başlardı.

Allah beni affetsin :(


 
Bir kuzu aldım ben bu yaz hah hah hah hah haaa.
 
Tüyleri gayet bembeyaz hah hah hah hah ha.
 
Gözleri kara kara hah hah hah hah haaa.
 
Maskara mı maskara hah hah hah hah ha.
 
 
 
Dedim gel kuzucuğum hah hah hah hah haaa
 
Benim minik çocuğum hah hah hah hah ha.
 
Gönlündeki derdi at hah hah hah hah haaa.
 
Senin annen tabiat hah hah hah hah ha.
 
 
 
Şimdi hakkındır oyun hah hah hah hah haaa.
 
Yarın olunca koyun hah hah hah hah ha.
 
Gööötüüürüp kaabaa saabaa ha ha ha ha haaa
 
Saaatarlar bir kaaasaabaa hah ha ha ha ha..





Düet  

Posted by Asuman Yelen


























Hadi son bir kez diyoruz fısıldaşarak. Olabildiğince yavaş sonuncu kez tekrarlıyoruz günlerdir

yaptığımız şeyi.

Birlikte başlıyoruz.

Do -re -mi - fa- soooooooool...... Ben sol notasında kalıp sesi zihnimde ve kulağımda tutmaya

çalışırken sen devam ediyorsun  la - siiiiiiii.....

Birazdan perde açılacak ve ben sol sen si sesiyle düetimize başlayacağız.


Bir sabah odama dolan ışıkla

En sıcak en taze iştiyakla gel gel.

Alnında beliren ilk kırışıkla

Derdimi silecek bir dudakla gel gel.


Bekleme baharı güneşten erken

Göğsüne takılı bir leylakla gel gel

Başında güneşin huzmelerinden

Karanfil kokulu bir duvakla gel gel.


Çok alkış alıyoruz. Müzik hocamız Fehime Ünlü beste ve güftesi kendisine ait bu

şarkıyı bozmadan seslendirdiğimiz için sevinçli. Sahne gerisinde bizi kutluyor.

Sahnede davul zurna eşliğinde Fatih Kız Lisesi' nin muhteşem folklor gösterisi devam

ediyor. Büyük heyecanımız kocaman bir mutlulukla yer değiştiriyor.


Bu gün seni düşünürken ve birlikte yaptığımız bir çok şeyi beynimde yaşatırken

bu anıyı buraya sabitlemek istedim. Dönüp okumak hoşuma gidiyor çünkü.


Canım benim. Yalnız şarkı söylemek pek de zevkli değil biliyor musun.

Bir de, burada yakalayabildiğim huzurla daldığım uykuların rüyalarında hemen

her gece sen varsın haberin olsun.


Ve bir kez daha doğum günün kutlu olsun.


 Eminim, gerçek huzur senin bulunduğun yerde.










Sessiz Senfoni  

Posted by Asuman Yelen

 
Dört yabancı el ve dört yorgun omuz bu kez de seni
 
taşıdı, bilmediğimiz (artık senin bildiğin)
 
uzak yollara..
 
Huzur içinde yat  gençliğimin büyük şairi.
 
 
 
 

 
SESSİZ SENFONİ
 
 
Ellerin vardı, sıcak ve masum.
Ellerin, hayal gibi, düş gibi...
O zaman talihime yardı ellerin.
Beyaz bir gecede, iki kuş gibi,
Omzuma nasıl da konardı ellerin?..


Hangi rüzgarlarda şimdi kim bilir?
O değirmen altı, o zümrüt koru,
İlk dörtlü yoncayı bulduğumuz yer,
Ya o çapkın çapkın kestanecikler!...
Hani bir yerleri çimdiklenir hafifçe,
Kanardı ellerin!
Mendilimi sarardım üstüne,
Avcumda sahici bir hasta gibi
İncecik incecik yanardı ellerin!

Bazan kızar hırçınlaşırdı birden;
Ruhumu kaldırır, kaldırır boşlukta,
Oysa bilmez miyim atamazdı!
Geceler sonsuzdu, geceler derin;
Bir şeyler düşünür anlatamazdı
Kahrından kaskatı donardı ellerin!

