Ela Gözler  

Posted by Asuman Yelen




 "Biraz zamana ihtiyacım var sadece" diye düşündüm sabah. Paçoz parkın aynı noktasında

koklaya koklaya bulup uzandığı yerde pinekliyordu. Ya sabah güneşi o saatte esen rüzgârın

ürpertisini engelleyemiyordu ya da sorun bendeydi. Üşüyordum eni konu. Paçozun etrafında

onu görecek şekilde parkı turlarken minikler, kimi anneleri, kimi babalarıyla kimi de ikisinin

ortasında, yavaş yavaş görünmeye başladılar. Fotoğraflar çekildi. Çocuklar da anneler de

endişeliydi sanki. Tebessümler zoraki gibiydi.

Umutla kendi çocukluğuma gittim. Orada kötü hiç bir şey yoktu ve bu, üzerimdeki sıkıntıyı

ya da karamsarlığı her neyse kökünden kesip atabilmemin bu gün için yegâne çaresi

gibiydi.

Yukarıdaki resim okul kaydı için çekilmişti. Üzerimdeki,  üzerinde kırmızı kabartma

 çiçek desenleri olan sarı naylon bir elbiseydi. Kumaşı Gaziantep' te iken alınmıştı.

Bayram içindi muhtemelen ve üç kıza yetecek kadardı. Yumuşacıktı, çok  güzel

kokuyordu. Asla unutmadım. O kadar çok mıncıklamış ve koklamıştım ki...

Ablam okula başladığında çok üzülmüştüm. Yapışık kardeşler gibiydik ve bir yanım

boş kalmıştı. Hal-i pür melâlimi gören babam bana da defter kalem vs. almıştı ve

her akşam ablam ne yapıyorsa aynısını yapmaya başlamıştım. Sonra Antalya' ya tayin

olduk.Evimizin yakınındaki Dumlupınar İlkokuluna annemin yanında keyiflle gittim.

İlkokulu yüzümde o aptal ve tatlı tebessümle tamamladım.

Dört elle sarıldığım bu güzel günlerin güleç yüzlü küçük kızı, geldiği gibi gidiverdi

ellerimden ve belleğimden. Tüm sıcaklığıyla birlikte. (Tuttum mu bırakmazdım halbuki)

Adımlarımı sıkılaştırıp bir yandan ısınmaya çalışırken yeniden "bir haftada toparlarum

kendimi" diye düşündüm. Sabah Koray'sız bir eve uyanmak, üstelik bir de

o berbat kâbustan. Daha da üşüdüm rüyamı hatırlayınca. Buz kestim. O insanlar...


Dört bir yanı cam bir oda. Kapısı da cam ve ardına kadar açık. Ben hareket 

yeteneğimi yitirmiş adeta donmuş kalmışım. Kara cübbeli maskeli yığınlarla insan

evimin tüm odalarına dağılmışlar talan ediyorlar. Seslenmek istiyorum sesim

çıkmıyor. Çekmeceler iniyor, sandıklar kurcalanıyor. Ortalıkta ürpertici bir sessizlik...

Birileri gidiyor, diğerleri geliyor. Yakınlardan uzaklardan oğul oğul geliyorlar.

Kimi yüzünü cama yapıştırıp beni inceliyor. Bazıları çok tanıdık. "Niçin yanıma

gelmiyorsun, niçin konuşmuyorsun" demek istiyorum sesim çıkmıyor. Yüzler...Kimi

çirkin, kimi güzel, kimi hüzünlü kimi düşman tavırlı tanıdık tanımadık bir sürü yüz.

Birden herkes benim odanın camına birikiyor. Çok yüzlü kocaman tek bir vücut

oluşturuyorlar. Bir sürü kol, uzun rengarenk sivri tırnaklı yüzlerce el  camı zorluyor.

Korkuyla oturduğum yerde büzülüyor yüzlerine bakıyorum. Kimi kanlı, kimi 

şaşkın, kimi kızgın gözlerle bana bakıyor.  Çok tanıdık bir çift ela gözle karşılaşıyorum.

"Niçin?..." demek istiyorum ama sesim yine çıkmıyor. Aslında kimseden ses çıkmıyor.

Ela gözler doluyor. Biraz umutlanıyorum. Sonra birden korkunç bir şangırtı...


Ter içinde uyandığımda gün yeni ağarmıştı.

Akşam, saat beşe kadar o sıkıntılı, bun hal üzerimdeydi. Öyle ki kahve için telefon

açan Rayuş' u temizlik bahanesiyle geri çevirdim. Biraz sonra elinde içi bol köpüklü

kaynar kahveyle dolu bir cezve, yüzünde maraklı bir bakış kapıda bitiverdi.

O da dağıtamadı sıkıntımı. Rüyamı anlattım. "Geç yiyorsun akşam" dedi. "Sevineceksin"

dedi. Sonra endişeli, gözü arkada kalarak gitti.


Sonra saat tam beşte o güzel sözleri işittim. Hem de ela gözlü birinden...

Dünyalar benim oldu. Böyle bir mutluluğu asla beklemiyordum.

Rayuş bir kere daha haklı çıkmıştı....

Akşam sevdiğim Sonbaharın tam ortasında Paçoz' la gezinirken hiç üşümedim...


Hep sevgiyle kalalım....




This entry was posted on 11.09.2012 at Salı, Eylül 11, 2012 . You can follow any responses to this entry through the comments feed .

4 yorum

Kâbus cidden fenaymış. ama son günlerdeki yorgunluğun sonucudur bence. Sen rahat tut içini.

Yazı girişin ise bana da okula başlangıçların hem ebeveyn hem çocuk için günümüzdeki gibi korku-telaş-belirsizlik yerine bir büyük heyecan olduğu zamanları hatırlattı.

11 Eylül 2012 03:27

Muhtemelen öyledir Sis.
Eskiden çocuklar daha keyifle başlardı gerçekten okula.

11 Eylül 2012 08:53

Bu aralar benim ruh halim de böyle Asucum, ciddi bir sorun yok ortada ama bir sıkıntı hali hep içimde. Senin kabus pek fenaymış ama neyse ki iyi gelmiş sonu.
O elbisenin kokusu, benim burnuma da beyaz üzerine eflatun, mor puanlı bir bir bayramlığın kokusunu getiriverdi biliyor musun? Sanırım aynı kumaştı, güzel kokardı onlar...

11 Eylül 2012 10:41

Bu tür şeyler küçük çocuklar için çok önemli galiba:)
Umarım, sen de kısa zamanda üzerinden atarsın sıkıntılarını Leylak' cım.

11 Eylül 2012 10:52

Yorum Gönder

Blog Widget by LinkWithin