Her mümin kendi bacağından asılır  

Posted by Asuman Yelen in , ,


Senelerce önceydi. Bizim kızlar henüz evlenmemişti. Hepimizin çalıştığı dönemler. Ortanca teyzem bir hafta sonu bizi ziyarete gelmişti. Beş vakit namazını hiç kaçırmaz, mutlaka kılardı.

İkindi vaktiydi. Seccadesini verip birimizin yatak odasını göstermiştik kılması için. Namaz bitince yanımıza geldi, bir yandan beyaz namaz örtüsünü katlayıp çantasına özenle yerleştirirken tek kaşı havada kınayan bir sesle şunları söyledi. " Kızlar, şu karyolanın altına bir bez sürüverin. Toz içinde. Ne kadar ayıp." Utanmak bir kenarda dursun, bakışıp kıs kıs gülüşmüş, o gittikten sonra epey bir konuşmuştuk bu konuda. "Böyle namaz mı olur" çerçevesi dahilinde bilmiş bilmiş ahkâmlar kesip, sonuçta biz onu kınamıştık(!) Hangi cüretle ise....

Emekli olduktan sonra, bir arkadaşım iftara davet etmişti. 13- 14 sene önceydi sanırım. Tam iftar vaktine meşhuur "Yalan Rüzgarı" denk geliyordu o yıllarda. Arkadaşımın o tarihlerde altmışlarının sonlarında olan annesi, son derece tatlı, çok sevdiğim, saydığım Nermin teyzem, bir kaç lokma iftarlık yedikten sonra biraz arkamızda aynı odada seccadesini serdi ve namaza durdu.
Ben hemen kumandaya atladım ve televizyonun sesini sıfırladım. Biraz sonra namazı bitip masaya dönen tatlı teyzem, bana sitem dolu tatsız bir bakış fırlattı. "Niye kıstın be Asumanım bari ucundan dinliyordum. Hadi şimdi anlatın bakalım. Krikıt sarı çocukla n'aptı. Barıştı mı."

Küçükken, bir çok çocuk gibi biz de namaz kılan büyükleri şaşırtmak, güldürmek için elimizden gelen şaklabanlıkları yaptık. Karşılarına geçip maymunluklar denedik. Biraz fazla samimi olduğumuz küçük teyzemin ayaklarını gıdıklamaya kadar götürdük işi. Namazı bırakıp terliği kapan koştu. Bir kişi hariç. Babaannem.

Babaannem Yemen' li olduğu ve Arapça da kendi lisanı olduğu için, okuduğu her duanın anlamını
biliyor, bu da onun gerçekten namaza konsantre olmasını sağlıyordu. Kur'an okurken sürekli tebessüm etmesi de eminim bu yüzdendi.

Bu sene sahuru beklerken izlediğim bütün sohbetlerde ortak konu sanki sözleşilmiş gibi bu konsantrasyon meselesinin nasıl aşılacağı, günlük hayatın, (sağlık, para, politik, özel) bir yığın sorunu arasında bunun mümkün olup olamayacağı konusu yatırıldı masaya.

Tüm bu tartışmaları, bu konuda söz sahibi, ilim sahibi, konuyu çok iyi bilen erbabına bırakalım.
Tartışılmayacak, hepimizin kabul edebileceği bir gerçek var ki, ibadet, kul ile Allah arasında.
Bunun dışında konuşabilecek, fikir beyan edebilmemi sağlayacak bir donanımım yok. Olsaydı da ben yine de fikir beyan etmezdim kesinlikle.

Benim küçük örneklerime gelecek olursak. ..

Büyük teyzemi, (bu yazıda bahsettiklerimin büyük olanını) bundan üç yıl önce doksanlarının sonunda kaybettik. Yalnız yaşıyordu. Bu onun tercihiydi. Aklı başındaydı ve beş vakit namazını hiç bırakmadı. Fazla konuşmazdı. Duygularını pek belli etmezdi. Hiç kimsenin, gelinlerinin arkasından bile konuşmadı. Hiç şikayet etmedi. Sabah çok erken saatte onu sakin uyuyormuş gibi bulan oğlunun çağırdığı doktor, ölümün doğal ve sıkıntısız olduğunu tesbit etmişti.

Hemşire olan ve hiç evlenmeyen küçük teyzem, hayatı boyunca ablalarının hemen her doğumunda bulunmuş, herkese gerekli zamanlarda yardıma koşan hayat dolu bir insandı.
Emekli olduktan sonra çok istediği şeyi yaptı, hacca gitti. Nasıl bir huzur bulduysa, (anlata anlata bitiremezdi) maddi manevi tüm şartları zorlayıp bir kez daha gitti ve orada vefat etti.

Nermin Teyzem hala hayatta. Sağ elinin badem parmağı kumanda aletinin açma-kapama düğmesine yapışık, televizyonun karşısındaki koltuğunda seyredebildiği kadar dizi seyrediyor. Yarışmaları takip ediyor. 'Haber ajanslarını' ise hiç kaçırmıyor. Tabii namazını da...

Allah ona sağlıklı uzun ömürler versin...


Sevgiyle kalın...

This entry was posted on 31.08.2010 at Salı, Ağustos 31, 2010 and is filed under , , . You can follow any responses to this entry through the comments feed .

14 yorum

Benim annemde namaz kılarken biz tv sesini biraz açtığımızda ya da kardeşimle tartışmaya başladığımızda bizi uyarmak amacıyla rükuya varırken yada kalkarken falan yüksek sesle "Allahuekberr" meaili namazım bitti bilirim size yapacağım" derdi :)

1 Eylül 2010 02:11

Aslında normal tepki bu herhalde Şeniz' cim. Ama Nermin teyze zaten namazını özellikle o odada kılıyordu diziyi kaçırmamak için. :))Ama şu da var ki hiç kılmıyor da olabilirdi. Karışık, ince işler bunlar...