İnsan, soyununca hissediyor,
Gittikçe katılaştığını yerin!..
Tanıdık bir film geçiyordu gözlerimden,
Gel gör ki, en güzel yerinde,
Ansızın kopardı ellerin!

Sonra, dört yabancı el,
Dört yorgun omuz,
Mezat kapısında bir kuşluk vakti,
Çekince ipini mesafelerin;
Ayak uçlarıma yığıldı sonsuz!..
Bir tünel gerindi sefil, kapkara!
Bir yokluk hıçkıra hıçkıra güldü!
Büyüdü göz çukurları kırık heykellerin!
Böyle bilmediğim uzak yollara,
Beni bırakmasa ne vardı ellerin!

Romanımız, ne kadar güzel başlamıştı,
Ve işte böyle sonu!..
Şimdi, ışıklar sığ,
Gölgeler derin...
Mor sarmaşıklarla örtük balkonu,
Kafur kokusundan, od ağacından,
Dört arşın geceye sardı ellerin…


Bekir Sıtkı ERDOĞAN

Kol Kola  

Posted by Asuman Yelen




İyi ki iki kez sınıfta kalmışım lise ikide. Kalmışım da bir sene de evde oturmuşum.


Bakkal dümbüllüye her gidişimde pijamasıyla damlayan çocuğu sana camdan

göstermişim de tülün arkasından kıkırdaşmışız.

Kol kola hısım akraba gezmiş, İçli köfte, Arabaşı Çorbası, Batırık yemişiz.

Hani bir uzak akraban vardı. İstanbul' a gelin gelmişti. Burada kimsesi yoktu.

sık sık ona giderdik. Nasıl sevinirdi. Kapıyı açar bizi oturtur ilk iş bulguru

ıslardı. Sevmediğim batırığı sevdirmişti bana. Kocası teğmendi.

Ne güzel bir çifttiler. Saf, temiz, saygılı. Delikanlı insanı hayrete düşürecek

kadar çocuksu biriydi. Bir gün karısına "yarın tatil, dışarı çıkarken ateş çıkaran

kazağımı giymek istiyorum" demişti de ben anlamamış, tam, "o ne ki" diye soracakken

senin bir işaretinle susmuştum. Sonra evde izah etmiştin yün kazakların giyinip

soyunurken zaman zaman elektriklenip çatırdadığını.

Kuaföre ilk seninle gittim. Çok sıkılıp utanmıştım.

Eyüp' e, Emine Teyzeye giderdik ikimiz. Diğerlerinin kimi okulda, kimi

işteydi.

Bir de Lütfiyanım teyze vardı şişman. İki katlı tertemizdi evi.

Kızlarından şikayetçiydi. Kızlarının isimleri Şan ve Şen di.


Bana hiç sitem etmedin. Ceza vermeye kalkmadın. 

Çocuklarının en çalışkanıydım oysa. Anladın herhalde bana olanı.

Anladın ve anlayış gösterdin.


Birlikteliğimizin tadını çıkardık.


Bugünlerde, sessiz, sakin balkonumda oturup tatlı tatlı bunları geçirdim

aklımdan. Karşımda Kaz Dağlarının başı hep dumanlıydı bu aralar.

Dağlar...

Düşündüm de aslında yeni yeni fark ettiğim ne kadar çok ortak yanım varmış seninle.

İçinden dağ geçen tüm şarkıları ben de çok seviyorum.

Tüm sevgileri ayrılıkla birlikte yaşadığım için olsa gerek...

"Yol verin geçeyim dumanlı dağlar. Dağların ardında nazlı yar ağlar"

Yanık yanık, sesin titreyerek eşlik ederdin. Anneni kardeşlerini özlerdin

tabii. Hep uzaklardaydın onlardan.


Ben de senin gibi ev işlerinde telaşlı ve eli ayağına dolaşan bir tipim.

Çok titiz değilim. Fasulyeyi ince birer şerit haline getirmem. Sadece ortasından

keserim. Poğaçalarım, köftelerim, mantılarım büyüktür. Soğanı yakar, pilavı

ya diri ya lapa pişiririm. Ölçü kullanmam.

Toz bezi elimde her an dolaşmam. Halı malı silmem. Silkelemem. Her sene

badana yaptırmam. Küllükleri dolana kadar boşaltmam.

