Bir ölümün ardından...  

Posted by Asuman Yelen in , , ,

Gençliğimizin yaşlı aktristi incecik kaşlı sivri dilli Bette Davis ezeli rakibi ve düşmanı Joan

Crawford 1977 de öldüğü zaman gazetecilerin "Joan Crawford öldü ne diyeceksiniz" sorusuna

"iyi" diye cevap vermiş. Sonra da zekice ilave etmiş. Ölünün arkasından "kötü " (şeyler)

söylenmez.


Latife Hanım, çok sevdiği bir dostunun ölümü üzerine yazdığı mektupta duygularını şöyle dile

getiriyor:

"Biz ölüyü, bütün davalarından, bütün ihtiyaçlarından, bütün menfaatlerinden, bütün

iddialarından, ihtiraslarından, arzularından, istifa etmiş bir insan olduğu için severiz; dirisine

düşman olduğumuz bir insanın bile ölüşüne yanışımız bundandır." (İpek Çalışlar-Latife Hanım)


Biraz önce bir arkadaşımla yaptığımız telefon görüşmesi esnasında Defne Joy' un ani ölümünün

ardından hissettiğimiz masum pişmanlığı dile getirdik. Günlük hayatın sıradanlığı içinde az atıp

tutmamıştık ardından. Ben en çok da çok sevdiğim Gene Kelly' in uzun boylu versiyonu Derya

Büyükuncu elendiği zaman kızmıştım. Yazmıştım da. Cenazesini gözyaşlarıyla izledikten sonra ilk

işim o yazıyı silmek oldu.


Çok şey yazıldı gazetelerde. Herkes, üzüntüsünü dile getirdi. İçlerinden bir tanesi, Ahmet Hakan'

ın yorumu bana, duygularıma çok yakın geldi.

"ÖLÜM geldi. Apansız ve beklenmedik bir şekilde... Çok kaba ve intizamsız bir şekilde... Ölüm

geldi. Ve "şov" bitti. Artık laf sokmak, incitmek, sempatik ya da antipatik bulmak, söz oyunu

yapmak, alay etmek, kafa bulmak "küt" diye devre dışıdır.

Şu tatsız rastlantıya bakın: Bir deyip bin güldüğü için... Dans yarışmasındaki yüksek enerjisini

fazla göze soktuğu için... Daha dün hakkında "antipatik" diye yargıda bulunduğum o tuhaf soyadlı

kız, "pat" diye ölüverdi. Oysa o yüksek yaşam enerjisi, o bir deyip bin gülme hali ve o hayata

tutunma azmi ile ölüm arasında zerre kadar irtibat kurulamazdı. Ben de kurmadım. Her şey o

kadar normaldi ki... Bir "şov yıldızı" ile kafa bulmanın meşruluğuna sığınarak ben de kaygısızca

hafiften kafa buldum. Ama "ölüm" ertesi gün geldi ve hem pişman etti, hem de utandırdı beni.

Ne yapılır bu durumda? "Aslında çok sempatik bir kızdı" diye yazarak pişkinliğe mi vurulur?

Sessizce ölüm fırtınasının yol açtığı dalganın geçmesi mi beklenir? Anlamsızca günah mı çıkarılır?

"Dün antipatik diyordun, bugün kızcağız öldü. Acaba şimdi ne diyeceksin?" diye soran şapşallarla

kalem kavgası mı yapılır? Açık söyleyeyim: Hiçbirini yapmak istemiyorum. Hiçbirini yapmak

içimden gelmiyor. Çünkü... Ben de herkes gibi ölümün her şeyi ama her şeyi tersyüz eden

gerçekliğiyle karşı karşıyayım. O kadar ki... Taktik peşinde koşmak, strateji izlemek, durumu

kurtarma çabası içine girmek, çıkış yolu aramak bile fazlasıyla zevzekçe geliyor bana...

Zevzeklik yapmak istemiyorum. "Tatsız tesadüf" falan diyerek babacanlık yapmaya kalkışmak

da istemiyorum. Sadece ve sadece... Yalın, içten, hesapsız bir şekilde üzülmek istiyorum."

This entry was posted on 4.02.2011 at Cuma, Şubat 04, 2011 and is filed under , , , . You can follow any responses to this entry through the comments feed .

12 yorum

Ölünün arkasından konuşulmaz, helalik dilemen lazım gelir ama ölmüştür nası yapıcan dimi ama? Denilecek çok söz varda dallandırıp budaklandıranlar düşünsün...

4 Şubat 2011 17:04

Defne o kadar hayat doluyduki o yüzden ölümü hiç yakıştıramadık O'na ve bu kadar büyük bir şok yaşadık... Evet Ahmet Hakan gerçektende yazılabilecek en iyi yazıyı yzmış.

4 Şubat 2011 19:24

Allah mekanını cennet etsin.Çok acı:(

4 Şubat 2011 19:30

Yazının başından sonuna kadar ne kadar haklı ve ne kadar yerinde bir yazı olmuş diye düşündüm.
En doğrusu da kabullenmek ve üzülmek galiba.

5 Şubat 2011 11:33

Ben de yanarım yanarım, Defne'nin gençliğine yanarım.
Sevgiler Asauman Hanım, güzel yüreğinize sağlık...

5 Şubat 2011 23:11

Şeniz' cim,
işte böyle zamanlarda "insan olmak"
anlam kazanıyor.

Lale' cim, gerçekten yakışmadı ona bu kadar hayat doluyken. A.Hakan' la pişmanlığımız ortak.

Amin Kamikaze' cim.

Buğday' cım,okuduklarım içinde bana en yakın geleniydi. İnsan 'oldu bir kere' diyebiliyor ancak.

Gençliği ve coşkusunu gördükten sonra, daha bir başka üzülüyor insan.

Çok teşekkürler,
Sevgiler...

5 Şubat 2011 23:28

Her ölüm erkendir ve hazırlıksız yakalar insanı...

5 Şubat 2011 23:30

Zamansız ve yanlış yerde bir ölüm. Bana en çok dokunan geride kalanlar o ölünün yakınları. Daha onları düşünen çıkmadı hiç bir medyada.

6 Şubat 2011 03:59

Hıncal Abi' miz sağolsun hepimizin yerine düşünmüş Sis' cim.:((

6 Şubat 2011 11:22

Canim Asu´m benim,
ne kadar incesin.
Sen onun ekrandaki halini elestirdin. Buna hakkin vardi elbet. Cünkü seninde begenine sunulmus bir gösteri sonucta. Üstelik kendisi hayattayken yaptin bunu. Sadece seni ilgilendiren yönüyle ele aldin. Ama simdi onun arkasindan yazilanlar neyin nesi?
Kadinin kimseyi ilgilendirmeyen özeli. Sen o masum yazini bile kaldirmissin ama milyonlarca insanin okudugu köse yazarlari bir ölünün ardindan ahlak dersi vermeyi kendilerine yakistirmis...

7 Şubat 2011 00:42

Sünter' cim,
Bir kere daha gördüm ki, insanoğlunun kötülüğünün sınırı yok.
Bir evladın bir tıkla ulaşabileceği okuyup üzülebileceği nasıl böyle gözardı edilebilir.
Tabii ki ben bu durumda sütten çıkmış ak kaşık gibi kalıyorum ama silmeseydim içim rahat etmeyecekti.
Çok sağol canım, rahatlatıcı sözlerin için...

7 Şubat 2011 01:13

Ebruli' cim, o dediğin çok doğru. Hiç kimse için olüm, beklenen, istenen bir şey değildir.

7 Şubat 2011 01:16

Yorum Gönder

Blog Widget by LinkWithin