1 Eylül 2010 02:19

Demişsiniz ya ince işler bunlar diye, aynen öyle...

Kimin huşu içinde namaz kıldığı belli değil. Allah biliyor :)

Ama ne bileyim insan nazama duracak olsa şeytanda duruyor yanında :)) Olmadık şeyler geliyor insanın aklına.

Öte yandan tüm sureleri, rekatları yıllarca okuya okuya, yapa yapa insan beynine bir tür egzersiz oluyor. Beyin sürekli çalıştığı için ne unutkanlık ne tembellik kalıyor.

Gidenlere rahmet, kalanlara sağlıklı bir ömür dilerim.

1 Eylül 2010 10:01

Babaanne için ne büyük mutluluk okuduğunu anlayabilme. Gündelik telaşlarda, akılda binbir soru konsantre olmak zor. Aslında seninde söylediğin gibi işin ince noktası ne okuduğumuzu bilmemekten kaynaklanıyor. Ne okuduğumuzu bilsek orda düşünme ona odaklanma daha kolay olacaktır elbette.

Bu çok ince bir nokta, çok içsel çünkü. Kalpten hissetmekle, istemekle ilgili. Sayısız dua, ayet, sure bilebilirsiniz ama bazen tek bildiği duayla namaz kılanın huzuruna erişemezsiniz.

Umarım hayatta her safhada bu iç huzuru yakalayabiliriz.

Sevgiler Asuman abla...

1 Eylül 2010 10:21

Sevgili Newbahar,
Niyet iyi, yürek temiz olsun, kimseye iftira etmeden, kul hakkı yemeden, kalp kırmadan insan gibi yaşayalım gerisini Allah bilir öyle değil mi.
Sevgiler...

1 Eylül 2010 11:22

Ben de bu din işinin tamamen Allahla kul arasında kimsenin bilemeyeceği özel birşey olduğunu ve esas kıstasının vicdan olduğunu düşünenlerdenim. Ama ibadetini dört başı mamur yapabilenlere ne mutlu tabii ki, Allah kabul etsin.
Anneannemin en güzel namaz olayı secdeye vardığı zaman yeleğinin cebinden hiç eksik etmediği kuruyemişlerin seccadeye dökülüşü ve bizim onları kapışmamızdı. Tabii arkasından Şeniz'in annesi gibi davudi bir "Allahuekber" gelirdi:))

1 Eylül 2010 11:44

Tıpkı özetlediğin gibi İlknur' cum.
Bu çok hassas bir konu. Galiba her şey samimiyetten ve olduğu gibi davranmaktan geçiyor.
Ben bu hoş ve herkesin zaman zaman yaşadığı şirin örnekleri yazarken bunu vurgulamaya çalıştım.
Sağol katkıların için...

1 Eylül 2010 11:46

İlk cümlene altını kalınca çizerek katılıyorum Leylak' cım. Allah herkesin ibadetini kabul etsin.
Anneannenin yemişlerini kapışma olayınız çok şirin bir anı.
Etrafında böyle canavar çocuklar olunca nasıl konsantre olabilir insan :))

1 Eylül 2010 11:57

Sayın Asuman Yelen,
Yazıyı okuyunca rahmetli annemle, rahmetli babannem birlikte namaz kılarlardı. Biz küçüktük en küçük kardeşimle ben arkalarında beklerdik rukuya eğildikleri an sırtlarına binerdik onlarla birlikte eğil kalk yapardık ama namaz bittikten sonra yediğimiz sopanın haddi hududu olmazdı hey gidi günler.
Tüm kaybettiklerimize yüce Allah'tan rahmetler diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla

1 Eylül 2010 14:06

Sayın Haykırış,
Anlaşılan hepimiz bu tarz çeşitli tacizlerde bulunmuşuz namaz kılan büyüklerimize. Konsantre olamamanın altındaki gerçek böylece çıkıyor ortaya:)))
Bunlar da hoş, şirin anılar. Hepsi da nurlar içinde yatsın.
Sağlıkla kalın...

1 Eylül 2010 14:20

Sağlıklı uzun ömürleri olsun Asuman'cım,
Okurken hep aynı kulvarlarda koşmuşuz hissini bir kere daha yakaladım ve çok mutlu oldum arkadaşım. Her satırı çok tanıdık.
Sevgiler ve iyi sahurlar.

3 Eylül 2010 01:30

Bu aynı yaşlarda olmamızdan ve aynı aile yapısında yetişmiş olmamızdan kaynaklanıyor Nur' cum.
İyi sahurlar arkadaşım...

3 Eylül 2010 01:59

Namazda huşuyu yakalamak gerçekten zor. Namazlardan sonra bir de tevbe istiğfar etmemiz gerekiyor sanırım. Allahü Teala bizim dünya düşüncesi olmadan namaz kılamayacağımızı bildiğinden, namazın sonuna bir de tesbih lütfetmiş. Subhanallah, elhamdülillah, allahüekber.

20 Eylül 2010 17:23

A.Y. Hoş geldiniz önce.
Kafalar bu kadar karışık ve dolu iken tek bir yere odaklanabilmek imkansız gibi bir şey. Bu namaz bile olsa.
Ne yapabiliriz, Allah yine de kabul etsin demekten başka.
Sevgiler...

20 Eylül 2010 20:29

Yorum Gönder

Blog Widget by LinkWithin