Çamaşırları gelişi güzel asarım.


İlk tanışmalarda çekingenim.

Dostlarımı güldürürüm.

Sevdiklerimle ilişkilerimde naif ve kırılganım. Tıpkı senin gibi.

Hani ilk evlendiğinizde babam sana " sen ne şirin bir mahluksun" demiş de

"bana mahluk dedin" diye saatlerce surat asmışsın. Babam mahluk kelimesinin

anlamımı açıklayıp seni ikna etmiş.

Ve çok zor zamanlarda kaya gibi sağlamız. Mücadeleciyiz. Hepimiz.


45 yıl sonra, Kaz Dağları' na karşı oturup bunları düşündüm.

Aynen böyle düşündüm ve düşündüğüm sırayla ya da dağınıklıkla yazdım.

Toparlamadan, yazım kuralı zaman uyumu filan gözetmeden,

gelişine yazdım.


O özel bir seneyi... İyi ki yaşamışız.

Kol kola gezmiş, baş başa oturmuşuz.

Anne-kız...İki arkadaş gibi...

Hepsi bu kadarmış zaten. Zaman kalmamışmış.

Huzur içinde uyu kısa yol arkadaşım. Annem...











Mayıs 2014 İtibariyle Bahçemizde Bahar  

Posted by Asuman Yelen

Cumartesi, pazar alışverişi dönüşü tam eve girecekken

ani bir kararla pazar çantamı bir kanara bırakıp,  cep-fotoyla

görüntülediğim güzellikler.

Çiçekler sorun çıkarmadan beklediler. Kedilerden her biri

bir yere kaçtı. Bebecik habersizdi. Ablalar poz verdiler


Çiçeklerimiz...



































Kedilerimiz...














































En yeni bebemiz ve çocuklarımız...




























































Ve evimden iki güzellik...
























Melek Hüdai  

Posted by Asuman Yelen





Kandilimi kutlamaya gelmiş.

Bir de Pupa' yı görmeğe...

Karşı apartmanda oturuyor. Mahallenin melek- çocuklarından biri.

Kelimenin her iki anlamıyla melek-çocuk.

Biraz zor konuşuyor. Biraz da geç algılıyor. Ama biraz.

Tanıdığımda yeni yürüyordu. Şimdi yedinci sınıftaymış.

Yaşıtlarına göre biraz ufak yapıda.Zekada zorlanıyor.

Ama duyguları yerli yerinde ve mangal gibi bir yüreği var.

Koşup poşetlerimi elimden alıp taşır, annesi markete gönderdiyse

bana da bir şey lazım mı diye sorar.

Paçoz' umla birlikte büyüdüler.Yolumuzu gözler, görür görmez

yanımıza koşar, sürekli hafif ıslak ağzıyla Paçoz' un başını

ensesini öperdi.

Paçoz gittikten sonra, tek başına ve takım elbisesiyle gelip

baş sağlığı diledi. Her bayram uğradı.

Bu gün de kandil ziyareti için geldi.

Biraz sohbet ettik. Dersleri yine kötüymüş. Hiç şaşırmadım.

Sonra buna can attığını anladığım için Paçoz konusunu açtım.

Gözleri parladı. Özlemiş çok. "Ben de özlüyorum" dedim. Kapıyı

çaldığında, bayram kitabını almaya geldiğinde olduğu gibi

Paçoz' un yaygara koparmasını istemiş. Beklemiş.

Hiç beklemediğim bir anda ve tavırla " ölüm hep var" dedi.

" Bu yıl dedem öldü benim de.  Çok komik bir adamdı. Bizi hep

güldürürdü." Bir komik anısını anlattı.

O konuşurken  uzaktan onu izleyen Pupa yavaş yavaş yaklaşmış

ayaklarını koklamaya başlamıştı. Sonra birden kucağına atladı.


Onların keyifle oynayışlarını izlerken Hüdai' nin Paçoz' la çimenlerin

üzerinde alt alta üst üste oynayışlarını hatırladım.

Ben bu çocuğu hayatımın kapattığım bir defterinde hapsetmişken,

o güleç yüzüyle açtığım yeni deftere hoplayıvermişti :)

Ne de iyi etmişti ...










Blog Widget by LinkWithin